Hepimiz aynı göğün altındayız. Bazen bir sergi, bunu yeniden hatırlamak için yeterli olabilir.
Her şeyin manasız, bunaltıcı ve zor geldiği zamanlardan geçiyoruz. Gündem, kalbimizin ve zihnimizin üzerine hiç kalkmayacakmış gibi bir ağırlıkla çöküyor. Birbirimizden nefret etmeye meylediyor, öfkemizi her yere taşıyoruz. Bütün bunlara söyleyecek bir sözüm, çare olacak bir çözümüm yok. Ama hepimize, ne olursa olsun, aynı göğün altında olduğumuzu hatırlatmayı amaçlayan bir sergi önerebilirim.
İstanbul Modern’in onuncu koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında, Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıların çeşitli dönemlerde ürettiği yapıtları tarihsel ve tematik bir çerçevede bir araya getiriyor. Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın 1940’lardan bu yana geçirdiği dönüşümü ele alan sergi, uluslararası sanatçıların yapıtlarıyla koleksiyona farklı açılardan bakma olanağı sunuyor.
İlk kez izleyiciyle buluşan yapıtlar
Küratörlüğünü İstanbul Modern’in yeni artistik direktörü Çelenk Bafra ile uzun yıllardır müzenin koleksiyon ve eğitim bölümlerinde görev yapan küratör Deniz Pehlivaner’in üstlendiği Aynı Mavinin Altında, müzenin dört katına yayılan kapsamlı bir koleksiyon sergisi. 119 sanatçının 230 yapıtını bir araya getiren sergide, 43 yapıt ilk kez izleyiciyle buluşuyor. İlk kez sergilenen eserler arasında Fatoş İrwen’in “Rosa”sı, Yaşam Şaşmazer’in “Karanlığı Ehlileştirmek”i, Aslı Çavuşoğlu’nun “ANNEX”i, Candeğer Furtun’un “Alkış”ı ve Burçak Bingöl’ün “Hatayi”si gibi isimler var. Ayrıca Gülsün Karamustafa, Elif Uras, Attila Galatalı, Mirak Jamal, Antonis Donef, Julie Mehretu gibi sanatçıların bazı yeni yapıtları da ilk kez sergileniyor.
Biz de yolumuzu İstanbul Modern’e düşürdük, serginin hikâyesini ve koleksiyona getirdiği yeni bakışları eş küratör Deniz Pehlivaner’den dinledik.
Tarih ve temalar arasında
Serginin ilk bölümü, 1940’lardan 2000’li yıllara kadar Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın gelişimini tarihsel bir akış içinde inceliyor. Soyut sanatın ilk örneklerinden figüratif anlatımın farklı biçimlerine, sanatçıların değişen estetik yaklaşımlarından toplumsal ve kültürel dönüşümlere uzanan bir seçki sunuyor. İkinci bölümde, 2000 sonrası sanat üretimleri tematik başlıklar altında bir araya geliyor. Farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıların yapıtları, güncel meselelere farklı sanat pratikleri üzerinden bakıyor.
“Savaş, Yıkım, Yerinden Edilme” başlıklı bölümde göç, otorite ve tarihsel travmaların yanı sıra kolektif bellek ve geçmişle kurulan ilişkiler öne çıkıyor. “Doğa, Motif, Dönüşüm” bölümünde insan, hayvan, bitki ve çevre arasındaki ilişkiler dönüşüm, ekolojik kırılma ve kültürel hafıza ekseninde inceleniyor. “Temsil, Anlatı, Gelenek” başlığı altında bedenin temsili, toplumsal cinsiyet, zanaat, görünmeyen emek ve kimlik meseleleri sanatçıların yapıtları aracılığıyla aktarılıyor. “Kent, Mekân, Katman” bölümünde ise kent, hafıza, hareket, mimari ve kültürel dolaşımın sürekli değiştiği bir alan olarak öne çıkıyor. Bu nedenle sergiyi gezerken temalar ve yapıtlar arasındaki diyaloglardan çok, eserlerin ve sanatçıların kendi hikâyelerine odaklanmak daha iyi bir fikir olabilir.
