Sokaktan yükselen sesler
“Müziğimi barış için yaptığımı bilin yeter”
Devrim bize yaşadığın coğrafyayı ve müziğe nasıl bağlandığını anlatabilir misin?
1992 Van, Çaldıran, Kaşım köyünde doğdum. Kürt bir ailenin 10 çocuğundan biriyim. 90’larda köyümün Kürt müziğiyle betimlenmiş mükemmel bir atmosferi vardı. Aileler çocuklarını Heme Haci, Şivan Perwer, Ahmet Kaya dinleyerek büyütürdü. Şarkı söyleyen büyüklerimiz vardı. Onların yaşantısını göre göre, seslerini duya duya, feyz almaya başladık. 90’ların Kürtçe müzikleri kişiliğimin gelişmesine yardımcı oldu. Yani Şivan Perwer, Heme Haci ve diğer Kürt ustaları örnek alırsak; hem bizim yörelerden çıktıkları için, hem de aynı baskılara maruz kaldıkları için dinleniyorlardı. Halkım, sanatçısını sahiplenme gereği hissediyordu.
90’lar bölge köyleri için zor yıllardı. Nasıl baskılar altındaydınız?
Çocukluğumuzda yaşadığımız durumlar, gördüğümüz baskılar, bize oyun gibi geliyordu. Çocukken polisi ya da askeri gördüğümüz zaman saklambaç oynamak, onlardan saklanmak bizim için bir oyundu. Ailemiz ‘saklan’ demişti, biz de saklandık.
Her insanın olduğu gibi onların da iyisi var, kötüsü var. Şu an bile çocuklarımızı eğitirken, parka gönderirken, ‘Bak yabancılarla kesinlikle konuşma, ellerinden bir şey yeme, seni bir yere götürmeye çalıştıkları zaman gitme’ diye tembihliyoruz değil mi? O dönemde de ailelerimiz bizi korumaya çalıştı. Her an bir yerlerde çatışma olabilir, bir sıkıntı yaşanabilirdi. Köyümüzdeydik ama yaşadığımız köyler, hem coğrafi olarak sınır köyleriydi hem dağlık bölgelerdi. Yani geceleri yattığın zaman uyuyorsun ama çatışmaların seslerini duyuyorsun. Duyduğumuz çatışmalar sadece PKK- asker çatışmaları olmuyordu, sınır ihlali, kaçakçılık da olabiliyordu. Uyuduğumuz zaman ailelerimiz hiç rahat değildi.
2011'de Roboski katliamı oldu mesela. Roboski de ölenlerin yarısından fazlası çocuktu. Aynı bölgenin köylüsü olarak durumu düşündüğünüz zaman; o bombardımanı düşündüğünüz zaman bugün “Köylerde o zaman çok rahat bir yaşam vardı, çatışmalar dağların belli kısımlarındaydı” diyemezsiniz. Köyümde hiçbir zaman çatışma olmadı. Ama askerin konuşlandığı, ilk baskın yapacağı yer o dönemlerde köylerdi. O dönemki faili meçhulleri anlatmaya gerek bile yok.
Eğitim hayatınız nasıldı, okuyabildiniz mi?
İlkokulu Van'da okudum. Çok üniversite değiştirdim ben. Muş, Karabük, Ağrı, Van… Ama bir türlü üniversiteyi bitiremedim.
Üniversite dönemlerinde çalıyor muydunuz?
Tabii ki çalıyordum, şarkı söylüyordum. Ailem biraz muhafazakârdır; onların baskısı, müzikle kurduğum ilişkiyi uzun süre geride tutmama neden oldu. Ama 2017 yılında bu zincirleri kırdım diyebilirim.
Ne oldu, ne değişti de kırdınız zincirleri?
Üniversiteyi bıraktım. Üniversite süreçleri benim için çok zorlu geçti. Okurken hem siyasi hem politik duruşum yüzünden baskı görüyordum. Ortada bir zulüm, bir baskı, bir sıkıntı gördüğüm zaman bunlara sessiz kalabilecek bir insan değildim. 2012’de Karabük Üniversitesi’nde ilk derste bölüm başkanı dersimize girdi. Kadının ilk söylediği şey şuydu: “Siz bu üniversiteye yeni başladınız. Biliyorum aranızda doğudan gelen insanlar da var. Bilmeniz gereken ilk şey, Kürt yok. Kürt dili diye bir şey yok. Kürtçe denen bir şey yok.”
Kürdün olduğunu, Kürtçenin olduğunu kanıtlayabileceğim, birçok insan vardı. Ama bunu söyleyen kişi, bölüm başkanı ve profesördü. Böyle konuşması beni gerçekten çok yaralamıştı. Ben de sessiz, kayıtsız kalamamıştım. O derste Kürt arkadaşlarım da vardı. Birçoğuyla, daha önce de sohbet etme imkânı bulmuştuk. Bazıları bana sus işareti yaptı ama susmadım. “Dil noktasında bu kadar kendini sözde eğitmiş bir insan, Kürt dili, Kürt kimliği, Kürt kültürü üzerinden böyle basit ve ucuz bir açıklamayı bize yapıyorsa ve bunun üzerinden baskı kurmaya çalışıyorsa yazık ki ben yanlış üniversiteye gelmişim” dedim. “Lütfen dersimi terk et, sana bunu açıklamak istemiyorum” dedi.
