28 Mart, Agos’un kurucularından Sarkis Seropyan’ın ölüm yıldönümü idi. Bu vesileyle sevgili eşi Manişag Seropyan ile Baron Sarkis’i konuşmuştuk. Agos ile ilgili hatıraları ise bu haftaya bırakmıştık. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Kaç soru sorsam bana az gelecek. İlk sayının çıktığı gün Baron Seropyan heyecanlı mıydı?
Gazete yok sattı. Kapış, kapış herkes bu yeni gazeteye hücum ediyordu. Halk çok memnundu. Hatta ilk üç yılın tüm Agos sayılarını Sarkis’le toplamıştık. Bu üç koca cilt hala evimizde.
İlk sayıları çıkartırken Ermenice sayfalarda tek başınaymış, zorlanmadı mı?
Hiçbir şikayeti yoktu. Tek başına çalıştı. Ermenice kelime haznesi çok zengindi. Bazen Ermeni okulunda sınıf öğretmeni olmama rağmen ben bile ona danışırdım. Kelimelerin köklerini anlatırdı. Kökünden sonra da gelen ekleri söylerdi. Dil bilgisini iyi bilirdi.
Aslında liseyi okumamıştı. Esayan Ortaokulu’ndan mezundu. Sarkis’le maması ve yayası evde hep Ermenice konuşmuşlar. Aslında Zarik yaya iyi Rumca da bilirdi. Eşi hükümet tabibiymiş. Bir gün doğum var deyip götürmüşler, gidiş o gidiş.
Zarik yaya cebine 1 lirasını koyar ‘Marmara’ gazetesini beklerdi. ‘Konuların hepsi beni ilgilendirmiyor fakat zamanımı nasıl geçireceğim?’ der baştan sona okurdu. Onun için gazete dağıtımcısı geldiği zaman, zaten gün bitmişti.
Keşke Sarkis’in çıkardığı Ermenice sayfaları okuyabilseydi.

Baron Seropyan’ın Anadolu’ya tüm gezilerini neredeyse Lora Baytar Çapar düzenledi. Galiba düğününe de gittiniz?
Sarkis’in tüm gezilerini Lora tertiplerdi. Otelleri, gezi planlarını o yapardı. Hatta Cem’le nişanlılarken galiba Kayseri’de çatal ve bıçakları birbirlerine bağlayıp şakasına sahte düğün bile yapmıştık. Daha sonra İstanbul’dan 35 kişi bir otobüse doluşup, Vakıflı’ya Lora ve Cem’in düğününe gittik. Çok güzel geçti.
Agos’un onuncu yıl vesilesiyle bir yemek düzenlenmişti. O günü biraz anlatır mısınız?
2006’nın Aralık ayının 23’ünde Taksim’de güzel bir otele gittik. Şarkılar söyleyip çok eğlenmiştik. Hrant’a dönüp ‘Biliyor musun bugün kızım Garine’nin evlenme yıldönümü. O uzaklarda ama biz seninle buradayız ve dans ediyoruz’ dedim. Mutluluğumuz çok kısa sürdü...
19 Ocak 2007 günü ben ve Baron Seropyan Agos’taydık. Silah seslerini duyup aşağıya koştum. Baron Seropyan’la merdivenlerin başında kapıda karşılaştım. Bir şey sormadı, bana bakmadı, sadece aşağıya indi. Ben içeridekilere ‘Aşağıya gelin’ diye bağırdım. Sonra onun arkasından aşağıya indim. Donmuş gibiydi. Tam dibinde bir şey demesini bekledim. Çıt yok. Yaklaşık 20 dakika daha konuşmayınca konuşturmak için ‘Paltonu getireyim mi Baron?’ dedim. Kafasını salladı. Herkes gelip gitti. Ağlar sandım, dondu kaldı. Korktum. Nasıl bir hafta geçirdiniz?
Cuma günüydü. Ben hasta ziyaretine hastaneye gitmiş geri dönüyordum. Eve geldim, telefon çaldı, arkadaşım; ‘Hrant'ı vurmuşlar’ dedi. ‘Kapat’ dedim. Sarkis’i aradım, açtı. ‘Evet Hrant'ı vurdular’ dedi, ‘Kapat’. Kapattım telefonu. Akşama kadar haberleri televizyondan izledim.
Akşam Sarkis geldi. Geç vakitti. Suratı beş karış, bir hiddet tabii. Yattı. Bir hafta cenazeye kadar hiç konuşmadı. Giyinip, kuşanıp gidiyordu. O meyanda Sarkis’in kalp doktoru telefon açıyor, oğluma ‘Baban iyi değil. Babana şu ilaçları vermen gerekir’ diyordu, biz de ilaçlarına dikkat ettik. Daha sonraları Sarkis bana “Ben çok tıkanmıştım, çok fena olmuştum. Ne konuşabildim, ne ağlayabildim, hiç kendimde değildim. Cenaze günü Rakel'e sarıldım, ağladım, ağladım, ağladım... Ondan sonra biraz ferahladım” dedi.
Çok daha sonraları o günü şöyle anlattı: “Şaşırtıcı bir şekilde evde de hiç konuşamadım. Zaten bir şey diyemezdim ki. Toplantıdan çıktık, yerime oturdum. Bir ses, bir ses. Kızlar bağırıyor. ‘Ne bağırıyorsunuz? Ayıp değil mi; böyle bağırıyorsunuz’ dedim. ‘Hrant’ı vurdular’ dediler. ‘Neee! Hrant’ı mı vurdular? Daha şimdi buradaydı’ Bir de aşağıya indim ki; vurulmuş. Ne yapacağımı şaşırdım.”
Sonraki her anma günü giyinir, kuşanır, siyah kravatını takar, bana ‘Gelecek misin? Çok geçlere kalma, yollar kapalı oluyor’ diye tembihler öyle çıkardı..
Sizce Baron Hrant’ın ve Seropyan’ın ilişkileri nasıldı?
Sarkis ve Hrant’ın abi-kardeş ilişkileri vardı. Beraber çalışmaya başladıkları yaklaşık 10-11 sene boyunca ilişkileri hep çok iyi oldu. Derdi ki; ‘Hrant’a birileri gelip, Anadolu’daki köylerini, kayıp ailelerini sorduğu zaman onları bana getirip; o yerler, isimler hakkında neler bildiğimi soruyor.’
O ve Hrant insanlarla konuşup, sual edip, bazılarının nereden olduğunu ve ailelerinin kimler olduğunu buluyorlardı. Çoğu zaman bildikler yerler hakkında muhabbet ederlerdi. Sarkis, Hrant için ‘Pazar günü gezer adada, kulağı kesiktir, bir sürü haber toplar, Pazartesi gelip onlardan haber yazar’ derdi.
Bir de yaz mevsimi için ‘Sabahları adadan bir gazete alıp, koltuğunun altına koyar, motordan inene kadar okur, onu da motorda bırakıp iner, eli boş gelir ofise’ derdi. Agos’la birlikte aile gibi olduk. Artık ailece de görüşüyorduk. Hala Rakel hiç unutmaz, her zaman arar sorar beni.
Baron Seropyan ‘Agos’u yaşamının son gününe kadar bırakmadı. Bugün olsa yine bizimle olurdu diye düşünüyorum, ya siz?
Hiçbir zaman Agos’a toz kondurmazdı. Onun yanında kimse Agos’a bir şey diyemezdi. Bugün olsa yine muhakkak sizinle çalışıyor, beraber üretiyor olurdunuz.
Söyleşinin ilk bölümü için tıklayın: Bir tarafımız hep eksik



