“Yaşayan bir kent” olarak adlandırılan Amed, bu festivalle birlikte bu tanımın içinin ne kadar dolu olduğunu, taşlarının arasında yüzyıllardır biriktirdiği o çok kültürlü mirası sanata nasıl dönüştürdüğünü tüm dünyaya gösterdi. 22 Nisan'dan 2 Mayıs'a kadar süren bu serüvende, sadece bir tiyatro etkinliğine değil, 17 farklı ülkeden gelen sanatçıların ve sanatseverlerin, kadim bir coğrafyanın bağrında tek bir dil olan "sanat" etrafında nasıl kenetlendiğine şahitlik ettik. İnsanlar sadece tiyatro izlemek için değil, Amed’in o mistik, kucaklayıcı ve tarihi dokusunda kaybolmak, o havayı solumak için yollara düştüler.

Cemil Paşa Konağı'nda birleşen dünyalar
Tarihler 22 Nisan’ı gösterdiğinde, festivalin açılışı büyüleyici Tarihi Cemil Paşa Konağı avlusunda yapıldı. Sadece bir mekân olmanın ötesine geçerek açık hava sahnesine dönüşen konak, dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri ağırladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun’un da aralarında bulunduğu isimlerin, sanatın birleştirici gücüne ve kentin bu festivale duyduğu inanca vurgu yapan konuşmalarının ardından, festival resmi olarak perdelerini açtı.
Açılış alışılagelmiş, resmi ve soğuk protokol açılışlarından çok uzaktı. Dünyanın farklı köşelerinden gelen insanlar, kendi kültürel kıyafetlerinin göz alıcı renkleriyle avluyu doldurmuştu. Ve elbette bu coğrafyanın vazgeçilmezi, omuz omuza vermenin, birlik olmanın en estetik dışavurumu olan halay... Farklı dilleri konuşan, farklı kültürlerden gelen insanlar, aynı ritmin etrafında el ele tutuşarak halaya durduğunda, Amed’in gökyüzüne doğru yükselen o coşku, festivalin ilerleyen günlerinde yaşanacak sanatsal dayanışmanın da en büyük müjdecisiydi.
"Destana Moraşin’ê": Küllerinden doğuşun ve toplumsal belleğin epik sahneleri
Coşkulu açılış töreninden sonra 23 Nisan’da, şehrin en büyük sanat merkezi Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde (Çand Amed) bir tarihi an yaşandı. İranlı usta yönetmen Dr. Ghotbedin Sadeghi’nin dehasıyla sahneye taşınan “Destana Moraşin’ê” (Moraşin Destanı), yaklaşık 1700 kişilik devasa ve heyecanlı bir izleyici kitlesinin karşısında prömiyerini yaptı. Salonun hınca hınç dolu olması, kentin tiyatroya olan açlığının ve saygısının en büyük kanıtıydı.

