Ermenistan’a propaganda yasakları başlamadan hemen önce, yani 5 Haziran Cuma günü iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi’nden üç milletvekili ile görüşme imkanı bulduk. Sarkis Khandanyan, Maria Karapetyan ve Hasmik Hagopyan kendi açılarından seçim öncesi tabloyu, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini değerlendirdiler. Muhalif cepheden Güçlü Ermenistan, Birliğin Kanatları ve Ermeni Ulusal Kongresi’ne yaptığımız başvurulara ise kimi zaman yanıt alamadık kimi zaman da seçim yasakları saatlerine denk geldiğimiz için röportajı gerçekleştiremedik, ancak farklı sesleri duyurmaya da devam edeceğim. Khandanyan, Karapetyan ve Hagopyan’a gelirsek, her üçü de seçimlerden umutlu görünüyor.
Sarkis Khandanyan:
Vatandaşlar, izlediğimiz politikanın barışa yol açtığını gördü
Sayın Sarkis Khandanyan zaman zaman kazanamazsanız ne olur diye düşünüyor musunuz?

Bu konuda vatandaşlarımızla kamuoyu önünde de konuştuk. Bugün esas muhalefeti temsil eden siyasi güçlerin kazanması halinde çatışmanın yeniden alevlenebileceği ve savaş ihtimalinin çok yüksek olabileceğini söyledik. Çünkü bu siyasi güçlerin komşularımızla ilişkilerini nasıl düzenleyecekleri konusunda bir fikirleri yok.
Bu nedenle, salt partimizin zaferini değil, aynı zamanda barış için, Ermenistan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için bir zafer sağlamak için çok çalıştık.
Rusya Ermenistan’a yönelik ürün alımlarını kısıtlayınca Avrupa Birliği, Ermenistan'a 50 milyon euro destek vereceğini açıkladı. Bu desteği nasıl değerlendirirsiniz?
Bu 50 milyon euro, Ermenistan'ın tarım ürünlerinin Rusya'nın Ermeni tarım ürünlerine girişi kapattığı bir dönemde, AB'nin çok esnek davrandığı koşullarda sağlandı, üreticilerimize ve çiftçilerimize ürünlerini Avrupa ülkelerine ihraç etme imkânı tanıdı.
Bunun, izlediğimiz dış politikanın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz ilişkilerimizi dengeleyeceğimizi, farklı ortaklarla ilişkilerimizi derinleştireceğimizi söyledik ve bunun vatandaşlarımız tarafından takdirle karşılanacağını düşünüyorum.
Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinde pek çok adım atıldı. Kaybederseniz bu normalleşme süreci sekteye uğrar mı?
Muhalif güçler vatandaşlara barış müzakerelerine nasıl devam edecekleri konusunda bir fikir vermiyor. Ermenistan ile Türkiye arasındaki normalleşme sürecinin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine dair cevapları yok. Onların zafer kazanması halinde en iyi ihtimalle büyük bir belirsizlik, en kötü ihtimalle çatışmanın devamı söz konusu. Her şeyin bize, partimize bağlı olduğunu söylemiyoruz ancak vatandaşlar, izlediğimiz politikanın barışa yol açtığını gördü.
Ermenistan-Türkiye normalleşme sürecinin içindeyiz. Bu süreçte ilk kez Ermeniler oy kullanacak.
Vatandaşlar izlediğimiz tüm politikaları da onaylayacak: Ekonomi, sağlık, sosyal meseleler ve aynı zamanda dış politikamızı, dolayısıyla Türkiye ile düzenlenmiş ve tesis edilmiş diplomatik ilişkilere sahip olma hedefimizi de. Bu anlamda gerçekten bu sürece dair de bir değerlendirme yapılacak.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Ermenistan ziyareti sırasında imzalanan anlaşmaya değinelim. Bunu, Trump'ın sizin partinize, yani Paşinyan'a destek verdiği şeklinde yorumluyor musunuz?
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Başbakan Paşinyan’a zaten destek verdi. Ancak bu, daha çok Ermenistan Cumhuriyeti'ne ve Ermenistan ile ABD arasındaki stratejik ilişkilere verilen bir destek.
Mari Karapetyan:
Öncelikli vaadimiz barışı korumak
Sayın Maria Kharapetyan, mitinglerde ne vaat ettiniz?
Barışı korumak — yani önceden imzalanmış barış anlaşmasını imzalayıp onaylamak, 'TRIPP' çerçeve anlaşmasını onaylamak, demiryolunu inşa etmek ve Ermenistan'ın tüm demiryollarını restore etmek, yalnızca uluslararası değil, iç hat ve köyler arası yolları da inşa etmeye devam etmek, okul ve anaokulu inşaatlarını sürdürmek. Bir de yeni bir bileşen ekledik: Önümüzdeki beş yıl Ermenistan'da 'Su Altyapısı Yılı' olacak.
