Ermenistan- Azerbaycan- Türkiye
"Kısır Döngü” mü, “Adım adım ilerleme” mi?

Yerevan merkezli düşünce kuruluşu APRI Armenia’nın 23–25 Eylül’de Ermenistan’da düzenlediği forumun bu yılki teması “Değişimin Mimarisini Çizmek”ti. Foruma katılma şansım oldu ve pek çok tartışmayı yerinde gözleyebildim. Foruma Ermenistan, Türkiye, Azerbaycan, İran, Rusya ve Gürcistan’dan uzmanlar kâh fiziken kâh zoom aracılığıyla katıldılar. Türkiye’den ve Azerbaycan’dan katılımcılar zoom aracılığıyla katkıda bulundular, diğer katılımcılar ise Yerevan’daki salonda hazır bulundular. İlk günün sorusu netti: Azerbaycan’la barış anlaşması imzalanmadan, Türkiye sınırı açılmadan Ermenistan bu yeni mimaride nerede duracak?
Açılışın ardından ilk oturum, Ermenistan Ulusal Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Sarkis Khandanyan’la yapılan Ermenice söyleşiydi. Khandanyan, okulda kendilerine “Ermenistan farklı dünyaların arasına sıkışmış bir kamadır” diye öğretildiğini hatırlattı; bugün ise coğrafyanın bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Ona göre egemenliği korumanın yolu, “başkalarının çıkarlarının çatıştığı nokta” olmaktan kaçınmak ve tek bir güç merkeziyle “özel” ilişkiler kurmamak.
Khandanyan: Süreç çıkmazda değil
Khandanyan moderatör ve APRI Başkan Yardımcısı Anahit Pilibosyan’ın açılış konuşmasında zikrettiği “Azerbaycan–Türkiye–Ermenistan kısır döngüsü” ifadesine katılmadığını, Türkiye ile normalleşme sürecinin çıkmazda olmadığını söyledi. Somut adımlar olarak Türkiye’nin Ermenistan’a Ahılkelek–Kars demiryolunu kullanma imkânı tanıması, tarihi Ani köprüsünün yeniden inşası, Kars–Gümrü demiryolu için kurulan çalışma grubu, iki kez düzenlenen iş forumunu sıraladı. Khandanyan ancak “Bu yetmez. Türkiye çoktan Ermenistan’la sınırını açmalı ve diplomatik ilişki kurmalıydı.” derken, sürece inanıp inanmadığı sorusuna ise “İnanıyorum, çünkü inanmasam bu yönde çalışmak zor olurdu” yanıtını verdi.
Khandanyan Rusya ile ilişkiler konusunda da açık konuştu. Yaşananların, “Rusya’nın Ermenistan’ın güvenlik garantörü olmadığını ve olamayacağını” kanıtladığını ama bu durumun, ilişkilerin kopması anlamına gelmediğini söyledi. Ermenistan’ın güneyinden geçerek Azerbaycan’ı Nahçıvan’a bağlayacak TRIPP yolunun (Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu), Ermenistan’ın ablukadan kurtulması için büyük bir fırsat olduğunu; ama “tek işleyen proje” olarak kalırsa sorun çıkacağını ekledi.
Ardından gelen ABD–Ermenistan oturumu, ilişkinin ekonomik tarafına odaklandı. Uluslararası Özel Girişim Merkezi’nin (CIPE) Ermenistan ofisini yöneten Luiza Ayvazyan, siyasi anlaşmaların tek başına yetmediğini, yatırımcının öngörülebilir kurallar görmek istediğini söyledi. Özel sektörün gördüğü en ciddi eksikliğin yasalarda değil uygulamada olduğunu belirterek “Çok güzel yazılmış bu yasaları gerçekte nasıl uygulayacağımızı öğrenmemiz gerekiyor.” dedi.
“ABD’de ara seçimden sonra ilgi azalabilir”
Söyleşiyi yöneten Amerika Ermeni Asamblesi’nin Ermenistan direktörü Armen Sahakyan’a göre Ermenistan–ABD ilişkileri birçok açıdan “altın çağını” yaşıyor ama Kasım’daki ara seçimlerden sonra Washington’un ilgisinin azalmasına hazırlıklı olmak gerekiyor. Sahakyan, TRIPP’in pek çok ayrıntısının henüz belli olmadığını, iki ülkenin stratejik ortaklık şartında ise Gümrü–Kars demiryolunun adının açıkça geçtiğini hatırlattı.
