Dile kolay 50 sene. Ama ben geçmişe gidip çocukluğunuzu merak ediyorum.
İlkokulu Hintliyan Ermeni Okulu'nda okudum. Arto Horozoğlu, Hırayr Hekimyan, Artür Çubukçu, Aleks Ğazancyan, Hilda Artaryan, Alin Taşçıyan benimle aynı yıllarda bu okulda olan bazı tanınmış isimler. Daha sonra Işık Lisesi’ne devam ettim. 1972 yılında şarkı sözü yazarı Çiğdem Talu bizim okulda İngilizce öğretmeniydi. Ayrıca tiyatro bölümü başkanıydı. O yıllarda okullarda bilgi yarışmaları olurdu. Her yarışmada bir tiyatro sorusu olurdu. Bu tiyatro oyunundan bir parça sahnelenir ve soru öyle sorulurdu. Çiğdem hanım beni ilk sahneye böyle çıkardı. İlk olarak yaşlı bir adamı oynamıştım daha sonra bu yarışmalar için küçük oyun parçaları oynadım. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde öğrenciyken amatör olarak tiyatro çalışmalarına devam ettim. 1975-76 yılları öğrenciler için zor yıllardı, ben de 3. sınıfta üniversiteyi bırakmak zorunda kaldım.
Pangaltı Mıhitaryan Derneği tiyatrosunda oynamaya nasıl başladınız?
1976'da Arto Horozoğlu ve Hırayr Hekimyan, Mıhitaryan Derneği’nin tiyatrolarına gidiyorlardı. Beni de çağırdılar, onlarla gittim. O sene Kevork Kabaracıyan ‘Tramojidı Bayman E’ (Drahuma Şart) oyununu yönetiyordu. Oyunu eşi Madlen Kabaracıyan yazmıştı. Bana sahne amirliği görevi ve küçük bir rol olan, çaycı rolü verildi. Daha sonra Misak Toros ve Arto Berberyan’ın yazdığı ‘Mıgo’yi Camportutyunı’ oyununda (Mıgo’nun Yolculuğu) rol aldım. Oyun sergilenirken izin alıp askere gittim. 1979’da geri döndüm.
Hermon Variş “Bir Oyun Nasıl Oynanır” adlı oyununa hazırlanıyordu. Ben Hovsep Karagözyan ve Kaspar Zakaryan bu oyunda birlikte oynadık. 1976'dan bugüne, 50 senedir hep sahnedeyim. Profesyonel çalıştıktan sonra da Mıhitaryan Derneği’ni hiç bırakmadım.

80’ler ve daha sonrasını biraz anlatalım mı?
80’de ihtilal olunca 3-4 sene dernekler kapalı kaldı. O arada ben evlendim. Çocuğum oldu. Kapalıçarşı’da ‘Mini Tuşba’ dükkanımı açtım. Arto Berberyan ‘10 Küçük Zenci’yi hazırlıyordu, ona önce ‘evet oynarım’ dedim. Sonra düşündüm ki çocuk küçük, nasıl yapacağız? ‘Kusura bakma, olmuyor’ dedim. Dedim ama aklım fikrim oynamakta kaldı. En sonunda formülü Misak Toros buldu. "Senin hanıma da rol verirsek aile sorununu halletmiş oluruz" dedi.
Hanımımla ilk oyunumuz 1988’de Çarşılı Artin Ağa romanından esinlenerek hazırlanmış ‘Paralı Artin’di. Oyunun yönetmeni Misak Toros’du. Oyunda Artin rolünü Herman Ozinyan onuyordu. Hermon Variş, Sarkis Acemoğlu, Anahit Variş, Sosi Cindoyan bu oyunda hatırladığım isimler. Ben Agop Çekiç rolündeydim. Eşim ise gençlerden biri rolündeydi.
Farklı derneklerde, farklı yönetmenlerle çalıştım. Kevork Kabaracıyan, Misak Toros, Hermon Variş, Arto Berberyan, Aram Gostanyan ve Nişan Şirinyan’la çok oyun hazırladık. Özellikle Nişan’la Feriköy Derneği’nde birçok oyun oynadık. ‘Rumuz Goncagül’, ‘Güneş Çocukları’, ‘Açık Aile’...
Bu durumda siz sadece Mıhtaryan Derneğindeki oyunlarda değil, Feriköy Derneği oyunlarında da hayli aktifsiniz. Başka dernekler yararına oyunlarda oynadınız mı?
