Paris’ten İstanbul’a: Siyasi gücün parayla imtihanı

Paris Ceza Mahkemesi’nde 16 Eylül’de başlayan ve 28 Eylül’de sona eren, Nicolas Sarkozy döneminin Adalet ve Emmanuel Macron döneminin eski Kültür Bakanı Rachida Dati ile Renault-Nissan’ın eski CEO’su Carlos Ghosn’un yargılandığı yolsuzluk ve nüfuz ticareti davasında, savcılık taleplerini açıkladı.
Fransa’da eski bakan Rachida Dati’nin Renault-Nissan’dan aldığı 900 bin avronun siyasi nüfuzunun karşılığı olup olmadığı mahkemede tartışılırken, Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunlarından biri olarak adlandırılan, AKP ve devlet bürokrasisi içerisinde çok sayıda kişinin adının geçtiği bir fon vurgunu patladı.
Hukuken birbirinden farklı iki dosyanın ortak sorusu ise aynı yerde düğümleniyor: Siyasi konum ile özel ekonomik kazanç arasındaki sınırı kim, nasıl denetliyor?
Paris Ceza Mahkemesi’ndeki davanın son gününde Ulusal Mali Savcılık (PNF), Dati hakkında dört yıl hapis cezası istedi. Savcılık, bu cezanın iki yılının elektronik kelepçe altında infaz edilmesini, ayrıca Dati’ye 450 bin avro para cezası verilmesini talep etti. Beş yıl süreyle seçilme hakkından, avukatlık ve yargı mesleğini icra etmekten men edilmesi de savcılığın talepleri arasında. PNF, bu ek cezaların olası bir temyiz başvurusunun sonucu beklenmeden uygulanmasını istiyor.
Savcılığın dosyasının merkezinde, Dati’nin Avrupa Parlamentosu milletvekili olduğu dönemde Renault-Nissan ittifakından aldığı 900 bin avro bulunuyor.
Dati, 28 Ekim 2009’da Carlos Ghosn ile imzaladığı avukatlık sözleşmesi kapsamında Renault-Nissan’a hukuki ve stratejik danışmanlık verdiğini, aldığı paranın da bu hizmetlerin karşılığı olduğunu savunuyor. Özellikle Fas, Cezayir ve İran’daki faaliyetlere ilişkin hukuki ve diplomatik katkıda bulunduğunu belirtiyor.
Savcılık ise Dati’nin tam olarak ne iş yaptığını kanıtlayamadığını, sözleşmenin başka bir ilişkiye hukuki görünüm kazandıran bir araç olduğunu ileri sürüyor. PNF’ye göre Renault-Nissan’ın asıl ilgilendiği şey Dati’nin yalnızca hukukçu kimliği değil, Avrupa Parlamentosu milletvekili olarak sahip olduğu bilgiye, ilişkilere ve siyasi nüfuza erişim imkânıydı. Savcılar, Dati’nin Parlamento’daki bazı girişimlerini ve Renault’ya ilettiği bilgileri bu iddianın dayanakları arasında gösteriyor. Bu nedenle söz konusu paranın suç geliri olarak değerlendirilerek müsadere edilmesini de talep ediyor.
PNF, Carlos Ghosn için de dört yıl hapis, 375 bin avro para cezası ve beş yıl şirket yöneticiliğinden men talep etti.
Carlos Ghosn’un Türkiye’den geçen kaçışı
Dati ile birlikte yargılanan Carlos Ghosn’un Türkiye ile bağlantısı ise bu davadan yıllar öncesine uzanıyor. Ghosn, Kasım 2018’de Tokyo’ya indiği sırada Japon makamları tarafından mali usulsüzlük suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı. Japon savcılar eski Renault-Nissan CEO’sunu gelirlerini 80 milyon dolar eksik göstermek, güveni kötüye kullanmak ve Nissan kaynaklarını kişisel amaçlarla kullanmakla suçladı. Ghosn suçlamaları reddetti ve Japonya’da adil yargılanmayacağını savundu.
Kefaletle serbest bırakıldıktan sonra, 30 Aralık 2019’da eski bir ABD Özel Kuvvetler askeri olan Michael Taylor’ın yardımıyla Japonya’dan sıra dışı bir operasyonla kaçtı. Büyük bir müzik kutusunun içine gizlenerek Osaka’dan özel jetle İstanbul’a, oradan da Beyrut’a geçti.
Kaçışın Türkiye ayağı nedeniyle pilotlar ve bir havacılık şirketinin çalışanları hakkında Türkiye’de dava açıldı. Bakırköy 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklar daha sonra istinaf süreciyle beraat etti.
Lübnan, Fransa ve Brezilya vatandaşı olan Ghosn, halen Lübnan’da bulunuyor. Fransa’daki davaya katılmadı ve gıyabında yargılandı. Hakkındaki uluslararası yakalama kararı devam ediyor.
Paris’te 900 bin avro, İstanbul’da milyarlarca liralık işlemler
Aynı günlerde Türkiye’de, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin kamuoyuna açıkladığı iddialar ışığında büyüyen fon soruşturması, farklı hukuki koşullar altında benzer bir kamu yararı tartışmasını beraberinde getirdi.
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, kendisi ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerinde yaptığı işlemlere ilişkin iddiaların gündeme gelmesinin ardından partisindeki görevlerinden affını istedi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da görevden af talebini kabul etti.
