Zaman değiştikçe müzelerin de yapısı, sınırları, küratöryal yaklaşımları ve içerikleri dönüşüyor. Çağa ve ihtiyaçlara adapte olan bu yeni nesil mekânlar; ziyaretçilerin pasif birer izleyici ya da bilgi alıcısı olmasının önüne geçiyor. Onları sürecin bir parçası kılan, özgün deneyimler sunan ve donukluğun aksine dinamizmi barındıran alanlar haline geliyorlar.
Bazı müzelere sarılmak istersiniz!
Bazı müzeler vardır ki onlardan bir parça kalbinizde hep kalır, orada anlatılanlar sizinle uzun süre konuşur, kişisel hafızanızın ve yolculuğunuzun bir parçası haline gelir. Çünkü bazı müzelerde sergilenenler sadece başkalarının değil, sizin de hikâyenizdir. O anlatılar size ayna tutar; bazen sağaltır, bazen güçlendirir ve ilham verir. Bazı müzelere ise sadece sarılmak istersiniz. Benim kendimce böyle bir kategorim var mesela: Sarılmak istediğim, teşekkür etmek istediğim, bende emeği olan müzeler... Onlar size sadece bir bellek ya da anlatı hediye etmez, çok özgün bir duygu da tattırır.
Uzun yıllardır takip ettiğim ama ziyaret etme fırsatı bulamadığım Museum of Broken Relationships (Bitmiş İlişkiler Müzesi) Zagreb’deki ilk günümün sabahındaki durağım oldu. Gitmeden önce elbette kaygılarım vardı: "Ya kitsch bir deneyim yaşarsam, ya yapay ve ajite edici anlatılarla karşılaşırsam, ya dili ve söylemi sorunluysa?" gibi soru işaretleriyle, temkinle girdim kapıdan.
Ancak bu ziyaret tüm kaygılarımı boşa çıkardı. Yalın ve analog olanın, içten anlatımın gücünü hissettiğim; kuvvetli, ilham verici ve özgün bir deneyimdi bu. Nesnelerin hikaye anlatımında ve hafıza aktarımında ne kadar önemli bir rol oynadığını, hafızanın dile gelmesinde nasıl bir katalizör işlevi gördüğünü bir kez daha yaşayarak gördüm.
Şakayla doğan bir müze
Müzenin hikâyesi aslında bir şakayla başlıyor. “Kırık Kalpler Müzesi”, Olinka Vištica ve Dražen Grubišić adındaki iki sanatçının biten ilişkisinden doğar. Ayrılık sürecinde eşyaları paylaşmakta zorlanan çift, bunları bir müzede sergileme fikrinin şakasını yapar kendi arasında. Zamanla o şaka gerçeğe dönüşür ve 2006 yılında bu fikri hayata geçirerek insanların biten ilişkilerinden kalan eşyaları toplamaya başlarlar. Kısa sürede küresel bir ilgi gören bu konsept, dünyanın dört bir yanından gelen bağışlarla büyür. Gezici sergilerin ardından da 2010 yılında Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de kalıcı bir müze haline gelir.
Müzede sizi bir nesne ve o nesnenin sahibi tarafından yazılan hikâyeler karşılıyor. Meksika’dan Japonya’ya, Almanya’dan ABD’ye kadar dünyanın dört bir yanından, hiç tanımadığınız insanların kalp kırıklıklarına, hayal kırıklıklarına, elemlerine, mücadelelerine, aşklarına ve biten sevgilerine sergilenen eşyalar üzerinden tanıklık ediyorsunuz. Nesneyi bağışlayanların isimleri gizli tutuluyor ve her nesnenin ardında yatan anlatı doğrudan sahibi tarafından kaleme alınıyor. Kimileri birebir Zagreb’e gelerek, kimileri ise posta yoluyla nesnelerini ve anılarını müzeye ulaştırıyor. O eşyalardan "arınarak" ama aynı zamanda on binlerce insanla hem eşyayı hem de hikâyelerini paylaşarak, belki de boğazlarındaki düğümlerin çözülmesini ve kalplerinin hafiflemesini sağlıyorlar.