Sadeghi'nin yönetmenlik kariyerinin temel taşlarını oluşturan derin felsefi yaklaşım, bu oyunda da kendini gösteriyordu. "Destana Moraşin’ê", sadece bir hikâye anlatımının ötesine geçerek geleneksel Kürt anlatılarını, mitolojiyi ve epik unsurları, postmodern tiyatronun yenilikçi teknikleriyle kusursuzca harmanladı. Toplumsal bellek ve Kürt kimliği, oyunun ana omurgasını oluştururken izleyici sahnede sadece bir performans değil, bir halkın tarihsel direnişini ve varoluş mücadelesini şiirsel bir dille izledi. Yaklaşık 50 kişiden oluşan tutkulu oyuncu ekibi, sadece yedi hafta gibi tiyatro dünyasında oldukça kısa sayılabilecek bir sürede oyunu ortaya çıkarmıştı. Sahnede bedenlerin senkronizasyonu, ışık ve gölgenin dramatik kullanımı, oyuncuların adeta tek bir organizma gibi hareket etmesi, Sadeghi’nin titizliğinin ve ekibin inancının bir sonucuydu.
Yerevan’dan Amed’e kültürel köprü
Festivalin en sarsıcı ve çok kültürlü anlarından biri, Ermenistan’dan gelen VERELQ Dramatic Theatre ekibinin performansıydı. Yerevan'ın sanata doygun, tarihi sokaklarından yola çıkarak Amed’in kadim surlarının içine kadar uzanan bu yolculuk, sadece fiziki bir seyahat değil; halklar arasında sanatın, empatinin ve kardeşliğin iyileştirici gücüyle inşa edilmiş sarsılmaz bir kültürel köprüydü. Yerevan ekibinin festivale katılımı, "Barış İçin Diyalog" temasının sadece bir slogan olmadığını, sahnede ete kemiğe bürünmüş bir gerçeklik olduğunu hepimize kanıtladı.
M. Emin Yalçınkaya Sahnesi’nde sergilenen ve biletleri günler öncesinden tükenen “The Artist”, izleyiciyi derinden etkiledi. Alexander Shirvanzade’nin kaleminden çıkan, Aram Nalbandyan’ın sahneye taşıdığı bu dram, insanın iç dünyasındaki fırtınaları çarpıcı bir yalınlıkla görünür kıldı.
Sahnede, yetenekli ama kırılgan bir gencin trajik çöküşüne tanıklık edildi. Oyun; toplumsal baskılar, ağır yaşam koşulları ve kişisel yıkımların, “sanat ve aşk” arayışını nasıl parçaladığını karanlık ama estetik bir dille aktardı. Minimal ve etkili sahne tasarımı, karakterin içsel buhranlarını derinleştirirken; dilin ötesine geçen evrensel anlatım, performansı daha da güçlü kıldı.
Oyun orijinal dili olan Ermenice sahnelenirken, Kürtçe, Türkçe ve İngilizce üstyazıların aynı anda akması Amed’in çok dilli yapısıyla uyumlu bir atmosfer yarattı. Dili bilmeyenler için bile sahnedeki duygu geçişi güçlüydü; hüznün ve sanatın evrenselliği bir kez daha hissedildi. Finalde salonu dolduran izleyicilerin uzun süre ayakta alkışladığı an, Yerevan ile Amed arasında kurulan sanatsal dayanışmanın sınırları aşan gücünü görünür kıldı.

Sokaklara, parklara taşan enerji
Amed Tiyatro Festivali, yalnızca salonlara sıkışan bir etkinlik değil; kentin dört bir yanına yayılan canlı bir sanat deneyimi sundu. Çand Amed Büyük Salon, M. Emin Yalçınkaya Sahnesi, tarihi dokusuyla büyüleyen sur içi mekanları, yemyeşil doğasıyla Koşuyolu Parkı ve Sümerpark Anfi Tiyatro gibi kentin dört bir yanına dağılmış alanlar, festival boyunca birer sanat atölyesine dönüştü.
Yaşayan kentin tiyatroyla sınavı ve kutlu zaferi
11.Uluslararası Amed Tiyatro Festivali, bir kez daha şunu gösterdi: Baskıların, zorlukların ve sınırların olduğu her yerde, sanat kendine çatlaklardan sızacak bir yol bulur ve orayı bir vahaya çevirir. Amed, bu festivalle sadece ev sahibi bir şehir olmaktan çıkıp bizzat başrol oyuncusuna dönüştü. Yerevan'dan gelen misafirlerin sahnede bıraktığı gözyaşları, İran'dan gelen ekibin anlattığı destanlar, Avrupa'dan katılan grupların deneysel arayışları ve bu coğrafyanın kendi çocuklarının yarattığı devasa eserler... Hepsi Amed'in o geniş ve sıcak göğsünde eriyerek tek bir şeye dönüştü: Umuda.
Tiyatroseverleri yalnızca izlemeye değil, düşünmeye ve hissetmeye çağıran festival; sanatsal dayanışma, estetik ve açılıştaki o büyük halayın coşkusuyla dünyaya güçlü bir selam gönderdi. Yankıları, sahneler kapandıktan sonra bile Amed’in sokaklarında, Yerevan’ın meydanlarında ve sanata inananların kalbinde sürmeye devam edecek.
Kapanış ise bu serüvene yakışır bir haberle geldi: 2 Mayıs’ta Amed Spor, tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükseldi. Festival ise “filtresiz” tartışma alanları açıp sanat severleri bir araya getirip engelleri aştı. Bir kez daha teşekkürler.




