Tarlabaşı’ndan Paris’e
Kadınların kente yazdığı ortak hikâye
Tarlabaşı’nda ve Paris’te yaşayan kadınların yaşadıkları mahallelere dair çektikleri fotoğraflardan oluşan “Birlikte Güçlüyüz” sergisi, Tarlabaşı Toplum Merkezi ile Paris’te faaliyet yürüten L’Acort’un, Mekanda Adalet Derneği işbirliğiyle yürüttüğü bir projenin sonucu olarak Tütün Depo'sunda ziyarete açıldı.
Serginin çıkış noktasında basit ama çok güçlü bir soru duruyor. Paris’in 10. bölgesi ve çeperinde, çoğunlukla Türkiye’den zorunlu göç etmiş kadınlarla çalışan L’Acort’la ilk temas kurulduğunda, Tarlabaşılı kadınlardan biri şunu sormuş: “Bizim yaşadığımız zorlukları onlar da yaşıyor mu?”
Bu soru, iki farklı kent arasında kurulan ilişkinin de anahtarı oluyor. Sergi, farklı coğrafyalarda yaşayan kadınların kentle kurdukları ilişkiye, maruz kaldıkları eşitsizliklere ve ortak deneyimlerine kadınların bakışlarıyla odaklanıyor. Sergi, 24 Ocak'a kadar Tütün Deposu'nda ziyaret edilecek.
TTM, bu serginin yarattığı karşılaşmanın ve ortak üretimin heyecanını yaşarken, uzun süredir devam eden yoğun bir hukuki ve idari baskı süreciyle de karşı karşıya. Sergi vesilesiyle biraraya geldik; bu karşılaşmanın kadınlar için ne anlama geldiğini, sınırları aşan ortak deneyimleri ve TTM’nin tüm baskılara rağmen sürdürdüğü dayanışma ve mücadeleyi TTM Başkanı Gökçe Baltacı anlattı.

“Birlikte Güçlüyüz” sergisi nasıl ortaya çıktı, süreci anlatır mısınız?
“Birlikte Güçlüyüz” sergisi için aslında bir projenin parçası hatta bir çıktısı denebilir. Geçen sene Mekanda Adalet Derneği ile birlikte yürüttüğümüz proje kapsamında Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Paris’te çalışmalarını yürüten L’Acort yani benzer özellikler taşıyan iki örgüt olarak biraraya geldik. Kent hakkına erişim ve kentte kadın olarak var olabilme üzerinden benzer deneyimleri olan kadınlarla eş zamanlı şekilde toplumsal cinsiyet, kent hakkı, mekan ve hafıza ve temel fotoğrafçılık becerileri gibi atölyeler yürüttük. Bu atölyelerin devamında kadınlarla hep bildiğimiz ama bazen görünür olmadığımızı hissettiğimiz sokakları bu kez nasıl deneyimlediğimize odaklanarak, yeniden yürüdük ve fotoğrafladık. Kimi zaman aynı sokak, aynı durak, aynı saatlerde farklılaşan deneyimlerimizi kimi zaman ise farklı sokaklarda olsak bile hissettiğimiz ortak duyguları paylaştık. Bu sergi, kentin kadınlar için nasıl bir mekâna dönüştüğünü bakarak bizi bu deneyime ortak eden bir çalışma olarak ortaya çıktı.
“Birlikte Güçlüyüz” başlığı sizin için ne ifade ediyor; bu ifade, serginin kavramsal çerçevesiyle nasıl örtüşüyor?
“Birlikte Güçlüyüz” belki ezbere bile duyulabilir fakat ortak gerçekliğimize karşı kurulan bir dayanışma sözü aslında. Kadınların yalnız olmadığını, yaşadıklarının bireysel değil yapısal olduğunu ve ancak birlikte güçlenerek buna karşı durabileceklerini ifade ediyor. Yani bir temenni değil; kadınların kendilerinin de çokça ifade ettiği gibi, birlikte üretirken, yürürken, konuşurken ve kendi hikâyelerini anlatırken deneyimledikleri somut bir güçlenme hâlini anlatıyor. Kadınların hem kendi hayatlarına hem de yaşadıkları mahallelere dair söz üretme hakkını geri alma çabasının bir karşılığı gibi görmek mümkün.
Sergi, Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin uzun yıllardır sürdürdüğü çalışmalarını nasıl bir bağlam içinde ele alıyor ve bu emeği izleyiciye nasıl görünür kılıyor?