Muhalefet, işlemlerin zamanlamasından hareketle Kaya çiftinin ve bu vurgundan yararlanan başka mevki sahiplerinin de kamuya açık olmayan bilgilerden yararlanmış olabileceğini, kamu kurumlarının görevlerini yapmadığını ileri sürüyor.
Kaya ise görevinden ayrılırken “siyasi ve vicdani sorumluluk” aldığını söyledi; kamuoyuna yansıyan hisse işlemlerinin ayrıntılarına ilişkin bir açıklama yapmadı. Tartışma siyasi istifayla sınırlı kalmadı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fon soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya ve İlyas Kaya’nın mal varlıklarının dondurulmasına yönelik tedbir talebinde bulundu.
Türkiye’deki fon krizi Fatma Betül Sayan Kaya dosyasından çok daha geniş. Tasfiye sürecine giren ve toplam değeri 18 milyar doların üzerinde olan fonlarda 450 binden fazla yatırımcının payı bulunuyor. Soruşturma kapsamında çok sayıda gerçek ve tüzel kişi hakkında tedbirler uygulandı; şirket ve fonlara yönelik tedbirlerin bir bölümü daha sonra kaldırıldı.
İki ayrı dosya, ortak bir mesele
Dati ile Kaya dosyalarını hukuken birbirine eşitlemek mümkün değil.
Dati, yıllar süren bir soruşturmanın ardından yargılanıyor ve Fransız savcılığı mahkûmiyetini talep ediyor. Kaya hakkındaki süreç ise henüz soruşturma aşamasında (mı? resmî bir açıklama yapılmadı); kamuoyuna açıklanan hisse işlemlerine ilişkin iddialar hakkında verilmiş bir mahkeme kararı da henüz bulunmuyor.
Ancak farklı hukuki aşamalardaki iki dosya aynı kamusal soruyu gündeme getiriyor: Kamu gücüne yakınlık özel ekonomik avantaja dönüşmüş mü ve böyle bir şüphe ortaya çıktığında siyasi sistem ile yargı nasıl tepki veriyor?
Türkiye’deki dosyada henüz yanıt bekleyen birçok soru var: Devlet kurumlarının fon vurgunundaki rolleri; neyi yapıp neyi yapmadıkları, Kaya çiftinin ve diğer gelir elde edenlerin fon krizinden önce gerçekleştirdiği ileri sürülen yüksek tutarlı işlemlerde kamuya açık olmayan herhangi bir bilgiden yararlanıp yararlanmadıkları...
İki dosyayı birbirine bağlayan şey aynı suçlama değil; kamu gücü, siyasi konum veya bu konumların sağladığı bilgi ve ilişkilerin ekonomik avantaja dönüşüp dönüşmediğinin araştırılmasıdır.
Paris: Ulusal Mali Savcılığın “demokrasi” vurgusu
Fransa’daki davayı Türkiye’deki fon tartışması açısından özellikle dikkat çekici kılan noktalardan biri, Ulusal Mali Savcılığın meseleyi yalnızca maddi zarar üzerinden tarif etmemesi.
Fransız savcılığına göre seçilmiş bir kişinin siyasi konumunu ekonomik kazanca dönüştürmesi halinde zarar yalnızca şirketin veya kamunun kaybettiği parayla ölçülemez.
Savcılar, bu tür eylemlerin demokratik kurumlara ve seçilmiş temsilcilere duyulan güveni de aşındırdığını savunuyor. Carlos Ghosn hakkındaki mütalaasında da savcılık, parlamentonun sahip olduğu norm koyma gücünün adeta alınıp satılabilir bir mala dönüştürülmesinden söz etti. Ve bunun cezalandırılmasını istiyor.
Türkiye’deki fon soruşturmasının siyasi boyutu açısından da benzer bir kamu güveni sorusu ortaya çıkıyor.
450 binden fazla yatırımcının etkilendiği bir finansal kriz sırasında, iktidar partisinin en üst yönetim kademelerinden birinde bulunan bir siyasetçinin ve eşinin, henüz adları açıklanmayan başka kamu görevlilerinin, krizden hemen önce çok yüksek tutarlı hisse işlemleri yaptığı iddiası, işlemlerin hukuki niteliğinden bağımsız olarak siyasi hesap verebilirlik tartışmasını beraberinde getiriyor.
Görevden ayrılmayla siyasi sorumluluğun ilk sonucu ortaya çıkmış olsa da işlemlerin kamuya verdiği zararı, bu zararın kime ödetileceğini ve kamu kurumlarının hukuka aykırı tutum ve davranışlarını olası yargı süreci belirleyecek.
Paris’teki dosyada tartışılan rakam 900 bin avro. Türkiye’de Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin işlemleri hakkında belirtilen rakam ise 2 milyar lirayı aşıyor. Türkiye’deki fon krizinin toplam mali zararının ne olduğu henüz resmi olarak açıklanmadı.
Ancak Fransız savcılığının Dati davasında ortaya koyduğu ölçü, paranın miktarından daha geniş: Bir kamu görevinin özel kazanca dönüştürülüp dönüştürülmediği kadar, bunun vatandaşların demokratik kurumlara ve seçilmiş temsilcilere duyduğu güvene ne yaptığı da kamusal hesap verebilirliğin konusu.
Türkiye’de yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen fon soruşturmasının siyasi isimlere uzanan ayağının önündeki soru da burada başlıyor:
Mesele yalnızca kimin ne kadar kazandığı mı, yoksa kamu gücüyle özel kazanç arasındaki sınırın nasıl korunduğu mu?



