Ermenistan 2026 parlamento seçimlerine doğru ilerlerken, yayımlanan her yeni anket yalnızca oy oranlarını değil, seçmenin zihnindeki ağırlık merkezinin nasıl değiştiğini de gösteriyor. Daha önce yayımladığımız iki yazıda, Ermenistan’daki parlamento seçimleri öncesinde şekillenen kamuoyu dinamiklerini, Ermeni Seçim Çalışması’nın (ArmES) EVN Report için hazırladığı birinci ve ikinci dalga anketleri üzerinden ayrıntılı biçimde analiz etmiştik. İlk yazıda, seçmenin yaklaşık yüzde 40’ının sandıkta ne yapacağını söylemediği bir ortamda, bu “büyük sessiz kitlenin” seçimin kaderini nasıl belirleyeceğini ele almıştık. İkinci yazıda ise iki anket arasındaki iktidar lehine iyileşmenin geçici bir atmosfer değişikliği mi yoksa yapısal bir zemin kayması mı olduğu sorusunu verilerle sorgulamış; Vance ziyareti, emekli maaşı artışı ve bölgesel gelişmelerin yarattığı konjonktürel rüzgâra rağmen kararsız seçmenin güvenlik algısındaki gerilemenin ve TRIPP projesi etrafındaki kutuplaşmanın kırılganlık işaretleri olarak durduğunu belirtmiştik.
Şimdi önümüzde, ArmES’in Nisan 2026’nın başından Mayıs 2026’nın başına kadar süren saha çalışması var.
Veriler incelendiğinde yönlerin değişmediği, sadece belirginleştiği görülüyor. Başbakan onayı birinci dalgadaki yüzde 36’dan ikinci dalgada yüzde 47,2’ye, üçüncü dalgada ise yüzde 49’a yükselirken; onaylamayanlar yüzde 45’ten yüzde 33,7’ye gerilemiş durumda. Ülkenin doğru yöne gittiğini düşünenler yüzde 35’ten yüzde 44’e çıkarken, yanlış yöne gidiyor diyenler yüzde 37,9’dan yüzde 30,9’a düşmüş. Üç ardışık ölçümde aynı yönde seyreden bu hareket artık “konjonktürel rüzgâr mı, yapısal zemin mi?” tartışmasını geçersiz kılıyor.
Kararsızlardaki değişim
Üçüncü dalgada dikkat çeken en kritik veri, oy niyetleri ya da genel onay rakamları değil. En önemli hareket, daha önce defalarca üzerinde durduğumuz ve seçimin gerçek belirleyicisi olarak tanımladığımız kararsız seçmenin Başbakan’a verdiği onay puanında yaşanmış gözüküyor. Birinci ve ikinci dalgada kararsızların Başbakan onayı yüzde 35,4’ten yüzde 35,5’e, yani istatistiksel olarak hiçbir yere kımıldamamıştı. Buna göre kararsız seçmen hem “onaylıyor” hem de “onaylamıyor” kategorilerinde yerinden kıpırdamıyor ve onay oranı donmuş gözüküyordu. Üçüncü dalgada bu tablonun değiştiğini görüyoruz. Kararsızların Başbakan onayı 5,5 puanlık bir hareketle yüzde 35,5’ten yüzde 41’e sıçramış.
Bu asimetrinin analitik ağırlığını kavramak gerekiyor. Kararsız seçmen Başbakan’a daha az kârşı değil; daha fazla yakın. Olumsuz blok yerinde dururken olumlu blok büyümüş durumda. Bunu, mobilizasyonun değil inandırmanın işareti olarak okumak gerekiyor. Seçmen iktidardan uzaklaşmıyor; aksine aşamalı olarak iktidara yaklaşıyor gibi duruyor.
Kararsız seçmenler arasında güvenliğin iyileştiğini düşünenlerin oranı ikinci dalgadaki yüzde 45,6’dan üçüncü dalgada yüzde 48,2’ye çıkarken; iyileşmediğini düşünenler ise yüzde 41,2’den yüzde 38,6’ya gerilemiş durumda. Genel nüfusta da tablo iyileşmeye devam ediyor. Güvenliği olumlu değerlendirenler yüzde 53,8’e ulaşırken olumsuz değerlendirenler yüzde 35,9’a düşüyor.
İran savaşı
Üçüncü dalga ankette, öncekilerde ölçülmeyen yeni bir soru da sorulmuş. “Hükümetin İran savaşına ilişkin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna cevaben; katılımcıların yüzde 42,8’i hükümetin savaşa dair politikasını onaylarken yüzde 20,9’u ise onaylamıyor. Kararsız seçmende ise bu oranlar onaylayanlarda yüzde 35,4, onaylamayanlarda ise yüzde 16,2 olarak gözüküyor. Kararsız seçmende “bilmiyorum/cevap vermek istemiyorum” diyenler ise yüzde 46,5 ile bütün sorulara verilen cevaplardan daha fazla bir orana ulaşıyor. Bu sonuçlar daha önce ifade ettiğimiz “İran savaşı seçmenin risk iştahını sıfırlıyor olabilir ve bu da iktidarın lehine” tezimizi sayısal olarak da doğrular nitelikte gibi gözüküyor. Seçmen, hükümetin bölgesel bir yangının ortasında ülkeyi nerede tuttuğunu görüyor ve bunu olumlu kârşılıyor.