Bu çok önemli bir bileşen. Ermenistan su zengini bir ülke ama suyu toplama ve yönetme konusunda büyük eksikliklerimiz var. Hem tarımsal sulama hem de günlük su kullanımı açısından. Bir sonraki aşamada su altyapısına odaklanmak başlıca seçim vaadimiz haline geldi.
Mitinglerde muhalif yurttaşlarla diyaloglarınız oldu mu?

Evet, tabii ki şüpheci vatandaşlarla karşılaşıyoruz: İkna olmamış olanlar. Onların ihtiyacı, barış sürecinde daha uzun ve kalıcı bir deneyim yaşamak; bu yeni formülün -yani komşularla sınırların karşılıklı olarak tanınmasına dayalı ilişkilerin- gerçekten işlediğini görmek. İnsanların buna inanması için zamana ihtiyaçları var. Muhalif vatandaşlarımıza da somut sonuçlar göstermemiz gerekiyor. Barışa dokunabilmeleri gerekiyor ki inansınlar.
Sınırda asker kaybı olmaması temel gösterge. Bunun yanı sıra zaten açık olan altyapılar var: Kazakistan ve Rusya'dan Azerbaycan toprakları üzerinden buğday geldi, Gürcistan üzerinden de. Yakın zamanda Türkiye de Gürcistan üzerinden mevcut demiryolunu kullanarak mal taşımacılığı yapılmasına olanak tanıdı.
Ama en temel değişiklik, Türkiye sınırının açılması olacak: Mevcut yolların Margara (Alican) üzerinden açılması ve Akhuryan (Arpaçay) bölümündeki demiryolunun onarılması. Kısa Gümrü demiryolundan söz ediyorum. Bunlar vatandaşlara yeni formülün - komşularla aracısız, doğrudan ilişkiler kurmanın- gerçekten işlediğini gösterecek en ikna edici argümanlar olacak.
Türkiye ve Azerbaycan'ın bu seçimlerde Paşinyan'ın devamını istediği söyleniyor. Bu hassas bir konu değil mi?
Evet bu hassas bir konu. Bir yandan hükümetimizi pek çok farklı taraftan destekliyorlar. Bu iyi bir şey. Ermenistan hükümetinin dünyanın farklı ülkeleriyle ilişkilerini öyle kurduğu ve dünya için önemli hale geldiği anlamına geliyor. Öte yandan iç işlerimize müdahale olduğuna dair suçlamalar da var. Gerçekten Ermenistan'a yönelik tehditlerin seslendirildiği anlar oluyor.
Öte yandan Ermenistan içinde, bizim iktidarda olmamızı başka ülkelerle ilişkilerin bozulmasının nedeni olarak sunan siyasi güçler de var. Bu bağlamı biliyoruz. Önerimiz şu: Her şeye rağmen yapacaklarımıza, çıkardığımız derslere odaklanalım ve bu kararları bağımsız bir düşünceyle alalım. Neyin bizim için iyi olduğuna biz karar verelim. Ortaklarımızdan destek alırsak harika ama merkezde daima Ermenistan'ın ve Ermenistan halkının çıkarı olsun.
Muhalefet partilerini 'savaşın üç başlı partisi' olarak nitelendiriyorsunuz. Neden?
Çünkü aynı siyasi programa sahipler, tek bir kelime farkı yok. Üç güç de şunu söylüyor: "Barış bu şekilde mümkün değil, garantörlere ihtiyaç var." Üçü de TRIPP anlaşmasının iyi bir program olmadığını, başka bir şey düşünülmesi gerektiğini söylüyor; ama birleşmiyorlar.
Neden birleşmiyorlar? Çünkü ayrı ayrı seçimlere katılarak kendi ağlarını ve ekonomik kaldıraçlarını kullanarak daha fazla oy alabileceklerini düşünüyorlar; sonra bu oyları parlamentoda birleştirecekler. Büyük çoğunluk seçim sistemini kaldırdık ama onlar her birinin ayrı ayrı seçilip ardından seçim sonrasında bir koalisyon oluşturmasına dayalı çoğunlukçu bir mantıkla hareket etmeye çalışıyor.
Açıkça söyledik: Bu güçlerin Ermenistan'ı yönetmesi halinde savaş çıkacak ve tüm bu barış gündemi rayından çıkacak. Çünkü onlar, ulaştığımız doğrudan, aracısız ilişkilerin devamcısı değiller. Barış anlaşmasını resmi olarak imzalayacaklarını söylüyorlar çünkü halkın bunu istemediğini söylerlerse destek alamayacaklarını biliyorlar. Ama biraz daha soru sorduğunuzda anlaşmayı yeniden müzakere edeceklerini ortaya çıkıyor; bu da barış sürecini sabote etmenin doğrudan yolu.