Müzenin tüm içeriği belirli periyotlarla yenileniyor; dolayısıyla karşımızda yaşayan, güncellenen, dönüşen, katkılarla çoğalan ve paylaşılan bir mekân var. Çünkü en nihayetinde anlatılan her birimizin hikayesi... Kendimize özgü sandığımız hakikatlerin 10 bin kilometre ötede çok benzer bir şekilde yaşanmış olması, kendi gerçekliğimize ayna tutuyor. Hatta aradaki mesafelere rağmen kalbi bir dayanışma doğuyor; kalp acısının ağırlığıyla gelenlerin buradan hafifleyerek çıkmaları hiç de uzak bir ihtimal değil.
İlişkilerin her hali
Şunu da not düşmek isterim: Buradaki ilişkilerden kasıt sadece romantik ilişkiler değil. Anne-kız bağları, işinizle ve hatta kariyerinizle kurduğunuz bağ, aile büyükleriyle ya da arkadaşlarla olan ilişkiler ve yaşanan kayıpların ardından kalan izlerin hepsi bu müzede yerini bulmuş. Bazı aşkların bitse de aslında hiç bitmediğini, bazı bağların koptu sanılsa da hep devam ettiğini müzeyi gezerken derinden hissediyorsunuz. Çünkü yaşananların hepsi gerçek. Her bir nesnenin hikayesini teker teker, hatta bazılarını dönüp dolaşıp yeniden okudum.
Sizi müzeden birkaç nesne ve alıntıya bırakmadan önce, gönül rahatlığıyla “Bitmiş İlişkiler Müzesi’nin "sarılmak istediğim müzeler listeme" girdiğini belirtebilirim. Yolu Zagreb’e düşenlerin yolunun bu müze ve bu özel hikayelerle kesişmesi dileğiyle...
Bir Dilim Pasta Bloomington, Amerika 1988-1990
“Lise aşkımla ilişkimizin ilk yıldönümünü kutladık ve bu özel gün için özel bir pasta yaptırdık. Ertesi gün doğum günüm olduğu için ailem de bu anlamlı kutlamada yanımızdaydı. Gelinlerin geleneksel olarak yaptığı gibi pastanın bir dilimini dondurucuda sakladım; ancak ikinci yıl dönümüne geldiğimizde artık birbirimizden uzaklaşmaya başlamıştık. Ayrıldıktan sonra pastayı ailemin dondurucusunda bıraktım. Aradan otuz beş yıl geçti; annem ve babam vefat etti. Pastanın o dilimi hâlâ onların dondurucusundaydı. Bazen bazı şeyleri geride bırakmak gerçekten zor oluyor.”

Bu dünyada yaşamayı değer kılacak şeyler var
Filistin kolyesi, Ocak - Mayıs 2024 Berlin/Madrid, Almanya/İspanya
Bu dünyada yaşamayı değer kılacak şeyler var. Sen benim hayatımı yaşamaya değer kıldın. Kuir Arap aşk hikayelerine nadir rastlanır; tıpkı kuir Arap kalp kırıklığı hikayeleri gibi, çünkü en başta sevmemize bile izin verilmez. Sen Amerikalı-Filistinliydin, ben ise Avrupa'da yaşayan bir Kuzey Afrikalı. Berlin'deki değişim yılın sırasında tanıştığımız ilk hafta, oraya hiç gitmemiş olan sana altın bir Filistin haritası kolyesi almıştım. Sen de bana aynısının gümüş olanını aldın. Halkının maruz kaldığı ve canlı yayınlanan bir soykırıma rağmen, o soykırımın ortasında sevdik biz birbirimizi. Beni yeterince sevmediğini ve bana yeterince saygı duymadığını söyleyip gittin. Bizim sadece var oluşumuz bile bir "tehdit" unsuru iken, daha fazla nasıl sevebilirdim ki? Batı için fazla Arap, Doğu için fazla kuir. Aşkımızın kutsal sayılabileceği özgür bir Filistin'de buluşmak dileğiyle.
