Geçtiğimiz hafta Dayk Miricanyan aradı: “Tigran Hamasyan yarın İstanbul’da olacak. Senin sevdiğini, ilgilendiğini biliyorum. Vaktin olursa Jash’a uğra” dedi. Ne büyük mutluluk! Plaklarını hemen çantama attım, üzerine konuşabileceğimiz notlarımı hazırladım.
Sırasıyla Gumayri, Aleksandrapol, Leninakan ve bugün Gümrü/ Gümri adlarıyla bilinen; Tiflis-Kars-Erivan üçgeninin tam ortasında yer alan o küçük şehir, bir kültür sanat kavşağıdır. Gümri; özgün halk edebiyatı, mizahı, yetiştirdiği müzisyen, ressam ve sinemacılarıyla ünlenmiştir. Bu kadim şehrin dünya çapında ön plana çıkan evlatlarından biri de şüphesiz caz piyanisti Tigran Hamasyan. Cape Town konserinden Yerevan’a dönerken İstanbul’da mola veren Hamasyan ile buluştuk. Bizi bir araya getiren ve bu röportajın gerçekleşmesine imkan sağlayan Dayk Miricanyan’a ayrıca teşekkür ederim.
"Bütün hatıralarımdır Gümrü"
Yanımda kızım için imzalayacağı plaklarla buluşmaya giderken, Tigran’ın yıllar sonra, (tam olarak dört yıl önce) Los Angeles’tan Ermenistan’a geri dönmüş olmasının sebeplerini kurcalıyorum kafamda. Kariyerinde bebop’tan etnik caza evrilen bir müzisyen için bu dönüşün kuşkusuz belirleyici bir anlamı var. Tigran o günleri şöyle anlatıyor:

“1988 depreminden sonra oluşan apokaliptik ortamda insanlar birbirine daha çok bağlandı. Evimizin avlusundan çocukluğumun geçtiği sokaklara kadar toplumsal bağlılık algısı çok kuvvetliydi. Böyle bir ortamda, tam bir rock tutkunu olan babam sayesinde doğduğum günden itibaren Led Zeppelin, Deep Purple ve Black Sabbath ile büyüdüm. Bu yüzeysel bir tutku değildi; babam bazen maaşının tamamıyla plaklar alırdı. Amcam ise cazla tanışmamı sağladı. Henüz 3 yaşımdayken arabasıyla saatlerce dolaşır; Herbie Hancock, Chick Corea, Miles Davis dinlerdik. Çocuklarını müzik kültürüyle büyütmeye adanmış babaların eseri olduğumuzu söyleyebilirim.”
ECM ekolü ve gelenekle tanışma
Tigran Hamasyan, kariyerinin başlarında Amerikan siyah cazını rock, hatta heavy metal sertliğinde çalarak ünlendi. Ancak bir müzik firmasından öte, başlı başına bir caz kültürü inşa eden ECM ekolü, yolunu değiştirmesinde etkili olmuş:
“Ermeni dini ve halk müziği mirasını caz bilinciyle keşfettim. Başlarda bebop çalıyorduk; hızlı, tempolu ve bol doğaçlamalı... Ne zaman ki amcam sayesinde Keith Jarrett ve Jan Garbarek gibi Avrupalı ustaları dinledim, geleneksel ezgilerin caza ne kadar yakıştığına dair önümde yeni bir kapı açıldı. Özellikle Garbarek ile Ralph Towner’ın ‘Dis’ albümünü dinledikten sonra kafamda şimşekler çaktı. Bambaşka bir müzik diline geçmem gerektiğini anladım. Profesyonel müzik kariyerim, o evde geleneksel ezgileri araştırmaya başladığım gün şekillendi.”
Biyografik bir albüm: "Manifeste"
İmzalattığım ‘For Gyumri’ albümünden bugüne kadar Tigran, hep büyüdüğü şehrin gölgesinde yürüdüğünü söylüyor:
“Benim tüm albümlerim Gümri’ye ithaf edilmiştir. Müzik yaptığım her an Gümri benimledir. Son albümüme de o kentin ruhu sindi.”
