Meksika'dan Türkiye'ye kadın mahpus olmak

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 16 Temmuz'da kadın mahpusların maruz kaldığı hak ihlallerini, görünmez kılınan ihtiyaçlarını ve cezaevlerindeki toplumsal cinsiyet dinamiklerini tartışmaya açan “Meksika'dan Türkiye'ye Kadın Mahpus Olmak” adlı çevrimiçi bir webinar düzenledi.
CİSST avukatlarından Özge Akyüz Türkiye ve dünyadaki güncel istatistikleri paylaşırken, "Hapishane ve Cinsiyet: Kadın Cezaevlerinin Hukuku ve Yazılı Olmayan Kanunları" kitabının yazarı, Meksika San Carlos Özerk Üniversitesi (UACM) Öğretim Üyesi Dr. Herlinda Enriquez Rubio Hernández ise yıllarca süren saha çalışmalarından yola çıkarak kadın cezaevlerinin "görünmeyen" dünyasını katılımcılarla paylaştı.
Rakamlarla kadın mahpus gerçeği
Webinarın açılışını yapan avukat Özge Akyüz, ceza infaz sistemlerinin erkekler esas alınarak tasarlandığını belirterek “Kadınlar hem sayılarının daha az olması hem de ataerkil politikalar nedeniyle görünmez kılındı. Oysa kadınların cezaevi deneyimi, erkeklerden birçok açıdan farklı ve kendine özgü ihtiyaçlar içeriyor” dedi.
Akyüz'ün paylaştığı veriler, küresel ve yerel düzeydeki artışı ortaya koyuyor. Dünya genelinde 740 binden fazla kadın ve kız çocuğu cezaevinde bulunuyor. Yaklaşık 19 bin çocuk, annesiyle birlikte cezaevi ortamında büyüyor. 2020 yılından bu yana kadın mahpus sayısındaki artış, erkek mahpuslardaki artışın yaklaşık 3 katına ulaştı.
Avukat Akyüz'ün aktardığına göre, Türkiye hapishanelerinde 20 binden fazla kadın bulunuyor ve bu sayı toplam mahpus nüfusunun yaklaşık yüzde 5'ini oluşturuyor. Son 25 yılda Türkiye'deki kadın mahpus sayısı yüzde 411 oranında arttı. Bu veri, Türkiye’yi kadın mahpus nüfusu en hızlı artan ülkelerden biri haline getiriyor.
Özge Akyüz, kadınların özgün ihtiyaçlarının gözetilmesi ve özellikle şiddet içermeyen suçlar için hapis cezası yerine alternatif infaz yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kadın ve erkek mahpuslar arasındaki farklar
Dr. Herlinda Enriquez Rubio Hernández, araştırmasına başlamadan önce kadın ve erkek mahpusların benzer koşullarda yaşadığını varsaydığını, ancak sahadaki gerçeklerin tamamen farklı olduğunu aktardı. Dr. Hernández'in gözlemlerine göre kadın ve erkek cezaevleri arasındaki bakım verme sorumluluğu, ekonomik yük ve kendi aralarındaki cezalandırma sistemi gibi temel ayrımlar bulunuyor.
Kadınlar cezaevinde de bakım veren konumda
Dr. Hernández'in gözlemlerine göre erkek mahpusları ziyaret eden kadın yakınları (anne, eş, sevgili) onlara yemek ve çamaşır getirerek tüm bakımlarını üstlenirken, kadın mahpuslarda durum tam tersi. Kadınlar cezaevinde dahi bakım veren konumunda. İçeride ürettikleri işleri dışarıya göndererek ailelerine destek olmaya ve bakım ilişkisini sürdürmeye çalışıyorlar.
Ekonomik yük kadınların omuzlarında
Cezaevleri dünyanın en pahalı yaşam alanlarından biriyken, ekonomik yük de kadınların omuzlarında. Kadınlar içeride çalışıp kazandıkları parayı, kendilerini ziyarete gelen yakınlarına veriyorlar. Dr. Hernández bunun temel sebebinin, "Bu parayı vermezsem beni ziyaret etmeyi bırakırlar" kaygısı olduğunu söylüyor. Erkeklerde ise tam aksine, ziyarete gelenler erkek mahpuslara para desteği sağlıyor.
Meksika cezaevlerinde üç farklı kural sistemi
Dr. Hernández, kadın cezaevlerindeki düzenin sadece resmi mevzuatla açıklanamayacağını belirterek, içeride eş zamanlı işleyen üç farklı sistem tanımladı. Birincisi devletin koyduğu resmi kurallar, ikincisi gardiyanların uygulamalarıyla fiilen yarattığı resmi olmayan kurallar ve üçüncüsü ise kadın mahpusların kendi özerkliklerini korumak için aralarında geliştirdikleri yazılı olmayan kurallar.
Hernández, kadınların geliştirdiği bu üçüncü ahlaki değer sistemini Carol Gilligan'ın "bakım etiği" yaklaşımıyla açıklıyor: Kadınların ahlaki dünyasında her zaman yaşamı korumak, kollamak ve bakım ilişkisini sürdürmek ön plandadır.