Ben de Kürt kimliği, Kürt kültürü üzerine ilgili delil, belge üzerinden de tartışabileceğimizi söyledim. Tabii aldığım tepki kesinlikle dersten çıkarılmam oldu. Sonraki süreçlerde tam kağıtlar vermeme rağmen bütün derslerimin hepsi sıfır geliyordu. Ben de sınavları sorgulamaya başladım. Bazen rektör, rektör yardımcıları, bazı hocalar tarafından çok ciddi baskılara maruz bırakıldım. Bütün baskılara rağmen yine de üç buçuk sene Karabük Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünde direndim. İlla bir gün birileri beni savunur dedim. Ama kimse beni savunmadı. Savunulmadım. Hatta dernek bile açmıştık.
Dernek mi açtınız, anlatır mısınız biraz?
Evet. 2011’de Karabük'te Demokratik Öğrenciler Derneği’ni açtım. Derneğimiz her gün taşlanıyor, her gün camları kırılıyordu. Şikâyet dilekçeleri verdik. Bu sefer de belli polis korumaları altında gelip taşlıyorlardı. Kürt olarak sayıca çoktuk ama kendi kimliğini ve kültürünü savunabilecek noktada olanlarımız en fazla 20–25 kişiydik. Derneğimizde Kürt olmayıp yine baskılara maruz bırakılan Alevi dostlarımız da vardı. Biz baskı gören, ezilmiş olanlar üzerinden bir çaba göstermeye çalıştık. Böyle bir oluşumda kesinlikle illegal hiçbir durum yoktu. Baskılara göğüs germeye çalıştık ama hiçbir şekilde gücümüzü yettiremiyorduk. Derneğimizi kapatmak zorunda kaldık.
2017’de üniversitede yaşadığımız durumlar nedeniyle bir süre cezaevine girdim. Cezaevinde günlerim, bağlamamla her gün mahkûmlara şarkılar söyleyerek geçti. Cezaevinden çıktıktan sonra insanların bana bakış açısı biraz değişti. Bitik durumdaydım. İşin doğrusu, çevremdeki insanlar beni sahiplenme ihtiyacı da hissetmiyordu. Kendi yolumu çizmem gerektiğini biliyordum. Çocukluğumdan beri içimde olan, yıllarca gizli gizli ve çekinerek yaptığım müziği bu kez açıkça dillendirmeye başladım.
Sokakta müzik yapmaya ne zaman başladınız?
2011'de üniversite okurken Grup Yorum’un meşhur Bakırköy konseri için ilk defa İstanbul'a gelmiştim. Gelmişken birkaç gün İstanbul'da kaldım. Taksim'de İstiklal Caddesi'nde bir sokak grubunda müzik yapan kendi köyümden Erkan diye bir arkadaşım vardı. İlk onun yanında cesaret edip sokakta söyledim. Ondan sonra ara ara İstanbul'a yolculuk eder, bir hafta, on gün kalıp sokak müziği yapar, üniversiteye geri dönerdim. 2020’de tam olarak kendi başıma sokaklarda müzik yapmaya başladım. Bakırköy'de, Şirinevler'de, Taksim'de müzik yapıyorum. Kovulduğum zaman yeni bir yer bulup yine şarkılarımı söylüyorum.
Kürtçe şarkı söylemeniz, sokakta baskıya maruz kalmanıza sebep oluyor mu?
Çok fazla. Baskı görmediğim bir gün bile olmadı. Baskı dediğimiz şey sadece birine bağırmak, çağırmak değil, bazen bir bakıştır. Bazen belli bir grubun karşında durup sana ters ters bakmasıdır. Ne bileyim bazen alaycı gülüşmelerdir.
“Defol git Türkiye'den”, “Türkçe söyle” deyip küfür eden birçok kişiyle karşılaşıyorum. Çoğuna aslında bu ülkenin insanı olduğumu, bu toprakların bir parçası olduğumu söylemeye, anlatmaya çalışıyorum ama konuşalım, dertleşelim birbirimizi dinleyelim diyen kimse olmuyor. Çok acı. Kardeşiz diyoruz, beraberiz diyoruz, binlerce yıldan bahsediyoruz, ama Kürt kimliğimizin varlığını hala kanıtlamaya çalışıyoruz.
Boynunuzda Ahmet Kaya kolyesi görüyorum. Ahmet Kaya sizin için ne ifade ediyor?
Çocukluğumda Ahmet Kaya’dan çok fazla etkilendim. Kasetlerinin bazıları yasaklıydı. Amcalarımız, abilerimiz, aile büyüklerimiz kasetleri bulur, bize de gizli gizli dinletmeye çalışırlardı. Yasaklı olması bizi daha çok onun gibileri dinlemeye itti. Aslında diğerlerinden farkı Kürdü Türke, Türkçe şarkılarla anlatmaya çalışmasıydı. Bu ülkede özgürce müzik hiçbir zaman yapamadı. Onun direnişi bize umut oldu.
Sokakta sizi görüp müziğine kulak verenlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben Devrim Yılmaz. Yaptığım müzik, söylediğim şarkılar sadece bir ideolojiyi değil, barışı, kardeşliği, dünya üzerinde zulüm ve baskı gören herkesi temsil ediyor. Bu dünyada iyi anlaşılmak istiyorum. Beni sevmek zorunda değilsiniz; müziğimi barış için yaptığımı bilin yeter.