Buluştuğumuz restoranın hemen bitişiğindeki plak mağazasına geçerken son albümü “Manifeste” üzerine konuşmaya başlıyoruz. Kayıt süreci 2023-2025 yılları arasında Yerevan, Atina, Moskova ve Los Angeles’a yayılmış. Tigran bu çok boyutlu yapıyı, "insani, dijital ve kutsal olanın müzikteki birliği" olarak nitelendiriyor. Albüm, sanatçının 20 yıllık birikiminin bir özeti; kendi deyimiyle, "Ben kimim?" sorusuna verilen kapsamlı bir cevap.
Sohbetimizde albümdeki edebi ve felsefi köklere değiniyoruz. Mevlana’ya ithaf edilen “A Window from One Heart to Another” (Kalpten Kalbe Bir Pencere) eseri için şunları söylüyor:
“İran’ı ve Rumi şiirini çok seviyorum. Müzik, tarihi ve geçmişi hissedebilmek için harika bir araç. Bir eserimde Pers ezgisinin bariz duyulmasını istiyordum; bu, sufizmin derinliğine bir saygı duruşudur.”
Unutulan ‘Dardağan’
Albümün en şaşırtıcı duraklarından biri ise Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı bir köyde yetişen, "Türkiye’nin unutulan ağacı" olarak bilinen ‘Dardağan’. Belgesel fotoğrafçı Şeyhmus Çakırtaş’ın "kıyıda köşede tek başına yeşeren, unutulmuş ağaç" olarak tanımladığı bu ağaç ve kekremsi ve besleyici yemişi, Hamasyan’ın müziğinde sese bürünmüş. Sanatçı bu "tarihe terk edilmişliği" eserindeki kalıcılık sancısıyla bağdaştırıyor:
“Bir eseri bitirdiğinde, o sadece bugün için değil, 100 sene sonra da bir anlam ifade etmeli. Biçim değişebilir ama içerik zamana dayanıklı olmalı.”
Ulusal Pişmanlık Marşı
Albüm, mistik bir eserle kapanıyor: ‘National Repentance Anthem’ (Ulusal Pişmanlık Marşı). Hamasyan, bu noktada özeleştiriye dair önemli bir not düşüyor:
“Biz Ermeniler de dahil olmak üzere pek çok millet, kendimize bakmayı ve eleştirmeyi pek sevmiyoruz. Bir problem olduğunda hemen başkasını suçluyoruz. Oysa önce kendimize bakmalıyız. Bir fikir beni esir aldığında, o fikrin bendeki anlamıyla yüzleşir, içimde sürekli tartışırım. ‘Ben çaldım, siz de dinleyip kabul edin’ demiyorum; bir yüzleşme sunuyorum.”
Tigran Hamasyan’ın "manifestosu", cazın sınırlarını zorlarken köklerine sadık kalan bir sanatçının en olgun eseri olarak ifade edilebilir. Söyleşimiz biterken Mayıs ayında buluşmak üzere sözleşiyoruz. Sürprizler albüm ile sınırlanmıyor. Memleketine davet ediyor bizi. Türkiye’de bayram tatiline denk gelen günlerde, memleketi Gümri’de 3 gün çalacağı (22, 23, 24 Mayıs) Dramatik Tiyatro’da buluşmak için sözleşiyoruz.
Gümri'de başlayan yolculuk
Tigran Hamasyan, 1987'de Ermenistan'ın Gümri şehrinde doğdu. Hamasyan'ın müzik yolculuğu, çeşitli müzik tarzlarından etkilendiği çocukluk evinde başladı; üç yaşında piyano çalmaya başladı, on bir yaşında festivallerde ve yarışmalarda sahne aldı ve 2003 yılında Montreux Caz Festivali'nin piyano yarışmasını kazandı. İlk albümü World Passion'ı 2004 yılında, on yedi yaşındayken yayınladı. Ertesi yıl, prestijli Thelonious Monk Uluslararası Caz Piyano Yarışması'nı kazandı. ‘A Fable’ albümü Fransa'da Grammy Ödülü'ne eşdeğer olan Victoires de la Musique ödülünü kazandı. Yerevan Devlet Oda Korosu'nun eşlik ettiği, 5. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Ermeni kutsal müziğine odaklanan ‘Luys i Luso’ albümü büyük yankı yarattı.



