Son aylarda Türkiye'deki sosyal medya akışlarında beklenmedik bir figürle sıkça karşılaşıyoruz: bazen bisiklete binen, bazen mutfakta kahvaltı hazırlayan, bazen Erivan sokaklarında yürüyen Nikol Paşinyan. Peki ne oldu da Paşinyan'ın videoları Türkiye'de tam da şu sıralar viral oldu ve bu artış Türkiye ya da Ermenistan tarafından koordineli biçimde mi yönetiliyor?
Bu noktada “neden” ve “nasıl” sorularını birbirinden bağımsız okuyamayız. Dolayısıyla zamanlama tesadüfi değilse buna yol açan ne, koordineli değilse, o halde bunu ne büyüttü, sorularına beraber bakmamız gerekiyor. Dijital ayak izlerini yakından incelediğimizde, ilk refleksle akla gelen komplo teorilerinden çok daha karmaşık ve öğretici bir tablo ortaya çıkıyor. Aslında karşımızda ne gizli bir operasyon ne de bütünüyle tesadüfi bir ilgi patlaması var. Yeni medya düzeninin kendi mantığıyla büyüyen, zamanlaması ise hiç de rastgele olmayan bir görünürlük söz konusu.
Önce zamanlama ile başlayalım. Paşinyan, 2018'deki Kadife Devrim'den bu yana kesintisiz bir sosyal medya varlığı sürdürüyor. Gündelik paylaşımlar, sabah müzikleri, sıradan anlar gibi bir içerik tarzı yeni değil. Dolayısıyla asıl soru, içeriğin kendisiyle değil, bunun neden tam da şimdi Türkiye'de bu kadar geniş kesimlere ulaştığıyla ilgili.
Değişim 2025 İstanbul buluşması ile başladı
2026 yılının başına kadar Paşinyan Türkiye gündeminde fiilen yoktu. Bunun nedeni Türkiye'nin dikkatinin daha çok doğrudan taraf olduğu krizlere yönelmiş olmasıydı. Paşinyan ise Türkiye'nin henüz kurumsal olarak temas kurduğu, doğrudan masasında tuttuğu bir figür değildi. Bu eşiği Haziran 2025'teki İstanbul görüşmesi değiştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daveti üzerine gerçekleşen bu ziyaret, 2009'dan bu yana bir Ermeni liderin Türkiye'ye yaptığı ilk çalışma ziyaretiydi. Bu noktadan itibaren Paşinyan, Türkiye gündeminde uzaktan gözlemlenen bir dış politika figüründen Türkiye'nin doğrudan muhatap olduğu bir isme dönüştü. 8 Ağustos 2025'te ABD arabuluculuğuyla Washington'da imzalanan Ermenistan–Azerbaycan ortak deklarasyonu da bu statüyü pekiştirdi. 2025’in Kasım ayında ise Paşinyan Ermenistan Parlamentosu’nda Ermenilerin Türklere yönelik algısının tarihsel olarak Rusya etkisiyle şekillendiğini öne süren ve Kafkasya'daki yerleşik düşmanlık anlatılarını sorgulayan bir konuşma yaptı. Bu sayede ilk kez bir Paşinyan içeriği diplomatik haberden bağımsız olarak kendi başına dolaşıma girdi.
Dil bariyerini aşan videolar
2026'nın ilk aylarında başlayan ve bu yazının yazılmasına sebep olan asıl sıçramayı ise iki dinamik birlikte açıklıyor. Birincisi; dil bariyerini aşan, hızla aktarılabilen, yorum gerektirmeyen görsel formatlar bugünün algoritmalarının en kolay büyüttüğü içerikler. Paşinyan'ın yıllardır sürdürdüğü dijital şeffaflık tarzı, kısa video formatlarının egemen olduğu bugünün platformlarıyla buluşunca farklı bir yayılım potansiyeli kazandı. İkincisi ise alıcı tarafındaki değişimle Türkiye'deki izleyicinin beklenti eşiği de dönüştü. Türkiye'nin zihinsel haritasında "Ermenistan Başbakanı" imgesi, yılların çatışma anlatısı ve diplomatik krizleriyle yoğrulmuş mesafeli bir "öteki" figürü olarak yerleşmişti. Bu figürün gündelik, sıradan anlarda görünmesi şaşkınlık, ironi ve meraktan oluşan güçlü bir çelişki yarattı. Normalleşme sürecinin somutlaştığı bir dönemde bu çelişki, "komşumuzla aramızda neler oluyor?" sorusunun giderek daha fazla sorulmasıyla örtüştü. Algoritmalar bu ilgiyi fark ettiğinde Paşinyan artık bir politikacı olarak değil bir içerik figürü olarak akışlara girdi. Şubat 2026'da ise Paşinyan ailesine dair özel hayata temas eden bir haberin, Washington zirvesini geride bırakacak ölçüde ilgi görmesi, bu görünürlüğün siyasi gündem takipçilerinin çok ötesine geçtiğini gösterdi.