Dr. Hernández’in aktarımlarına göre Meksika’daki kadın mahpusların kendi aralarında oluşturduğu düzende en ağır cezalar aldatma, kandırma ve çocuk istismarı gibi güven ilişkisini zedeleyen durumlarda veriliyor. Erkek mahpuslar arasında ise en ağır yaptırımlar, para ve ekonomik ilişkiler üzerinden uygulanıyor. Ayrıca, kadın cezaevlerindeki kurallarda "ölüm cezası/infaz" bulunmazken, erkek cezaevlerinde yasak olmasına rağmen fiili infazlarla karşılaşılabiliniyor.
Kölelik düzeyinde emek
Meksika’daki yasal mevzuatın kâğıt üzerinde son derece etkileyici haklar sunduğunu belirten Hernández, uygulamada ise ağır bir emek sömürüsü yaşandığını şu sözlerle aktardı:
"Araştırmam sırasında temizlik işinde çalışan bir kadın mahpusa ücretini sordum. Aylık 80 peso aldığını söyledi. Bu parayla bugün Meksika’da sadece tek bir içecek alabilirsiniz. Kadınlar bunun kölelik düzeyinde bir sömürü olduğunu bilmelerine rağmen, sırf dosyalarına 'hapishanede çalıştı' kaydı düşsün ve tahliye sonrası bir avantaj sağlasın diye bu ağır koşullarda çalışmaya devam ediyorlar."
Eğitim: Küçük bir özgürlük alanı
Dr. Hernández, “Hapishane içinde yürütülen üniversite çalışmaları, mahpuslar için küçük bir özgürlük alanı yaratıyor. Orada kendilerini mahpus gibi hissetmiyorlar. Biz de orada bir otorite figürü olarak değil, yalnızca eğitim veren insanlar olarak bulunuyoruz” sözlerini kullandı.
Meksika’daki kadın hapishanelerinin dinamiklerinden yola çıkılarak hukuk ile yazılı olmayan kanunlar arasındaki ilişkinin ele alındığı etkinliğin soru-cevap bölümünde, bu deneyimlerin Türkiye’deki kadın mahpusların aktarımlarıyla kesiştiği noktalar tartışıldı.
Kadın toplumdan önce aileden siliniyor
Türkiye’de özellikle adli sebeplerden cezaevine giren kadınların, en yakınları tarafından bir anda terk edildiğinden bahseden eski bir siyasi kadın tutsak, bu kadınların zaten toplum tarafından da dışlandığını şu sözlerle ifade etti: “Cezaevine girdikten sonra ailenin kadın hakkında etrafa verdiği bilgiler çoğunlukla ‘köye gitti’, ‘Almanya’ya gitti’ şeklinde oluyor. Kadın toplumdan önce aileden siliniyor.”
Dr. Hernández de bu ifadeye katılarak, durumun erkek mahpuslarda tam tersi bir seyir izlediğini belirtti. Kadınların tahliye olduktan sonra cezaevi deneyimleri hakkında konuşmalarının; toplumun onlara dayattığı “uslu kadın”, “iyi anne” ve “iyi eş” profillerine ters düştüğü için onaylanmadığı vurgulandı.
Cezaevlerinde ucuz işgücü
Etkinlikte, Türkiye’deki cezaevlerinde kadın emeğinin sömürülmesine örnekler de paylaşıldı. 2010 senesinde cezaevinde ortak alanı temizleyen bir kadın mahpusun aylık yalnızca 50 lira aldığı belirtildi. Ayrıca, yine 2010'da iktidara yakın tekstil ve gıda markalarının cezaevlerinde atölyeler açtığı ve buralarda çalıştırılan kadınlara aylık 200 lira gibi son derece düşük bir ücret verildiği ifade edildi.
AGOS sordu:
Garibe Gezer dosyası gibi üstü örtülen vakalar var mı?
Soru-cevap bölümünde AGOS’un, “Meksika’da Garibe Gezer dosyası gibi üstü örtülen vakalar var mı?” sorusunu yanıtlayan Dr. Hernández, “Böyle bir vaka olmuştu ancak sonradan yapılan araştırmalar sonucu gardiyanlar suçlu bulunmuştu” dedi.
Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde siyasi tutsak olarak bulunan Garibe Gezer’in, 9 Aralık 2021 gecesi tek kişilik hücresinde intihar ettiği hapishane yönetimi tarafından açıklanmıştı. Oysa Gezer, bianet ve JinNews’e yazdığı mektuplarla gardiyanların kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu ve sistematik şekilde işkence ettiğini anlatmıştı.
Bu yaşananları kamuoyuna açıkladığı için ailesiyle görüşmesi engellenen Gezer, önce süngerli odaya, ardından da hücreye konmuştu. Daha sonradan yayınlanan kamera kayıtları da Gezer'in bu aktarımlarını doğrular nitelikteydi.
Gezer’in avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin, Garibe’nin durumuna dikkat çekmek için defalarca açıklama yapmış ve hapishane personeli hakkında yasal işlem başlatılmasını istemişti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri de konuyu 22 ayrı önergeyle Meclis gündemine taşımıştı. Garibe Gezer'in hayatını kaybetmesinin ardından avukatlarının otopsiye girme talebi ise engellenmişti. Avukat Keskin, Ocak 2022’de Garibe Gezer’in sistematik işkence ve tecavüz dosyasına “takipsizlik” kararı verildiğini açıklamıştı.