TTM 2006’dan bu yana yoksulluğun, ayrımcılığın ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yoğun olarak yaşandığı İstanbul Tarlabaşı’nda, kadınlar ve çocuklar için hak temelli bir toplum merkezi modeliyle çalışan bir sivil toplum örgütü. Merkezde yürütülen çalışmalar kadınların ve çocukların kendi hayatlarının öznesi olduklarını birlikte yeniden hatırlamayı ve bu öznelik halinin önündeki engelleri birlikte bertaraf etmeyi hedefliyor. Aslında şunu söylemek mümkün; sergi de tam olarak bunu yapıyor: Kadınların gündelik hayatlarını, kentle kurdukları ilişkiyi ve maruz kaldıkları eşitsizlikleri kendi bakış açılarıyla görünür kılıyor. Bu yönüyle sergi, TTM’nin yıllardır savunduğu haklara erişim, özneleşme ve birlikte güçlenme yaklaşımının bir devamı.
Tarlabaşılı kadınlar serginin üretim sürecine hangi aşamalarda, ne tür katkılarla ve nasıl bir ortaklık ilişkisi içinde dahil oldular?
Kadınlar bu serginin konusu değil, doğrudan üreticileri. Biraz önce bahsettiğimiz atölyelerde birbirleriyle paylaşım alanları buldular ve birbirlerinin hikayelerine ortak oldular. Birçok kadın için bu süreç, gündelik bakım emeği ve yoksulluk döngüsü içinde ilk kez kendilerine alan açabildikleri bir deneyim oldu. Kadınlardan birinin söylediği gibi: “Hep çocuklar, hep çocuklar diye geçip gidiyorduk. Şimdi ilk kez kendimize zaman ayırabildik.” Kendimize ayıramadığıız bu zamanlarda, gezmek, sohbet etmek, bazen sadece binalara ve gökyüzüne bakmak için dolaşamadığımız çoğu zaman sadece zorunlu rotalarımız olan sokakları, birlikte, daha güçlü ve keyifle arşınladık. Fotoğrafların kendisi, serginin seçkisi, fotoğraflara verdiğimiz isimler hepsi kadınların kendileri tarafından belirlendi. Sürecin aktif özneleriydiler.
işten sonra dinlenmelik bir akşam için
Sergi, Tarlabaşı’nda ve Paris’te yaşayan kadınların kendi mahallelerine dair çektikleri fotoğraflardan oluşuyor. Farklı coğrafyalarda yer alsalar da, Paris’te ve Tarlabaşı’nda yaşayan kadınların gündelik hayatta karşılaştıkları benzer zorluklar neler ve bu ortaklıklar serginin anlatısına nasıl yansıyor?
Paris’in 10. bölgesi ve çeperinde çalışma yürüten L’Acort derneği genellikle Türkiye’den çeşitli zorunluluklarla göç etmiş insanların yaşadığı mahallelerdeki kadınlarla buluşturdu bizi. Yine Türkiyeli ama çoğu Türkiye’ye gelemeyen ve deneyimleri çoktan unutulmaya yüz tutmuş kadınlarla. Aynı zamanda tıpkı Tarlabaşı gibi göçle şekillenmiş ve bugün soylulaştırma baskısı altında olan mahallelerde yaşıyorlar. Çalışmanın en başında Tarlabaşılı kadınlardan biri, “Bizim yaşadığımız zorlukları onlar da yaşıyor mu?” diye sormuştu. Bu soru, sınırları aşan bir ortaklık ve dayanışma zemini yarattı aslında. Her iki yerde de kadınların güvencesiz çalışma, barınma sorunları, kamusal alana sınırlı erişim ve görünmezlik gibi çok katmanlı eşitsizliklerle karşı karşıya olduğu atölyeler ve fotoğraflarla daha da görünür oldu.
Paris ve Tarlabaşı’nı yan yana düşünmek bize ne söylüyor?
Paris’in çeperinde yoğunlukla göçmenlerin yaşadığı mahallelerle Tarlabaşı’nı yan yana koymak, kentte yaşanan eşitsizliklerin yerel değil, politik ve küresel olduğunu gösteriyor. Kent politikaları, göç ve soylulaştırma süreçleri farklı sınırlarda ve coğrafyalarda da olsak benzer sonuçlar üretiyor; kadınların kentten dışlanması ve mahalle hafızasının silinmesi. O yüzden bu sergi, “kenar” ya da “tehlikeli” olarak etiketlenen iki farklı yerdeki mahalleleri kadınların gözünden yeniden görmeye çağırıyor.
Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne (TTM) açılan “fesih” davasının son durumu nedir ve bu sürecin merkezin çalışmaları üzerindeki etkileri neler oldu?
TTM hakkında açılan fesih davası, 2022 yılından bu yana devam eden ve sınırları giderek keyfileşen bir yargı sürecinin parçası. Davanın temelini, en fazla idari para cezası doğurabilecek nitelikteki usul iddiaları ile “ahlaka aykırılık” gibi muğlak bir kavram oluşturuyor. Ayrıca, çocuklara yönelik faaliyetler üzerinden LGBTİ+’ları hedef alan ne bilimsel ne çocuk hakları temelli ne de hukuki hiçbir temeli olmayan suçlamalar ileri sürülüyor.