Kendi dinamiğiyle büyüyen bir görünürlük
Bir de “bu viral durum koordineli mi?” sorusuna bakalım. Kamuya açık X aramaları üzerinden sistematik bir ağ analizi olmayan ancak gözleme dayanarak yapılan incelemeler, Paşinyan içeriklerini Türkçe akışa taşıyan hesaplar hakkında anlamlı bir örüntüyü ortaya koyuyor. Öncelikle bu hesaplar tek konu etrafında örgütlenmiş, yakın zamanda aktifleşmiş yapılar değil. Aksine gündemi yakından izleyen, takipçi kitlesi oturmuş, editoryal çizgileri büyük ölçüde Türkiye perspektifiyle örtüşen yerleşik hesaplar. Bu hesaplardan biri Paşinyan videosundan on dakika sonra tamamen farklı bir haber konusu, yarım saat sonra spora ilişkin tartışmalı bir anı paylaşabiliyor. Paşinyan içeriği onlar için siyasi bir proje değil; algoritmanın ödüllendirdiği, kendi kitlelerinin ilgisini çekecek, editoryal reflekslerine uyan bir içerik. Bu gözlemler, koordineli bir operasyondan çok, aynı yönde hareket eden ama bağımsız aktörlerden oluşan bir ekosistemi işaret ediyor. Öte yandan bu viral durumun Ermenistan tarafından özel olarak Türkiye pazarını hedefleyen bir strateji olduğuna dair bir veri de yok. Üstelik Ermenistan geleneksel ve sosyal medyasının bu viral durumdan haberdar olduğuna dair açık kaynaklar üzerinden ulaşabildiğimiz bir bilgi de yok.
Böylece koordinasyon sorusunun her iki ayağı da benzer bir cevapta buluşuyor. Yani özel olarak tasarlanmamış ama kendi dinamiğiyle büyüyen bir görünürlük olduğunu gösteriyor.
Yılların emeğinin açamadığı kapı
Bu tablonun en düşündürücü boyutu şu: onlarca yıldır paneller, makaleler, ortak projeler ve sivil toplum girişimleriyle Türkiye'nin ana akımında bir türlü karşılık bulamayan "Ermenistan'ın insani bir yüzü var" fikri, etkileşim geliri arayan yerleşik hesaplar aracılığıyla haftalar içinde geniş kitlelere ulaştı. Bunu bir başarı hikâyesi olarak görmek güç ama dijital çağda görünürlüğün, bazen yılların emeğinin açamadığı bir kapıyı aralayabildiğini de not etmek gerekiyor. Bu dönüşümü sosyal medya ile geleneksel medya arasındaki yeni döngü de hızlandırıyor. Akışta öne çıkan içerikler kısa sürede haberleşiyor; ardından çeşitli araçlarla yeniden paylaşımlarla ikinci bir dalga yaratıyor. Görünürlük ise gerçek ilginin birebir yansıması değil çünkü algoritmalar belirli içerikleri öne çıkardığında, sanki toplumun tamamı o gündemi taşıyormuş gibi bir izlenim oluşuyor.
Tüm bu sürecin Türkiye–Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi açısından ne anlama geldiği ise ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor. Dijital çağda sınırlar yalnızca diplomatik antlaşmalarla değil, platformların gelir modeliyle esniyor gibi gözükse de sosyal medyada görünürlük kazanmak ile gerçek bir yakınlaşma zemini oluşturmak arasında hâlâ derin bir mesafe var.
Gelip geçici dijital bir heyecan mı?
Paşinyan'ın videolarına emoji koymak ya da altına yorum yazmak, tarihsel hafızanın dönüştüğü, karşılıklı güvenin inşa edildiği anlamına gelmiyor. Algoritmaların yarattığı bu komşuluk, yeni bir içerik popüler olduğunda anında yerini başka bir gündeme bırakabilecek kadar kırılgan. Yine de bu kırılganlığı görmek, olup biteni küçümsemek anlamına gelmez. Yıllarca yüzüne bakılmayan, bakıldığında da çoğunlukla husumet beslenen bir figürün, beklenmedik yollarla bu denli geniş kitlelere ulaşmış olmasının, kendi başına bir sosyolojik veri olduğunu söylememiz gerekiyor. Mesele bu verinin gelip geçici bir dijital heyecan mı, yoksa daha köklü bir zihniyet değişiminin zayıf ama gerçek bir sinyali mi olduğudur.
“Anlamak” hâlâ çaba gerektiriyor
Bu algoritmik yakınlığın Hrant Dink'in vurguladığı anlamda birbirimizi anlayabilmek için sahici bir tanışıklığa dönüşüp dönüşemeyeceği çok önemli. Algoritmalar sayesinde "görmek" artık daha kolay belki, ama "anlamak" hâlâ büyük bir çaba gerektiriyor. Paşinyan'ın elleriyle kalp işareti yaptığı videosuna gülümsemek kolay; kapalı sınırın ve 1915’in susturulmuş hafızasının üstüne konuşmak hâlâ o kadar kolay değil. Ekran sadece görünenin üzerine ince bir örtü atar; o örtü örtbas etmek için de kullanılabilir, yeni bir başlangıç için de. Hangisi olacağı, ekranın başından kalkıp sorumluluk üstlenenlerin tercihine kalıyor.