Hasmik Hagopyan:
Kendimize yeni düşman yaratmayacağız
Trump Paşinyan'ı destekliyor, Rusya ise size karşı gibi görünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Rusya Federasyonu'nun bize düşman bir ülke olduğunu hiç düşünmüyoruz. Düşünün, onlarca yıllık düşmanlık yaşadığımız ülkelerle dostluk kurmak istiyoruz, komşuluk yapmak istiyoruz; kendimize yeni düşman yaratmayacağız. Egemen bir şekilde barış içinde yaşamak istiyoruz.

Ama son günlerde ekonomik yaptırımlar çok artıyor ve pek çok kişi bunu ekonomik savaş olarak tanımlıyor. Daha önceki dönemde de hibrit saldırı ve hibrit savaşı çok konuştuk. Ekonomik savaşa gelince, Rusya Federasyonu'nun Ermenistan'a herhangi bir saldırı başlatması gerektiğini düşünmüyoruz ama bu seçim dönemiyle tam örtüşmesi tesadüf olamaz.
Biz bunların yalnızca geçici sorunlar olduğuna ve çok çabuk çözüleceğine inanıyoruz. Bu belirli ölçüde Ermeni seçmeni üzerinde baskı yapma girişimiydi, Rusya yanlısı güçleri seçmelerini sağlamak için. Putin de bizim Başbakan ile görüşmesinde 'Ermenistan'da Rusya yanlısı güçler var, Rus pasaportundan dolayı da katılmalarına izin verin' dedi. Bunu boş yere söylemiyorum: Rusya yanlısı güçler var ve bizden sonra en çok oyu alacak güç onlar.
Yani muhalefetin 'başbakan adayı' Rusya Federasyonu pasaportu taşıyor, anlıyor musunuz? Büyük sermayesi Rusya Federasyonu'nda. Sanki vatandaşımızı kolay yolu seçmeye ve Rusya yanlısı gücü seçmeye yönlendiriyorlar. Ama bu sorunun kısa sürede çözüleceğine eminim. Bu söyleşi okunduğunda sorunlar çözülmüş olacak. Çünkü bir ülkenin halkı hangi iktidara oy verirse, diğer ülkeler o iktidarla çalışmak zorunda kalıyor.
Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz? Anayasayı değiştirecek bir çoğunluk tahminleriniz arasında var mı?
Biz başından beri salt çoğunluktan söz ettik, Başbakan bir güçle birleşerek iktidar oluşturma gibi bir sorunumuz olmadığını da belirtti. Kazanacağız ama bir noktada anayasal çoğunluğa sahip olmanın da çok gerçekçi olduğunu hissettik. Şu an anayasal çoğunluğa ulaşma yolunda ilerliyoruz ve çeşitli saygın uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan tüm anketler, anayasal çoğunluğa sahip olma ihtimalimizin bulunduğunu gösteriyor. Bakalım, Tanrı bilir.
Koalisyon kuramayız. Çünkü parlamentoya geçme iddiasında olan güçlerin hepsi Sivil Sözleşme dışında hareket ediyor. Bu yüzden bize karşı olan tüm bu güçlerle ne değer ortaklığımız var ki koalisyon kuralım? Öte yandan desteğimiz bize basit çoğunluğun sorun olmadığını gösteriyor. Yüzde 51 için sorun yok. Anayasal çoğunluk olan yüzde 65'e giden yolda ilerliyoruz.
Ermenistan'ın mevcut sınırlarına vurgu yapıyorsunuz. Bunu neden gerekli görüyorsunuz?
Biliyorsunuz, çok güçlü olabiliriz ve bu günlerde bir geçit töreni düzenledik; sahip olduğumuz silahları herkes gördü. Savunma sanayimiz gelişti, silah ihraç ediyoruz, ürettiklerimizi başka ülkelere satıyoruz, artık böyle bir ülke olduk. Ama kime karşı ve ne kadar güçlü? Küçük bir ülkeyiz, nüfus az, ordu az, ekonomimiz mesela NATO'nun ikinci en güçlü ülkesi Türkiye ile kıyaslanamaz.
Meşruiyet sınırlarımız içinde kalıyorsak, komşu ülkelerden herhangi birine toprak talebimiz yoksa neden savaş olsun?
Biz ne Batı Ermenistan'a, ne Gürcistan'daki Cavakh'a, ne İran İslam Cumhuriyeti'ndeki Farsça konuşan Ermeni bölgesine ne de Azerbaycan'daki Karabağ'a talibiz. Eski iktidarların zaman zaman dile getirdiği toprak taleplerini saydım, toplumu bununla besliyorlardı. Ama artık son dönemde bu konu o kadar çok konuşuluyor ki, toplumumuz anlıyor ve Ermenistan'ın gerçek sınırlarını kabul ediyor, bunun ötesinde hak iddiasında bulunmuyor.