Bu dava süreci boyunca defalarca uzmanlar davanın temelsiz olduğuna dair görüş sundu, ihtiyati tedbir kararına karşı açılan dava kazanıldı, ancak fesih dava sürekli ertelenerek TTM üzerinde fiili bir faaliyet durdurma etkisi yaratılıyor. Bugün gelinen noktada dava hâlâ sonuçlanmamış olsa da, sürecin kendisinin bir cezalandırma mekanizmasına dönüşmüş durumda olduğunu söylemek mümkün.
İleri sürülen iddiaların hiçbiri ne gerçek ne de mümkün. Bırakın çocukları zorla herhangi bir şey yapmayı, zorla atölyelerine bile sokmayan, çocukların gönüllü ve anlamlı katılımını, ihtiyaçlarını ve hiçbir şekilde zarar görmemelerini tüm çalışmalarının esas dayanağı haline getiren bir merkez için bu iddialar gülünç. Buna rağmen bu dava, TTM’nin çalışmalarını sınırlandırmayı, kadınlarla ve çocuklarla kurulan güvenli alanı zayıflatmayı ve insan hakları mücadelesi yürüten örgütlere gözdağı vermeyi amaçlayan politik bir baskı aracına dönüştü. Biz ise tüm dayanışma gösteren kişi ve kurumlarla, bu sürecin hukuki değil politik olduğunu bilerek, mücadelemize devam ediyoruz ve edeceğiz.
Fesih davasının 12. duruşması görüldü: Mücademize devam edeceğiz
Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (mahallede bilindiği ismiyle Tarlabaşı Toplum Merkezi, TTM) hakkında kanuna ve ahlaka aykırılık iddiasıyla açılan fesih davasının 12. duruşması 21 Ocak 2026 Çarşamba günü saat 10’da İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde görüldü. Duruşmayı TTM gönüllüleri, hak savunucuları ve diplomatik temsilciler izledi.
Şubat 2022’de açılan fesih davası, dernek yöneticileri hakkında açılan ceza davası gerekçe gösterilerek sonuçlandırılmıyor. Ancak Haziran 2021’den beri süren karalama kampanyası, çeşitli davalar ve dernek merkezinin mühürlenmesi TTM’yi mahalledeki faaliyetlerini yürütemez hale getirdi. 29 Eylül 2025 tarihli 11. duruşmada, aralarında baroların ve hak örgütlerinin olduğu 11 kurum TTM yanında dosyaya fer’i müdahil olma talebinde bulunmuştu. 11 kurum, TTM hakkındaki fesih davasının tüm sivil alana ve özellikle kadın ve çocuk haklarına yönelik bir tehdit olduğunun altını çizmişti.
TTM: “Mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz”
Duruşma öncesi Çağlayan Adliyesi önünde toplanan TTM gönüllüleri ve hak savunucuları, basın açıklaması okudu. “Bugün Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne açılan kapatma davasının 12. duruşması için adliyedeyiz. Uzatılan yargılamalarla bizi pes ettirmeye çalışanlara inat, mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. TTM Tarlabaşı’na geri dönsün, Tarlabaşılı kadınlar ve çocuklar güvenli alanlarına kavuşsun, hak savunucuları işlerini yapabilsin diye, “TTM’yi geri istiyoruz” demek için buradayız.” dediler.
Amasız fakatsız dayanışma çağrısı
Basın açıklamasında sivil alana yönelik artan baskılara ve Aralık 2025’te müstehcenlik iddiasıyla mahkeme kararıyla feshedilen Genç LGBTİ+ Derneği’ne de değinildi ve dayanışma çağrısında bulunuldu.
Hak savunucuları ayrıca sivil alana yönelik bu saldırıların aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef aldığının altını çizdi: “Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışmaların “genel ahlak” kisvesi altında suç haline getirilmesi, başta bu çalışmalara katılan ötekileştirilen grupları etkiliyor. Halihazırda haklarına erişimi kısıtlanan kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar, destek mekanizmalarından, güvenli alanlarından, ait hissettikleri topluluklardan koparılıyor. Bundan 4,5 yıl önce TTM’ye yönelen ve halen devam eden kapatma tehdidinin, LGBTİ+ karşıtı yasa teklifi önerilerinin tartışıldığı 2025’te Genç LGBTİ+ Derneği’ne karşı uygulanması, sivil alana karşı saldırılar karşısında ortak mücadelenin önemini ortaya koyuyor. Hak savunucuları olarak tüm sivil alanı amasız ve fakatsız olarak Genç LGBTİ+ Derneği ve TTM’yle dayanışmaya davet ediyoruz.”
Bir sonraki duruşma 16 Eylül 2026 saat 10.00’a ertelendi.