İran’ın TRIPP şartları
Günün diğer oturumları, Ermenistan–Azerbaycan–Türkiye üçgeninin çevresindeki güçlerin tutumunu göstermesi açısından çok önemliydi. İran’ın Ermenistan Büyükelçisi Khalil Shirgholami, Tahran’ın TRIPP’e iki şartla karşı çıkmadığını söyledi: Ermenistan’ın toprak bütünlüğüne zarar verilmemesi ve bölgede ABD askerî varlığı bulunmaması. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin (RIAC) eski genel direktörü Andrey Kortunov ise Putin’in “medeni boşanma” ifadesini yorumladı. Kortunov, Ermenistan Avrupa Birliği’ne yöneldikçe Moskova için “aile üyesi” olmaktan çıkıp bir komşuya, hatta Rusya’yla sınırı olmadığı için “kapı komşusu bile olmayan” bir komşuya dönüştüğünü söyledi.
"Kısır döngü” tartışması
Günün en hararetli oturumu, “kısır döngü” kavramının doğrudan masaya yatırıldığı Ermenistan–Azerbaycan–Türkiye paneliydi. Pilibosyan kavramı şöyle tanımladı: Azerbaycan, barış anlaşmasını imzalamak için Ermenistan Anayasası’nın değiştirilmesini şart koşuyor; Ankara ise normalleşmeyi bu anlaşmanın imzalanmasına bağlıyor.
Kavramı ortaya atan APRI’den Benyamin Boğosyan’a göre ortada bir atılım yok. Eylül 2026’dayız ve Ermenistan Azerbaycan arasında barış anlaşması hâlâ imzalanmadı. Temmuz 2022’de Ankara ile Yerevan arasında üçüncü ülke vatandaşları ve diplomatik pasaport sahipleri için sınırın kısmen açılması konusunda varılan uzlaşı bile dört yıldır uygulanmadı. Boğosyan’a göre “Ermeni hükümeti Azerbaycan’ın taleplerini ve Türkiye’nin beklentilerini karşılamak için muhtemelen yapması gerekenden bile fazlasını yaptı.
AVİM: Asıl sorun Türkiye’nin durağanlığı değil
Ankara merkezli Avrasya İncelemeleri Merkezi’nden (AVİM) toplantıya zoom ile katılan Hazel Çağan Elbir ise tabloya itiraz etti: “Kayıtlar bunu pek desteklemiyor. Türkiye dosyayı ilerletmeye devam etti.” dedi. Elbir özel temsilcileri, Yerevan’a tarifeli uçuşları ve demiryolu çalışma grubunu örnek gösterdi. Ankara’nın “güvenin oluşmasını beklemediğini, harekete geçerek güven ürettiğini” söyledi. Asıl sorunun Türkiye’nin durağanlığı değil, Yerevan ile Bakü arasındaki hukuki kapanışın tamamlanmaması olduğunu savundu.
Elbir, Türkiye’nin “bölgede lider olma ya da gücünü pekiştirme hevesi” olmadığını söyledi ve bir ayrıntının altını çizdi: Türkiye özel temsilcisini görevde tutuyor, Ermenistan’ın ise şu an aktif bir temsilcisi yok. Hatırlamak gerekirse, Ermenistan’ın temsilcisi Ruben Rubinyan Ağustos başında Meclis Başkanı seçildi ve yerine henüz bir atama açıklanmadı.
Hüseynov: Adım adım ilerliyoruz
Bakü’deki AIR Center’dan Vasif Hüseynov da “kısır döngü” nitelemesinin kamuoyunu cesaretsizleştirdiğini belirterek, “Bu bir döngü değil, doğrusal bir süreç; adım adım ilerliyoruz.” dedi. Hüseynov, Ermenistan Anayasasının değişikliğinin önümüzdeki birkaç ay içinde gerçekleşebileceğini düşündüğünü de ekledi.
Boğosyan: Bütün sınırlar açılmalı
Benyamin Boğosyan’ın asıl kaygısı ise sıralamaydı. Türkiye’nin inşasına başladığı Kars–Nahçıvan demiryolu ve TRIPP devreye girdiğinde Bakü’den Tiflis’e, Kars’a, Nahçıvan’a ve Ermenistan üzerinden yeniden Bakü’ye uzanan dairesel bir hat oluşacak. Boğosyan “O zaman Azerbaycan Tavuş’taki sınırı veya Nahçıvan sınırını neden açsın?” diye sordu. Ermenistan’ın stratejik çıkarının “yüz metrelik bir geçiş” değil, Türkiye sınırı dahil bütün sınırların açılması olduğunu vurguladı.
Hüseynov’un kendi sözleri de bu soruyu açık bırakıyordu. TRIPP’in başlamasının güneyde sınırın en azından bir kısmının açılması anlamına geldiğini belirtti ama bütün sınırların açılıp açılmayacağı konusunda “bir şey söyleyemem” dedi.
