Kamuoyunda “katliam yasası” olarak anılan 7527 sayılı Kanun’un kabul edilmesinin üzerinden 2 yıl geçti. Katliam yasasının 2. yılında yaşam hakkı savunucuları, Kadıköy Süreyya Operası önünde ve İskele’de yaptıkları eylemde yasanın iptal edilmesine çağrıda bulundu.
Kadıköy’de yürüyüş ve ardından basın açıklaması yapıldı. Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, Cüret Antikapitalist Hayvan Özgürlüğü Hareketi, Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları’nın yaptıkları basın açıklaması şu şekilde:
Bugün, yüzyıllardır bu topraklarda sokaklarımızı, mahallelerimizi ve yaşamı paylaştığımız hayvanları hedef alan Katliam Yasasının Meclis'ten geçirilmesinin ikinci yılı.İki yıl önce yürürlüğe konan bu kanlı yasa; merkezi iktidar ile yerel yönetimlerin ortaklaşa yürüttüğü toplama, tecrit ve öldürme politikalarını kurumsallaştırarak hayvanlara yönelik katliamı ve soykırımı sistematik bir yönetim pratiğine dönüştürdü.
"Tüm hayvanları kapsayan bir katliam siyaseti"
Ana akım medya ve sosyal medyada bilinçli olarak üretilen hayvan karşıtı söylemler; iktidarın desteği, yarattığı cezasızlık politikası ve Güvenli Sokaklar Derneği gibi oluşumların hedef gösterici kampanyalarıyla güçlendirildi. Bu düşmanlaştırma politikalarının sonucunda çıkarılan yasa; yaşam hakkını hedef alan, şiddeti ve rantı büyüten, tetikçi güç odaklarına alan açan bir katliam düzeni kurdu. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun temelini oluşturan "aşıla, kısırlaştır ve yerinde yaşat" ilkesi tasfiye edildi; yerine "ihale ver, rant elde et; topla ve katlet" düzeni getirildi.
Katliam siyaseti artık yaşamın her alanına yayılmış durumda. Bu politikanın ilk adımı, "yasaklı ırk" adı altında belirli köpeklerin hedef hâline getirilmesi oldu. Oysa hiçbir canlının yaşam hakkı, ait olduğu ırka göre sınırlandırılamaz ya da ortadan kaldırılamaz. Belirli ırkları hedef alan bu ayrımcı ve türcü anlayış, bugün sokakta yaşayan tüm hayvanları kapsayan bir katliam siyasetine dönüştü.
Bu siyaset artık yalnızca sokaklarla sınırlı değil. Mahallelerden üniversitelere, tüm kamusal alanlar bu şiddet politikalarının hedefi hâline getiriliyor. NATO Zirvesi bahanesiyle Ankara'da on binlerce köpek toplatıldı. Bugün üniversiteler de aynı politikanın hedefi hâline getiriliyor. Diyarbakır'da 120, Hacettepe Üniversitesi'nde ise 39 köpek toplatıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü'nde öğrenciler, kayyım rektörlüğün hayvanları hedef alan toplama planına karşı günlerdir nöbetlerini sürdürüyor.
"Yaşam hakkı savunucuları tehdit ediliyor"
Saldırılar yalnızca hayvanlara yönelmiyor. Necla Teyze'yi hedef gösteren, hakaret ve şiddet tehditleriyle yaşam hakkı savunucularını sindirmeye çalışan nefret dili giderek daha da yaygınlaştırılıyor. İzmir'de yaşam hakkı savunucusu Beray Yürek'in belediye personeli tarafından darbedilmesi, bu nefret ikliminin yaşam hakkı savunucularına yönelik fiili saldırılara dönüştüğünü göstermektedir. Bugün birçok yaşam hakkı savunucusu hedef gösterilmekte ve tehdit edilmektedir. Hayvanları hedef alan katliam siyasetiyle yaşam hakkını savunanlara yönelen saldırılar, aynı baskı ve sindirme politikasının parçalarıdır.
Bu katliam düzeni yalnızca toplama ve tecrit politikalarıyla değil; hayvanları metalaştıran ticaret, üretim ve sömürü düzeniyle de sürdürülüyor. Pet shop fuarlarından devasa üretim çiftliklerine, yetiştiricilik sektöründen ihale ağlarına kadar uzanan bu sistem rant ağlarını genişletirken; bir yanda mama, ilaç ve ötanazi ihaleleri üzerinden yandaş şirketlere kaynak aktarılıyor, diğer yanda ölüm kamplarına dönüştürülen bakımevlerinde hayvanlar açlığa ve sistematik şiddete mahkum ediliyor.
