Aralarında CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu, 107’si tutuklu 402 kişinin yargılandığı İBB davasında onuncu gün.
Dün Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi Duruşma Salonu’nda görülen duruşmada Şişli'nin tutuklu Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakim karşısına çıkmıştı. Şahan savunmasında "Bir tarafta 10 kişi bir odada yaşayan Roman ailenin yuvası, bir tarafta 100 yıldır Feriköy'de yaşayan Ermeni komşumun evi" dediği Şişli'de yaptıkları hizmetlerden, Kent Uzlaşısı operasyonlarına ve tutukluluğuna değinen bir savunma yaptı: "Kürtlerin mecliste temsil edilmesini sağladığım için suçluyum. Bu siyasetin arkasındayım, gözümü kırpmadan."
Duruşmanın sonunda Ekrem İmamoğlu söz alarak Şahan’a, görev yaptığı dönemde kendisinden usulsüz, hukuksuz ya da menfaat odaklı herhangi bir talep gelip gelmediğini sordu. Şahan bu sorulara “hayır” yanıtını verdi. İmamoğlu ayrıca belediye meclis üyeleri ve iş yönlendirme iddialarına da değindi; mahkemeye de sürecin siyasetten arındırılması çağrısında bulundu. Mahkeme heyeti, celseyi tamamlayarak duruşmayı bugüne (25 Mart) devam etmek üzere erteledi.
Duruşma onuncu güne, Duruşma Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın çapraz sorgusu ve avukat beyanlarıyla başladı. Ardından iki kez kanser hastalığı atlatan, cezaevinde 20 kilo kaybettiği için doktor reçetesi ile ek gıda takviyesi alan Beylikdüzü Belediye Mehmet Murat Çalık ilk kez hakim karşısına çıktı.
Çalık sözlerine, "Sayın Başkan, sayın heyet, tüm heyeti saygıyla selamlıyorum. Avukatlarımız burada; herkesin geçmiş bayramını tebrik ediyorum, kutluyorum. Umarım bundan sonraki özgür bayramlarımızda hep birlikte oluruz; bu temenniyle savunmama başlamak istiyorum" ifadeleriyle başladı.
"Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur"
Çalık'ın savunmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
"Sayın Başkan, saygıdeğer heyetin saygın üyeleri; sizlerin de vakıf olduğu üzere, iddianamede Beylikdüzü Belediye Başkanı olmadan önceki dönemime ilişkin faaliyetlerim Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmiş ve birden fazla suç işlediğim ileri sürülmüştür. Ana hatlarıyla; Ekrem İmamoğlu'nun kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen suç örgütüne üye olduğum, hatta diğer üyelerden farklı olarak doğrudan kendisine bağlı hareket ettiğim iddia edilmektedir. Soruşturma aşamasında irtikap suçuyla suçlanırken, iddianamede bundan vazgeçilmiş; yalnızca rüşvet suçuna ilişkin yedi ayrı vaka tarafıma isnat edilmiştir. Bugün bu isnatlara ayrıntılı şekilde cevap vereceğim. Ancak, meşru ve denetime açık bir kamu kurumu olan belediyelerimizin suç örgütü olarak gösterilmesinin son derece ağır olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim. Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur.
Dört bin sayfalık iddianamede, Sayın Başkan, tarafımla ilgili tek bir telefon kaydı yok, teknik takip yok, gizli tanık beyanı yok. Elde edilen somut bir menfaatten dahi bahsedilememiş olması, aslında örgütlü suç isnadının temelsiz olduğunu göstermektedir. Kaldı ki suç örgütü kavramının ne anlama geldiğini elbette bilirim. Hayatımın hiçbir döneminde suç teşkil edecek herhangi bir yapının parçası olmadım. Kişisel değerlerim, mesleki ilkelerim ve kamu görevine bakış açım bunun mümkün olmadığını sizlere de gösterecektir. Peki, geriye ne kalmıştır? Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri... Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir."
"Rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil"
Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim. Avukatlarım hukuki değerlendirmeleri mutlaka yapacaklardır. Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim. Çünkü bunlar bizim belediyecilikteki onurumuzdur. Emin olun, sizleri çok fazla mevzuata boğmadan, bir meslek insanı olarak isnatlara tek tek cevap vereceğiz."
Görev sürem boyunca belediyecilik faaliyetlerini asla kişisel çıkar için kullanmadım"
"Gazete Pencere'de yer alan habere göre Çalık'un savunmasında öne çıkan ifadeler şu şekilde:
Ben, Mehmet Murat Çalık. 1997 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden şehir ve bölge plancısı olarak mezun oldum. 29 yıllık şehir plancısıyım. Mesleğim; yalnızca şehirsel mekanları değil, aynı zamanda doğayı, yaşamı, adaleti ve insan hayatını tehdit eden bütün unsurları birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Meslek altyapım şehir ve bölge planlamasına dayanmaktadır. Şehir plancılığı keyfilik değil plan bütünlüğü, kişisel çıkar değil kamu yararı, belirsizlik değil mevzuata uygun işlem demektir. Bu anlayış, teknik gereklilik ile hukuki çerçevenin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Meslek hayatım boyunca tüm görev ve karar alma süreçlerimde bu ilkelere bağlı kaldığımı ifade etmek isterim.
Hiçbir zaman kişisel menfaat odaklı, hukuka aykırı veya kamuyu zarara uğratabilecek bir tasarruf anlayışını benimsemedim. Aksine, şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyi hem mesleki hem de vicdani bir sorumluluk olarak gördüm. Benim için makam hiçbir zaman amaç olmadı. Makamlar geçicidir, yetkiler geçicidir; kalıcı olan devlettir, baki olan hukuk düzenidir. Kalıcı olan ay yıldızlı bayrağımızdır. Devlet şahısların üstündedir; makamlar ve mevkiler kişilere emanettir. Dolayısıyla hayatım boyunca hep bu emanete sahip çıkmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca belediyecilik faaliyetlerini asla kişisel çıkar için kullanmadım, keyfi kararlar almadım, siyasi hareket etmedim. Kent yaşamında ve yönetiminde, mesleki birikimim gereği hep planlamayı esas aldım.
Meslek hayatıma ve Beylikdüzü ile olan bağıma gelecek olursak; mezun olduktan sonra, 1997 yılında planlama ofisimizi Trabzon’da açtık Sayın Başkan. Ortağım rahmetli oldu, beyin tümörüydü kendisi; ona da buradan rahmet dileyeyim. İlk ortağım oydu. Trabzon’da bir yıl faaliyet gösterdikten sonra ofisimizi İstanbul’a taşıdık. En çok da bu taşınma işine anacığım üzülmüştür. 1998 yılında İstanbul’a taşınma gerekçemiz, bir belediyenin kapsamlı işini yapacak olmamızdı. Ofisimiz 1998 yılında, o günkü adıyla Kavaklı Belediyesi’nin plan ve kadastral haritalarının sayısallaştırılması işini almıştı. O dönemde altyapısı bilgisayar ortamında olan belediye sayısı yok denecek kadar azdı. Daha sonraki zamanlarda kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü’nde planlama faaliyeti içerisinde bulunduk, planlama işleri yaptık. Sayın Başkan, Beylikdüzü 2009 yılında ilçe oldu. Öncesinde üç farklı belde belediyesinden oluşan bir bölgeydi. Beylikdüzü’nün beş farklı plan bölgesi var Sayın Başkan. Burası, Beylikdüzü ile olan alakamın anlaşılması açısından kıymetli. Çünkü bazı tanık ifadelerinde "birisine emanet edilmesi" gibi hususlar var.