1995'te Karagözyan’da Arto Berberyan’ın yönettiği ‘Hin Asdvadzner’ (Eski Tanrılar) oyununda kalfa rolündeydim. Oyun bittiği gün Mıhtaryan Derneğinin ‘Canavar Sofrası’ oyununun genel provasına girdim. ‘Canavar Sofrası’, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi işgalindeki Fransa’da geçen bir oyundu. Sokakta iki Alman askeri öldürülüyor ve Alman subayı o binaya girip, ‘Yarım saat içinde her daireden iki kişi bana teslim edeceksiniz’ diyordu. Çok enteresan güzel bir oyundu.
Amatör tiyatroyu ve profesyonel oyunculuğu birlikte götürdüğünüz zamanlar oldu mu?
İkisini bir arada çok götürdüm. 2012’de Aram Gostanyan, Baronyan oyunlarından bazı sahneleri birleştirerek bir kolaj yapmıştı. Orada Baronyan’ı oynuyor, aynı zamanda da Midyat’tan ‘Aşk Bir Hayal’ dizisinde yer alıyordum.
Hatta bir keresinde Dario Fo’nun ‘Açık Aile’sini Feriköy’de oynarken Çağan Irmak’ın yönettiği ‘Çemberimde Gül Oya’ dizisine konuk oyuncu olarak çağrıldım. Dizide doktor rolündeydim. Bir gece sahnesi çekilecekti. Ben sete gitmeden ‘Benim akşam oyunum var’ demiştim. İş her zamanki gibi uzadı. Asistan kız yanıma gelip, ‘Kevok Bey sarkma var, toparlayamıyoruz. Siz bugün oyuna gitmeseniz olur mu?’ diye sordu. Ben de sinirlenip ‘Saçmalamayın’ dedim. ‘Sizinki amatör bir oyun ne olur?’ dedi ama Çağan Irmak duymuş tartışmayı yanımıza geldi ve ‘Hayır. Tiyatronun amatörü, profesyoneli mi olur? Nerede oynayacaksınız abi?’ diye sordu. ‘Feriköy Derneği’nde zaten oyun 1 saat 10 dakika falan sürüyor’ dedim. ‘Abi, ben programı değiştiririm. Oyundan sonra gelip çekebilir misin sahneyi?’ dedi. ‘Tabii’ dedim, çekime ara verildi, ben gelip Feriköy’de oyunumu oynayıp geri döndüm.
Reklamlarda oynamaya ne zaman başladınız?
1995’te başladım. Derneğe gelen bir gencin ajansı varmış, o teklif etti, ben de profesyonel oyuncu olarak ilk kez reklamlarda oynadım. Tiyatro hayatımın olmazsa olmazı ama reklam hiç öyle olmadı. Günümüze gelince reklam bir gelir kaynağı, keşke olsa da oynasak.
İlk profesyonel tiyatro oyununuz hangisiydi?
Nedim Saban’ın tiyatrosunda. Tiyatro Kare’de, ‘Soytarı’ diye bir oyunda oynadım. Rahmetli Hrant Dink. Agos’ta ‘Kevork Türker Tiyatro Kare’de’ diye büyük bir manşet yapmıştı. Ben de şaşırmıştım. Kendisine ‘Bu kadar abartılacak bir şey değil’ dedim. O da ‘Yok, onun amacı başka. Genel topluma açılmamız lazım. Onun için önemli’ dedi. Hâlâ saklarım o Agos’u.

Biraz profesyonel tiyatrodan gidelim.
Hadi Çaman Tiyatrosu’nda 6-7 sene çalıştım. 2000'de Nişantaşı’nda, Hadi Çaman, Suna Keskin, Füsun Erbulak, Birol Engeler, Cenk Sözeli ile birlikte sahneye çıktım. Osmanlı döneminde geçen bir komedi oyunuydu ve Afife Jale ödüllerinde en iyi yardımcı erkek oyuncu adayı gösterildim. Ödülü Rasim Öztekin kazanmıştı ama düşünsenize amatörsün, yeni profesyonel olmuşsun. Ve ikinci oyununda seni ‘Afife’ gibi bir ödüle aday gösteriyorlar, harika bir his.
Zorlu ilk açıldığı günden beri Zorlu’nun sahnesinde Sadri Alışık Tiyatrosu olarak oyunlar sergiliyoruz. Frankeştayn’da, baba Frankeş-tayn’ı oynadım. O bitti Amadeus’a başladım. Amadeus’a 2019’un sonunda başladık şu an 7. sezondayız. Amadeus devam ederken Okan Bayülgen Shakespeare’in 3. Richard’ından esinlenerek Richard’ı yazdı. Provalarını ziyarete gittim. Bir oyuncusu yoktu. ‘Madem öyle provan eksik kalmasın ben okuyayım’ dedim. Birkaç gidip gelmeden sonra ‘Sen oyna bu rolü’ dedi. Sağ olsun Amadeus tarafı da teveccüh gösterdi. İkisini bir arada 3 sezon götürdüm. Yani hem Amadeus hem Richard’da oynadım.