“Zengezur” adlandırması üzerine keskin tartışmalar
Tartışma projenin ve bölgenin adlandırmasına gelince keskinleşti. Hüseynov ve Elbir, “Zengezur koridoru” ile TRIPP’i birbirinin yerine kullandıklarını açıkça söyledi. Elbir ayrımı şöyle kurdu: Bakü ve Ankara’nın “Zengezur” dediği şey bir işlevdi, yani Nahçıvan’a kesintisiz erişim. TRIPP ise Ermenistan toprağı, Ermenistan hukuku, karşılıklı kullanım ve ABD’nin kalkınma rolü üzerinde anlaşılan “işletim sistemi”nin ismi.
“Trump ismi caydırıcılık işlevi görüyor”
Elbir, Ermenistan tarafına bir de soru yöneltti: “Bölgeden olmayan Trump’ın adıyla anılması sizin için daha mı iyi?” Boğosyan önce Ermeni tarafının çizgisini hatırlattı: “TRIPP’in tam olarak ne olduğundan emin değiliz, ama Ermenistan’ın egemenliği dışında kalan bir koridor olmadığından eminiz.” dedi. Ardından Ermenistan’daki algının güzergâha Amerikalıları ve Trump’ın adını dahil etmenin, en azından Trump Beyaz Saray’da olduğu sürece, Azerbaycan’ın yolu zorla açma ihtimaline karşı “bir tür caydırıcılık” işlevi gördüğü şeklinde olduğunu söyledi.
Tiflis’ten gelen Gürcistan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Vakfı’ndan (GFSIS) Alex Petriashvili ise öğleden önceki son oturumda günün sözünü tekrarladı: “Bu kısır döngüden çıkın, kırın onu. Biz kolaylaştırmaya hazırız.”
Tel örgünün olmadığı bir sınırı hayal etmek
Günün sondan bir önceki konuşmacısı, Yerevan’daki AHA Collective’in kurucusu küratör Nairi Khaçaduryan’dı. Paris’te büyüdüğünü, orada sınırın bir otoyol tabelasından ibaret olduğunu, on bir yılı aşkın süredir yaşadığı Ermenistan’da ise sınırların hayatın her alanını belirlediğini anlattı. “İster dikenli telle kapatılsın ister kamyonlara açılsın, sonuç aynı: İnsanlar ayrı kalıyor.” dedi. Khaçaduryan, on yıllarca Araks kıyısındaki bir tel örgüye bakan insan için karşı kıyının, insanların yaşadığı bir yer olmaktan çıktığını anlattı, “Güney Kafkasya’da kuşaklardır kimi hayal edebileceğimize sınırlar karar veriyor.” dedi. Ayrıca Araks ve karşı kıyıdaki İran’a tel örgüsüz bakılabilen sınır köyündeki bir Ermenistanlının, taşlık bir yamaca nar, incir gibi meyve ağaçları dikip bahçesini herkese açtığını, ağaçların altında oturup meyve yiyenlerin, karşı kıyıdaki otoyolda giden arabaları, çalışan çiftçileri gördüğünü söyledi. Khaçaduryan’ın anlatımına göre o an karşıdaki komşu görünmez bir tehdit olmaktan çıkıyor; aynı güneşin altında, aynı vadide, aynı havayı soluyan biri oluyor.
Khaçaduryan, bu bahçeyi Araks’ın üzerinden bir köprüyle İran tarafındaki meyve bahçelerine bağlamayı öneriyor; insanların acele etmeden yürüyebileceği bir köprü. Konuşmasının sonunda forumun temasına dönerek “Değişimin mimarisi betona dökülmeden önce onu ortak hayal gücümüzde tasarlamalıyız.” dedi.
Forumda en çok yollar konuşuldu: demiryolları, koridorlar, hangi adımın hangisinden önce atılacağı, bir yola hangi adın verileceği. Bunların hepsi bölgenin geleceği için önemli. Ama bu tartışmalarda sınırın iki yakasında yaşayan insanlar çoğu zaman satır aralarında kaldı. Boğosyan’ın hatırlattığı 2022 uzlaşısı bile yalnızca üçüncü ülke vatandaşlarını ve diplomatik pasaport sahiplerini kapsıyor; Türkiye ve Ermenistan’ın sıradan vatandaşları, dört yıldır uygulanmayı bekleyen o küçük adımın bile dışında. Arpaçay'ın (Akhuryan) üzerindeki Ani köprüsü yeniden yapılırken bence sorulması gereken, bir gün o köprünün üzerinden insanların da yürüyüp yürüyemeyeceği. Sınır kapıları yalnızca kamyonlara açılırsa, kısır döngü kırılsa bile Khaçaduryan’ın dediği gibi insanlar ayrı kalır.