"29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü'ne adadım"
Bunların açıklanması adına bu husus önemli: Bu beş plan bölgesinden dört tanesinin aynı zamanda plan mühendisiyim Sayın Başkan. Beş plan bölgesi var, dördünün plan mühendisiyim. Şahsıma "Beylikdüzü'nün planlarını yapan meslek insanı" payesi versem emin olun abartmış olmam; çünkü 29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü'ne adadım. Beylikdüzü'nü sadece görev yaptığım bir yer olarak görmedim; emek verdiğim, büyüttüğüm ve gelişimini izlediğim bir evladım olarak gördüm. 1998-2014 yılları arasında, 17 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü planlama faaliyetlerinde bulunduk. Dört farklı belediye başkanıyla, üç farklı siyasi partinin belediye başkanlarıyla çalıştım. 2014-2019 yılları arasında Sayın İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olunca —ki o dönemde 2014 yılında yönetimi değişen tek ilçe belediyesiydi— kendisinin belediye başkan danışmanlığını yaptım. Aslında belediyelerin partisi olmaz; bizim anlayışımızda belediye başkanı olduktan sonra siyasi parti rozetini çıkarır, yakanıza Türk bayrağını takar ve o bayrağa hizmet edersiniz.
2019-2025 yılları arasında da belediye başkanlığı görevini yürüttüm. 2019 yılında İstanbul’un ilçelerinde ilk kez bir şehir plancısı belediye başkanı olarak görev yapacaktı; bunun sorumluluğunu da taşıyordum. Üstelik kendi planladığı kenti yöneten başka bir belediye başkanı var mıdır, bilmiyorum; bilmediğim için yorum yapamayacağım. Ama ben bir taraftan da kendi planladığımız kenti yönetmenin onurunu yaşayacaktım.
Sayın Başkan, bir şehir plancısına "Hayaliniz nedir?" diye sorsanız —ki benden önce savunma yapan Resul Başkan da meslektaşımız, arkadaşımızdır— emin olun bir kenti yönetmeyi arzu eder. Tabii bu mahkemelerden sonra aynı şeyi söylerler mi, ondan tam emin olamıyorum. Ben, uzun yıllardır planlama faaliyeti yürüttüğüm bir kenti yönetecek olmanın onurunu yaşadım.
Hayalimi yaşarken, yapmak istediklerime adım adım ilerlerken ve Beylikdüzü'nü hayalini kurduğum şehir yaşamına doğru götürmeye çalışırken, sürecin bu şekilde sekteye uğramasından elbette üzgünüm. Ancak bunda da vardır bir hayır diyorum. 2024 yerel seçimlerinde, hem 2014’ten bugüne Beylikdüzü’ne yapmış olduklarımızın hem de 2019’dan sonra Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla halının altına süpürülen sorunların çözülmesinin karşılığı olarak tekrar aday oldum. En yakın rakibimize 42 bin oy fark atarak ikinci kez Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildim. Bir belediye başkanı sorunları uzaktan izlemez; kentin ihtiyaçlarını kavrayan, çözüm üretmekten kaçmayan, laf değil icraat ortaya koyan ve geleceği planlayan bir kamu aktörü olmak zorundadır.
İmamoğlu ile nasıl tanıştılar?
Şimdi burada bir parantez daha açmak istiyorum. Sayın İmamoğlu’yla tanışıklığımıza gelecek olursak, bu konuda da mahkeme heyetini bilgilendirmek isterim. Sayın İmamoğlu’yla 2005 yılında, kendisinin ortağı olduğu bir arsa vesilesiyle tanıştık. Beylikdüzü’nün çok değerli bir lokasyonunda, İmamoğlu İnşaat’ın da ortağı olduğu bir arsanın planlama hizmetini verdik, danışmanlık yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam dört ortaktılar. O dönemde bu hizmetin bir karşılığı olur ve siz bu bedeli dört ortağa bölersiniz. O dönemde sadece İmamoğlu İnşaat’tan ödememi alabilmiştim, diğer ortaklar herhangi bir ödeme yapmamışlardı. 2009'da İmamoğlu ilçe başkanlığına aday olunca sevindim. Projelerini dinledim başkan adayı olduğunda danışmanım olur musun dedi kabul ettim.