Bu arada Okan ‘Şirket’, ‘Sette Cinayet’ diye oyunlar koydu onlarda da oynuyorum. Geçen sene dört oyunda birden oynuyordum. Şimdi ise ‘Amadeus’ ve ‘Şirket’ devam ediyor.
Hiç ödül aldınız mı?
Aldım. 2008-2009 sezonunda da Ahmet Leventoğlu’nun tiyatro stüdyosunda oynuyordum. Özgür Yalım’ın yönettiği ‘Nehrin Solgun Yüzü’ oyununda gardiyan rolündeydim. Gerilim drama türünde Londra’da geçen enteresan bir oyundu. Oyunda toplasan on cümlem ya var ya yoktu. Ama oyunun büyük bir kısmı açık görüş cezaevinde geçiyordu. Hep arkadaydım, hep durandım. Jüri onu değerlendirmiş olmalı Sadri Alışık Jürisinden en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldım. İlk komediden aday oldum ama dramdan ödül aldım.

Oynadığınız, hatırladığınız diziler ve filmlerden konuşalım mı?
‘Kuzgun’ dizisinde Emin rolündeydim. 5-6 bölüm ‘Ruhsar’da oynadım. ‘Arka Sokaklar’da 5. sezon terörist rolündeydim, ‘Kurtlar Vadisi’nde gazeteciydim. 2011 yılında ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Manolis’iydim. ‘Söz’, ‘Ufak Tefek Cinayetler’, ‘Alev Alev’, ‘Alemin Kıralı’, ‘Geniş Aile’, ‘Öyle Bir Geçer Zamanki’ gibi birçok dizide yer aldım. En son Uzak Şehir’de, hakim rolünde şimdilik 5 bölüm oynadım.
Şener Şen ve Cem Yılmaz’ın başrolünü paylaştığı ‘Av Mevsimi’ filminde doktor rolündeydim, ‘Araf’, ‘Sağ Salim’, ‘Seni Görüyorum’ rol aldığım yapımlardan bazıları. En son 2025’te ‘Rüzgara Bırak’ filminde yer aldım.
Tekrar dernek tiyatrosuna dönecek olursak, Hovsep Karagözyan’la konuşurken dernek tiyatrolarının artık eskisi gibi olmadığını, gençlerimizin ilgisinin eksildiğine değindik. Bu konuda sizin düşüncelerinizi alabilir miyim?
Dernek salonlarımız gitti elimizden. Bütün sorunlar oradan başlıyor. ‘Dernekler öldü, dernekler bitti’ düşüncesine inanmıyorum. Gençlerimiz ilgisini kaybetmiş olabilir ama onları çekemez miyiz? Çekeceğiz. Onların ilgilerini sağlayacak ortamları yaratmamız lazım. Bunu denemeliyiz. Kapatmak en kolay çözüm mü? Mesela ben bugün gerçekten de Türkiye tiyatrosunda Kevork Türker olarak tanınıyorsam bu, derneklerde Misak gibi, Hermon gibi, Kevork Kabaracyan gibi, Arto Berberyan gibi, Nişan Şirinyan gibi ustalarımın bana öğrettikleri sayesindedir. Bunları öğretirken bizden ne bir para ne de bir bedel aldılar. Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Bu borcu da bizim gençlere ödememiz lazım. Tamam, belki bizim kadar adanmışlık olmayabilir. Ama şu anda ülkenin geneline baktığımızda herkesin oyuncu olmak istediği, en azından -amiyane tabirle söyleyeyim- ‘oyunculukta para var’ dediği bir durumda nasıl gençlerin ilgisi olmaz? Demek ki saha yok. İmkan yok.
Yaralıyım o konuda. Gerçekten yaralıyım. Yani yüreğim parçalanıyor. Hani cemaat olarak, Ermeni toplumu olarak tiyatroyla ilişkilendirilen bir toplumduk? Tiyatroyu Türkiye’ye Ermeniler getirdi. Hangi büyük Türk ustaya sorsan bunu söyler. Nerede bizim tiyatro salonlarımız? Var olanı niye kaybettik? Bu bana çok ağır geliyor...