Kalbi kırık bir kız evlat
33 yaşında, Belgrad, Sırbistan
Annem 24 Şubat 2019'da öldü. Hapishanede, oda arkadaşlarının arasında, uykusunda öldü. Bundan iki yıl önce, görevi kötüye kullanmaktan üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Bir ajansta muhasebeci olarak çalışırken (diğer bazı meslektaşları gibi) ajansın hesabından para çaldığı ortaya çıkmıştı. O dönemde kendisine ölümcül bir hastalık teşhisi de konmuştu. Babamın da benim de onun mahkemelerde zaman geçirdiğinden haberimiz yoktu. Mahkûm edildiğinde bile hiçbir şey bilmiyorduk. Bunu bizden saklamıştı. Bir polisin pasaportuna el koymak için evimize gelmesiyle her şeyi öğrendik. Sonunda bize gerçeği o zaman anlattı.
Bundan sonrası, hem onun hem de bizim için iki yıl süren bir acı dönemiydi; neredeyse her hafta sonu hapishanenin olduğu şehre seyahat ediyor, düzgün yiyecek ve ilaçlar için para harcıyor ve her şeyden önemlisi ona kötü bir şey olmasından korkuyorduk. Ve sonunda olan oldu. Hapishane doktoru bizi arayıp vefat ettiğini söyledi.
Annem dünyadaki en iyi insan değildi. Yalancıydı, bencilce davranırdı, şımarıktı, bir hırsızdı... Ama benim en iyi arkadaşımdı ve beni hiç kimse onun kadar sevmedi. Sergilenen bu nesne, hapishanedeki bir atölye çalışması için plastik poşetlerden yaptığı bir çalışma.
Kalbi kırık bir kız evlat

Arnulfo the Sloth
2 yıl 10 ay, 6 Temmuz 2019 – 14 Mayıs 2022 Meksiko City, Meksika.
Süpermarketten elinde bu kocaman, rengârenk oyuncak tembel hayvanla döneceğini hiç tahmin etmezdim; hep uykulu olduğu için tıpkı bana benzediğini söylemiştin. Benim için en değerli eşyalardan biri haline geldi, çünkü ona sahip olmak her an seninle olmak gibiydi. Ancak zaman geçtikçe Arnulfo, aynı şeyin bizim de başımıza geldiğinin farkına varılmadan, bir dolaba kaldırıldı ve orada unutuldu. Sanırım eşyalar, yavaş yavaş bir depolama alanına kaldırılıp biten aşkların bir yansıması. Üzerindeki tozu aldım, ona baktım ve seni hatırladım; sonra aramızdaki her şeyin bittiğini, artık senin sadece kalbimin gardırobunda saklayacağım bir anıdan ibaret olduğunu anladım.
Telefon Kulaklığı 21 yıl Rancho Santa Margarita, ABD
Bir müşteri hizmetleri operatörü olarak telefonun ucunda geçirdiğim o çalkantılı ilişkiyi büyük bir memnuniyetle sonlandırdım.
Hangi sektörde olursa olsun değeri bilinmeyen ve suistimale açık bir iş bu. Yılların getirdiği deneyimle işimi gayet iyi yapsam da, günün sonunda zihniyetimi yıpratan ve genel tutumumu olumsuz etkileyen bir beceriye saplanıp kalmıştım. Çoğu insan için, hattın diğer ucundaki o "sorunu çözmesi gereken" meçhul ses olmak, bu işin tüketici için bir kum torbası olarak tasarlandığı gibi yanlış bir izlenim yaratıyor. Bir şirketin sesi olmak üzere tasarlanmış herhangi bir telefon işi, içine düşülecek yıkıcı bir tuzaktan ibarettir.
Telefon kulaklığının prangalarını kırıp stres seviyemi düşürmemin üzerinden bir yılı biraz aşkın bir süre geçti ve bunun için minnettarım. İnsanoğlu psikolojik olarak gri bir kabinde, 8 saatlik bir vardiya boyunca aynı yazılı selamlamayı tekrar tekrar söylemek üzere yaratılmamıştır. Artık özgürüm ve o kulaklıklar cehenneme kadar gidebilir. Her ne kadar bana oldukça iyi ve düzenli bir kazanç sağlama konusunda yardımcı olmuş olsalar da, onların sunduğu o öngörülebilir, yıpratıcı ve ruhu yavaşça öldüren süreçtense, risklerle dolu denizlere yelken açmayı fersah fersah tercih ederim.
Bilinmeyen seslerin bu iblislerine temelli elveda; yeni özgürleşen kulaklarıma ise gönülden bir merhaba!