Mahkeme heyetinize evraklarda da sundum; size bir meclis kararından bahsedeceğim. 04.04.2016 tarihinde almış olduğumuz meclis kararı... Bu karar; kamu parsellerinin hisselendirilmiş alanlarının malikleri tarafından yazılı olarak hibe edilme taleplerini kabul etme hususunda belediye başkanına yetki verilmesine ilişkindir. 5393 sayılı yasada bu husus zaten var ama bizim bunu meclis kararı alarak alenileştirmemizin bir gerekçesi vardı. Çünkü Beylikdüzü bölgesinde, bilhassa belde belediyesi olduğu dönemlerde, maalesef kamunun eline geçmesi gereken bu alanlar bazı çıkar gruplarına tapu edilir, kişisel zenginleşme unsuru olarak kullanılırdı. Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare... Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL... 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar... Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.
"Vicdanım çok rahat"
Benim bütün siyasi ve idari hayatımın özeti budur Sayın Başkan: Daha fazla kamu alanı, daha fazla park alanı, daha fazla sosyal donatı alanı ve daha yaşanabilir bir kent inşa etmek. Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır. 2014 öncesi Beylikdüzü ile 2014 sonrası Beylikdüzü arasındaki fotoğraf, emin olun bunun net göstergesidir. 2014 öncesinde Beylikdüzü; kopuk, kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan, ranta kurban edilmeye hazır bir kent iken biz herkes için daha yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent inşası için çok çaba sarf ettik.
"Ranta kurban edilmeye hazır" cümlesini niye kurdum Sayın Başkan? Şunun için: Beylikdüzü bölgesini mutlaka bilirsiniz; Büyükçekmece’ye doğru giderken sağ tarafı Esenyurt, sol tarafı Beylikdüzü’dür. Esenyurt "kent suçları açık hava müzesi" gibidir; bakın, Esenyurt kent suçları açık hava müzesi gibi...
Beylikdüzü ise insanların huzurla yaşadığı bir şehre dönüşmüştür ve bu dönüşüm devam etmektedir. Sadece kentsel mekanları değil, aynı zamanda kentsel hayatı da dönüştürdük. Ne yaptıysak çocuklar için, gençler için, kadınlar için yaptık ve emin olun Sayın Başkan, bunu gururla söylüyorum: Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik.
Her eyleme özel savunma
Savunmamı polemik yapmak için değil, asla değil; gerçeğin ortaya çıkması için yapacağım. Eylemlere ve isnatlara ilişkin bütün savunmamı tek tek ortaya koyacağım. Şimdi müsaadeniz olursa "Eylem 1"den başlayacağım. Sayın Başkan, iddianamede başlangıç eylemi olduğu için biraz teferruatlı anlatacağım, kusuruma bakmayın. Uzatıyorsam da özür dilerim ama herhalde bugünü ben kapatacağım gibi geliyor; ben 10, 11, 12 nolu eylemlere kadar giderim Sayın Başkanım. Ara vermeseniz de bitirelim, önemli değil; ben anlatmaya devam ederim. Bu olaya ilişkin olarak, ilk olarak Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal süreci, iddia makamı tarafından —çok üzülerek söylüyorum ama— göz ardı edilmiştir. Buna dikkat çekmek istiyorum. Süreç oldukça uzun ve kapsamlı olmakla birlikte, kısaca söylemem gerekirse; hakkımda daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı vardır. Sonrasında devam eden; değişen ve çelişen ifadeler de göz ardı edilmiştir. Söz konusu iddia Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmuş, incelenmiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İlgilisi tarafından bu karara itiraz edilmiş; Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddederek takipsizlik kararını kesinleştirmiştir.