Bu şiddet düzeninin sürdürülebilmesi için barınaklar kamuoyunun denetimine kapatılıyor. Gönüllülerin, bağımsız gözlemcilerin ve yaşam hakkı savunucularının bu alanlara girişi engelleniyor. İçeride yaşanan açlık, şiddet ve ölümler gizleniyor. Denetimsizlik ve cezasızlık, bu katliam düzeninin en önemli güvencelerinden biri haline geliyor.

"Toplama ve tecrit politikası yayılıyor"
Bugün yaşananlar; merkezi iktidar, yerel yönetimler ve kendisini muhalefet olarak tanımlayan siyasi partiler eliyle birlikte yürütülen sistematik bir ölüm politikasını gözler önüne seriyor. Halka "Bu yasayı uygulamayacağız" diyerek söz verenler; iktidarın ölüm politikasına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yürütmek yerine, toplumsal muhalefetin direnişine sırtını dönüyor, hayvanların toplatılmasına, tecrit edilmesine ve katledilmesine ortak oluyor. Bu siyasal zeminden güç alan iktidar, İçişleri Bakanı aracılığıyla yılbaşına kadar sokakta yaşayan köpeklerin tamamının barınaklara toplanacağını ilan ederek toplama ve tecrit politikasını ülke çapında yaygınlaştıracağını duyuruyor.
Kapitalist metalaştırmanın sömürü halkasının en büyüklerinden birisini oluşturan hayvanlar; piyasalarda ürünleştirilerek, yarıştırılarak bedensizleştirilir. Ticarileştikçe tekil birer hayvan olarak varoluşları ve yaşamları anlamsızlaştırılır. Hayvanın birey kimliği yok edilir, nesneleştirilir. Hayvan salt ürüne indirgenir. Değerli yaşamları da amansız bir piyasa rekabetinde kâra ve istatistiki verilere, performans kapitalizminin malzemesine dönüşür. Bugün gelinen noktada yalnızca alınıp satılabilen, bakanlık, belediye ve şirketlere büyük paralar kazandıran, damızlık olarak kullanılabilen cins kedi ve köpekler yaşam hakkı bulabiliyor, ta ki terk edilene kadar.
İktidar ve yerel yönetimler dahil tüm siyasi partiler sokakta yaşayan hayvanlarını bakımevi denilen tecrit kamplarında toplayarak öldürüyorlar. Biz hayvan yaşam savunucuları yalnızca kedi ve köpekleri değil, güvercin, karga ve martıları da düşmanlaştıran zihniyete karşıyız, yaşamın yanındayız. Onları da beslemeye, yaşatmaya devam edeceğiz. Hayvanlardan arındırılmış, yoksullardan, işçi emekçilerden arındırılmış, güvenlikli lüks sitelerle çevrilmiş, soylulaştırma yapılarak yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmiş steril kentler yaratılıyor. Halkı soyarak servet transferinin tepesinde yer alanlar bu steril beton kentlerde hayvanlara olduğu gibi bizlere de yaşam alanı bırakmıyor. Yeşil alanların ve insan dışında hiçbir hayvan türünün kalmadığı açık hava hapishanesi şehirlerde daha kötü günleri yaşamamak için bugünden hayvanlar dahil her kültürden, görüşten insanlarla komşularımız için mücadele etmek ses çıkarmak ve örgütlenmek mecburiyetindeyiz.
Tüm türlerin tasmalardan, zincirlerden, prangalardan, kafeslerden kurtulduğu, baskısız, sömürüsüz, eşit, özgür, vegan ekolojik bir toplumu ve dünyayı mücadeleyle yaratacağız.
Bu sömürü ve katliam sistemini hep birlikte yıkacağız!
Katliam yasasını geri çekin, hayvanlara şiddetin önüne geçin!
Hayvanlar rant malzemeniz değildir!
Bu yasa kanla yazıldı, direnişle silinecek!

"Yaşam kazanacak, dayanışma kazanacak"
Sevgili dostlar, yaşam hakkı savunucuları;
Yolumuz uzun, mücadelemiz zorlu. Bir yandan katliam politikalarına karşı yaşamı savunuyor, diğer yandan bu politikaların hedefi haline getirilen hayvanları kurtarmaya çalışıyoruz. Her gün yeni bir saldırıyla, yeni bir hukuksuzlukla, yeni bir katliam girişimiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ama bu düzeni değiştirecek iradeye sahibiz.
Umudunu kaybedenler olabilir. Yorulanlar, öfkelenenler, çaresiz hissedenler olabilir. Tam da böyle zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılacak, dayanışmayı büyütecek ve bu çürümüş düzen karşısında mücadeleyi daha da güçlendireceğiz.
İktidara ve sözde muhalefete buradan bir kez daha sesleniyoruz! Katiller gidecek, hayvanlar kalacak! Siz gideceksiniz; yaşam kazanacak, dayanışma kazanacak, mücadelemiz kazanacak."