Aynı mavinin altında
Eş küratör Deniz Pehlivaner, serginin adının romantik bir isim arayışıyla ortaya çıkmadığını belirterek mavinin kapsayıcı anlamına dikkat çekiyor: “Mavi, deniz de olabilir, zeminsizlik de yaratabilir, bir sınırsızlık da verebilir. Farklı kuşaklardan, sosyolojik ve eğitimsel arka planlardan gelen sanatçıları bir araya getiren, hepsini kucaklayan ve aralarındaki sınırları ortadan kaldıran bir isim olduğu için özellikle bu ismi verdik.”
Sergi, dokuz tematik metnin yanı sıra sesli tur ve videolu anlatımlarla koleksiyon hakkında daha kapsamlı bilgi edinme olanağı sunuyor. Bu geniş seçkide bizim radarımıza giren eserlerden bazılarını da yakından inceledik.
Ziyaretçilere not: Pazartesi günleri kapalı olan İstanbul Modern, perşembe günleri 10.00-14.00 saatleri arasında Türkiye’de ikamet eden ziyaretçilere, salı günleri aynı saatlerde ise Türkiye’de ikamet eden 18-25 yaş arası gençlere ücretsiz.
Koleksiyondan duraklar
Korkunun kaynağı nerede?
Yaşam Şaşmazer’in “Karanlığı Ehlileştirmek” adlı eseri, İstanbul Modern koleksiyonuna yeni katıldı ve ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor. Sanatçının doğrudan duvara yaptığı resimde, delici bakışlarıyla izleyiciye yönelen, duygusuz görünen bir kız çocuğu figürü yer alıyor. Arka plandaki sırtlan figürü ve resmin kesilmiş formu, kız çocuğuyla hayvan arasında karşılıklı bir bakışma hissi yaratıyor. Karanlık ve korku kavramları üzerinden ilerleyen eser, korkunun kaynağını ve kimin kimi dönüştürdüğünü sorguluyor. Arkadaki çizimi de sanatçı bizzat müzeye gelerek çizmiş.
Sarkis’e ait bir oda
Serginin Sarkis’e ayrılan bölümünde, sanatçının savaş, yerinden edilme ve göç gibi konulara tarihsel referanslarla yaklaşan beş işi yer alıyor. Pehlivaner, Sarkis’in zamanla kurduğu ilişkiyi kasalar üzerinden anlattığını, tarihlere sıfırlar ekleyerek zamanı belirsiz ve sonsuz bir düzleme taşıdığını belirtiyor. Işığın artıp azalmasıyla nefes alıp verme hissi yaratan eser de sanatçının yaşamla kurduğu bağı görünür kılıyor.
Sarkis’in vitray çalışmaları da bölümün önemli parçaları arasında. Sanatçı, üretme tutkusuna duyduğu hayranlıkla Aliye Berger’in bir resmini vitray olarak yeniden yorumluyor. Berger’in 1970’lerin başında Narmanlı Han’daki atölyesinde çıkan yangın sırasında resim yapmayı sürdürmesinden etkilenen Sarkis, “Kırmızı vitraylar serisi No: 8,” isimli vitrayıyla sanatçıyı en üretken ve hayat dolu hâliyle anmayı amaçlıyor. Sarkis, “Masumların Vitrayları” adlı eserinde Yüzüklerin Efendisi filminin imgelerini kullanarak günümüzün canavarlarını vitraylara hapsediyor. Küratör Deniz Pehlivaner’e göre eser, izleyiciyi güven ve umut kavramları üzerine düşünmeye davet ediyor. Sanatçının havai fişekleri Ortaçağ resmiyle buluşturduğu diğer işi ise savaş, yıkım, yardım ve kutlama gibi farklı çağrışımları bir araya getiriyor. Sarkis, imgelerin anlamını izleyiciye bırakarak geçmişteki çatışmalarla bugünün gerçekleri arasında bağ kuruyor.
