14 Mart Cumartesi günü, Hantibum Festivali kapsamında sıra Hangardz’ın okuma tiyatrosundaydı. Hazırlık aşamasında, ekip arkadaşımız Tara Demircioğlu, Mahir Özkan’ın Hemşince yazdığı, Pakrat Estukyan ile Ermeniceye çevirip ilk baskısını da Ermenice yaptığı “Garmılig” adlı eserini sahnelememizi önermişti. Bu eseri seçmemizin en önemli nedenleri; çok dilli yapısının yanı sıra doğrudan çocuklara hitap eden, sıcacık bir hikâye olmasıydı.
Okuma tiyatrosunu Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın (ÇAK) sahnesinde gerçekleştireceğimiz netleştikten sonra, Tara kendi zihninde yepyeni bir evren tasarladı. Bu evreni sahneye taşırken en çok dikkat ettiği şey, çocukların sahnede gördükleri bu dünyayı eve gittiklerinde kendi imkânlarıyla yeniden yaratabilecekleri kadar samimi ve erişilebilir olmasıydı. Dramaturjik olarak eserin kendine has diline sadık kaldık; oyun Hemşince başlayıp Hemşince son buldu. Ermenice kısımları ise yalnızca Garmılig’in kendi yolunu bulmaya çalıştığı, serüven dolu bölümler olarak kurguladık.
Sahne üzerindeki kısıtlı zamanımız nedeniyle kitabın sadece belirli bir bölümünü oynayabildik. Sahnelenen bu kesitte; koyun, ayı, yılan ve bir balık gibi karakterler bize eşlik etti. Hangardz olarak "okuma tiyatrosu" kavramına hiçbir zaman sadece metni okuyup geçmek olarak yaklaşmıyoruz. Tıpkı diğer oyunlarımızda olduğu gibi bu performansı da dekor, kostüm ve ses tasarımıyla bütünleştirmeye gayret ettik. "Garmılig" özelinde ise animasyon alanında Bared Çil’in büyük desteğini gördük. Kaçkar Dağları'nın canlanıp Karadeniz’e uzanması ve nehirde yolunu bulmaya çalışan Garmılig’in hareketlendirilmesi, özellikle Hemşince bölümlerin seyirci tarafından çok daha net ve görsel bir şekilde anlaşılmasına vesile oldu. İki haftalık yoğun prova sürecimizde, bu büyülü evrenin yaratılmasına Mihran Tovmasyan, Reha Keskin, Ece Nur Ateş, Tophane Noise Band ve Selim Cizdan da çok kıymetli katkılar sundular.

Seyircinin içindeki çocuğa dokunmak
Cumartesi günü oyun sahnelendiğinde, baştaki amacımıza ulaşmakla kalmayıp çok daha ilerisine geçtiğimizi hissettik. Çocukların gözlerindeki merak ve heyecan salonun her köşesinden okunurken, onlarla izlemeye gelen velilerin ve yaşça büyük seyircilerin de tüm dikkatini sahneye çekmeyi başarmıştık. Tiyatronun en büyülü tarafı tam olarak bu sanırım: Basit bir dekor ve ufak bir hareketle seyirciyi anında kendi evrenimize çekebilmek. Seyircinin kaç yaşında olduğunun hiçbir önemi yok; asıl mesele, onların içindeki o meraklı çocuğu bulup çıkarabilmekte. Oyunun ardından gerçekleştirilen söyleşide ekip üyeleri Tara Demircioğlu, Yeğya Akgün, Lara Narin, Sevada Demirci, ben ve kitabın yazarı Mahir Özkan, oyun ve yaratım süreci üzerine ufuk açıcı bir tartışma alanı yarattık.
Neden bağımsız bir sahneye ihtiyacımız var?
Çıplak Ayaklar Kumpanyası gibi bağımsız, dayanışma ruhunu yaşatan alanların varlığı, bizim gibi ekipler için nefes aldırıcı ve çok kıymetli. Ancak "Garmılig" serüveninde sahneye taşıdığımız o kısıtlı ama derinlikli evren, dekoru ve kostümü sırtlayıp mekân mekân gezdiğimiz her oyun sonrasında olduğu gibi bize yine temel bir gerçeği hatırlattı: Kendimize ait, bağımsız bir tiyatro sahnemizin olması artık bir lüks ya da uzak bir hayal değil, ertelenemez bir ihtiyaç.
Çok dilli üretimler yapan, farklı kültürlerin masallarını, hikâyelerini ve dertlerini sahneye taşıyan, bir okuma tiyatrosunu bile salt okumanın ötesine geçirip görsel ve işitsel bir deneyime çeviren bir ekibin; o yaratıcı enerjiyi sürekli göçebe bir şekilde yaşatması kolay değil. Kendine ait bir mekâna sahip olmak, sadece tahtadan bir sahneye sahip olmak demek değildir. O mekân; provaların zaman ve mekân kısıtlaması olmadan özgürce yapılabildiği, dekorların bir sonraki oyunu beklediği, çocukların ve yetişkinlerin oyun sonralarında bir araya gelip tartışabileceği yaşayan bir kültür belleğine dönüşür.

Hangardz olarak içimizdeki bu potansiyeli tam anlamıyla açığa çıkarmak, bağımsız sanat üretimine daha güçlü devam edebilmek ve seyircimizle kurduğumuz bu eşsiz bağı kalıcı bir "eve" taşımak zorundayız. Çünkü anlatacak daha çok hikâyemiz, canlandırılmayı bekleyen daha çok dağımız, nehrimiz ve karakterimiz var. Kendi sahnemiz, sesimizin yankılanacağı ve asla kaybolmayacağı o özgür liman olacaktır. Kültürün ve dilin korunmasına büyük katkı sunan Hantibum Festivali, ikinci yılında da yoluna hız kesmeden devam ediyor. Dilerim verilen bu kıymetli emekler karşılığını bulur ve festivali daha nice yıllar izleme imkânına sahip oluruz.
1 Mart’ta başlayan Hantibum Festivali, 31 Mart’a kadar devam edecek.