Uğur Güngör her ifadesinde bir önceki beyanını değiştirmiştir Sayın Başkanım. Bakın; 10 Ağustos 2020 tarihinde ilk önce Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet ediyor bizi. Sonra Bakırköy "yetkimde değil" diyerek dosyayı gönderiyor. Bunlar belki iddianamede olmayabilir ama evraklar arasında avukatlarımız sundu. 10 Ağustos 2020 tarihindeki suç duyurusunda bulunduğu ilk ifadesinde, "Rüşvet tutarı olarak 13 daire verdim" diye beyan ediyor. Sonra Bakırköy yetkisizlik verip dosyayı Büyükçekmece’ye gönderince, iki ay sonra orada tekrar ifade veriyor ama o iki aylık sürede bir şeyleri hatırlıyor: İkinci ifadesinde bu sefer "İki daire parası artı 13 daire verdim" diyor. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki soruşturma da bu beyan üzerinden başlıyor ve önceki çelişkiyi göz ardı ediyor. Belki doğru da yapıyorlar; neticede bir iddia var, araştıracaklar."
Çelişkili ifadelere değindi
19 Mart 2024 tarihinde bir ifade daha veriyor Sayın Başkan; yani ilk ifadesinden 43 ay sonra. Bu sefer "15 daire" diyor. Yani önce 13 daire, sonra 2 daire parası artı 13 daire, 43 ay sonra da 15 daire... 21 Ekim 2024’te —ilk ifadesinden 50 ay sonra— tanık sıfatıyla verdiği ifadede, yedi ayda başka şeyler de hatırlıyor; bu sefer rüşvet tutarı "15 milyon" oluyor. 15 daire gitti, 15 milyon geldi. Sonra 5 Ağustos 2025 tarihinde vekili aracılığıyla beyan veriyor; 60 ay sonra bu sefer tekrar "13 daire artı 2 daire parasına" dönüyor rüşvet tutarı. Sayın Başkan; aynı zaman diliminde gerçekleştiği iddia edilen bir vakayı farklı kişiler anlatsa anlayacağım da, aynı kişi tarafından bu kadar bambaşka anlatılmasını ve iddia makamının dikkate almadığı bu çelişkileri mahkeme heyetinizin dikkatine sunuyorum. Farklı zaman dilimlerinde farklı tutarlar söylenmiş; resmi evraklar incelendiğinde anlattıklarımın doğruluğu ortaya çıkacaktır. Yani Uğur Güngör’ün ifadelerine baktığınızda —bu ifadeleri ben değil, savcılık makamı aldı— bu anlattıklarımın harfiyen doğru olduğu görülecektir."
Çalık, iddianamede rüşvet olarak aldıkları ileri sürülen 13 dairenin 4'ünün inşaat firmasına geri verildiğinin söylenmesine değinerek, "Bu hayatın olağan akışıyla örtüşmüyor" dedi. Uğur Güngör'ün proje onayı için kendisine baskı yaptığını ve görüşmeye geldiğinde bağırdığını belirten Çalık, "Hayatımda ilk defa birini odamdan çıkarttım. Gül İnşaat'ın sahipleri bu olaya şahittir ama şahitlik yaparlar mı bilemem" diye konuştu.
Uğur Güngör'ün iddialarına ilişkin Çalık, "Hem tekrar yargılanmam hem de bu olaya bağlı tutuklanmam haksızdır, ölçüsüzdür. Meseleye asla şahsileştirmek istemem. Bugüne kadar ortaya koymuş olduğu onu yukarıda tanık konumundan sanık konumuna sokmuştur. İddianamenin tek doğru tarafı budur" dedi.
Duruşmaya saat 17.30'a kadar ara verildi. Aranın ardından Mehmet Murat Çalık savunmasına devam edecek.
Güncellenecek...