Geçmişten kalan parçalara ikinci bir hayat
Sergide, hemen Sarkis’e konuk olan Hera Büyüktaşçıyan’ın yerleştirmesinde, Heybeliada’daki bir manastırdan sanatçının topladığı tuğla, fayans ve başka nesneler yer alıyor. Manastırın tarihine ve zaman içinde geçirdiği dönüşüme işaret eden bu parçalar, bronz ayaklar eklenerek yeni bir kimlik kazanıyor. Böylece Büyüktaşçıyan, geçmişten kalan nesnelere adeta ikinci bir hayat veriyor. Yerleştirme, bir yandan tarihî mekânın yitip giden izlerini hatırlatırken diğer yandan bu parçaların dönüşerek yaşamayı sürdürmesine odaklanıyor.
Ara Güler de burada!
Koleksiyon sergisi, Türkiye’nin fotoğraf alanındaki en önemli ustalarından yapıtlar da barındırıyor. Disiplinlerarası yaklaşımı Türkiye fotoğraf kültürüne kazandıran Ersin Alok, 1962 yılında “Master of Leica” unvanı verilen Ara Güler, Türkiye’de akademik eğitim alan ilk kadın fotoğrafçı Yıldız Moran ve Sedat Pakay’ın çalışmaları da izleyiciyle buluşuyor.
Kafası karışık bir halı
Fransız multimedya sanatçısı ve Turner Ödülü sahibi Laure Prouvost’nun 2018’de ürettiği “Sanatçı Atölyesi” İstanbul Modern koleksiyonunda yer alan anıtsal bir duvar halısı. Sanatçının atölyesini ve zihnini çağrıştıran eserde zemin, tavan ve belirgin sınırlar yok; farklı imgeler, notlar ve küçük mizahi ayrıntılar iç içe geçiyor. Sürekli değişen düşünceler gibi konudan konuya atlayan kompozisyon, hareketli bir mekân hissi yaratıyor. Prouvost’nun tasarımını verdiği halı, Belçika’daki halı atölyelerinde dokunuyor.
Bu çark zor döner!
Elif Uras’ın Bu Çark Zor Dönüyor (2024) adlı eseri, İstanbul Modern koleksiyonu için özel olarak üretildi ve ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor. Resim eğitimi alan Uras, desenlerini seramik yüzeylere taşıyor. İznik çinisinin mavi-beyaz geleneğinden yararlandığı çalışmada, vazolar kadın bedenlerini temsil ediliyor. Eserdeki kadın figürleri, ay ve dalga motifleri kadın emeğine ve yaşam döngülerinden ilhamla yapılmış. Her biri el işçiliğiyle üretilen parçalar, kadınların seramik üretimindeki emeğini de görünür kılıyor.
Gerilla Girls: Kadın sanatçıların görünürlüğü
1985’te, New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde (MoMA) düzenlenen bir sergide yer alan 169 sanatçıdan yalnızca 13’ünün kadın olması üzerine kurulan Gerilla Girls, sanat dünyasındaki cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla ortaya çıktı. Grup, posterler, kitaplar ve performanslar aracılığıyla sanat kurumlarındaki ayrımcılığı istatistikler ve ironi üzerinden eleştiriyor. Sergideki “Türk Kadın Sanatçıların Geleceği, grubun Türkiye’deki sanat dünyasına yönelttiği eleştirileri yeniden gündeme getiriyor. Yaklaşık 20 yıldır sergilenmeyen eser, kadın sanatçıların görünürlüğü ve müzelerin koleksiyon politikaları üzerine düşündürüyor. Pehlivaner, sergide yüzde 45’inin kadın olduğunu belirtiyor. Pehlivaner, koleksiyonda kadın sanatçıların temsilini artırmaya yönelik 22 yıllık çabanın ardından, kadın ve erkek sanatçıların temsili arasındaki dengenin ilk kez bu düzeye ulaştığını söylüyor.