Paşinyan yine önde
Oy niyeti dağılımı üç anket boyunca “dikkat çekici biçimde tutarlı” kalıyor. Bu tutarlılığın iki yüzü var. Sivil Sözleşme yüzde 32,5 ile önemli bir farkla önde gitmeye devam ediyor ama ilk turda tek başına çoğunluk kuracak eşiğin altında duruyor. Güçlü Ermenistan yüzde 10,1 ile kademeli olarak azalan bir destek trendine rağmen barajı aşan tek muhalefet gücü olmayı koruyor. Ermenistan İttifakı yüzde 8’lik ittifak barajının çok altında ve hata payı içinde dalgalar arasında sabit durumda. Müreffeh Ermenistan yüzde 4’lük parti barajında salınıyor. Liberal ve üçüncü yol aktörleri ise hâlâ görünmez olmaya devam ediyor. Birinci yazımızda çizdiğimiz muhalefet aritmetiğinde üç dalga boyunca hiçbir şey değişmemiş gibi duruyor.
Kararsızlar dağıtıldığında
Tüm bu gelişmelere rağmen kararsız ve cevapsız kategorilerinin toplamı yüzde 39,5’te seyrediyor. ArmES’in modeline göre bu büyük sessiz kitlenin yüzde 47,1’i Sivil Sözleşme’ye şu ya da bu düzeyde yönelimli; bu eğilim sandığa yansıdığında iktidarın oy aralığı yüzde 40,7 ile yüzde 51,1 bandına oturabilir. Ancak 2021 seçimlerinde seçime katılım çok düşük seviyelerde kalmış, Paşinyan ve partisi düşük katılımlı seçimde oransal olarak yüzde 54 almıştı. Bu tablo düşük katılımın iktidarı cezalandırmadığını, aksine koruduğunu gösteriyor. Dolayısıyla kararsız kitlenin sandığa gitmeme ihtimali modelin öngördüğü senaryoyu tersine çevirmez; pekiştirir. Paşinyan açısından asıl risk, bu kitlenin yüksek bir mobilizasyonla ve net bir anti-iktidar yönelimle sandığa gitmesi senaryosunda gerçekleşecektir.
Kötümser taraf erirken iyimser taraf büyümüyor
İleriye dönük algıda “daha kötü olacak” diyenlerin oranı üç dalgada da sırasıyla yüzde 23,2’den yüzde 11,9’a, oradan yüzde 11,6’ya düşmeye devam ediyor ve neredeyse yarıya inmiş durumda. Ama “daha iyi olacak” diyenlerin oranı ikinci dalgada yüzde 40,4, üçüncü dalga ankette ise yüzde 40,1 ile farklı değil. Kısaca kötümser taraf erirken iyimser taraf büyümüyor ve fark, her iki dalgada da kararsız ve yanıtsız kategoriye akıyor..
Tablo iktidar lehine yapısal olarak güçlenmiş olsa da Sivil Sözleşme'nin önünde çözülmemiş iki devasa kriz alanı duruyor. Bunlardan ilki, TRIPP (Trump Road for International Peace and Prosperity) projesi.
Kararsız seçmende TRIPP şüphesi
Projeyi yararlı bulanların oranı ikinci dalgada yüzde 42,3 iken üçüncü dalgada yüzde 38,2'ye gerilemiş. Asıl sarsıcı hareket ise kararsız seçmende. TRIPP'i yararlı bulan kararsızların oranı ikinci dalgadaki yüzde 38,7'den yüzde 27,5'ye — tam 11,2 puan — çökerken, yararlı bulmayan kararsızlar yüzde 31,4'ten yüzde 36,5'e yükselmiş. Genel nüfustaki tablo belirsizleşme olarak okunabilirken, kararsız seçmende ise hem şüphe derinleşiyor hem de olumsuz kanı güçleniyor. Seçmen "barış" fikrine kârşı değil; ancak egemenlik, Syunik bölgesi ve geçiş yolları gibi somut düzenlemelerin teknik detaylarına hâlâ güven duymuyor gözüküyor.
İkinci büyük yara ise hesap verebilirlik konusu. Toplumun yüzde 55,1'i, Paşinyan hükümetinin yolsuzluklar ve görevi kötüye kullanma konularında eski yetkililerden hesap sorma noktasında yetersiz kaldığını düşünüyor. 2018 Kadife Devrimi'nin adalet vaatlerinin yerine getirilmediğine dair bu kalıcı hayal kırıklığı, iktidar için kronik bir toplumsal şikâyet olmayı sürdürüyor.
Tablo iktidar lehine
Bir adım geri çekilip üç araştırmayı bütün olarak okuduğumuzda Ermenistan’da genel siyasi atmosfer, Aralık 2025’ten Mayıs 2026’ya kadar iktidar lehine sürekli ve kademeli biçimde değişiyor. Bu değişim tek bir olayla veya tek bir şokla açıklanamayacak kadar yavaş ve sistemik. Üç ardışık dalgada aynı yönde seyreden tablo, bu faktörlerin biriken etkisinin zemin yaratmaya başladığına işaret ediyor. Kantarın ibresi artık yapısal değişim lehine kaymış durumda. Ancak bu zemin, hâlâ yanıt bekleyen sorular üstünde inşa ediliyor. Kararsız seçmen oranı yüzde 37 ile 40 arasındaki büyüklüğünü koruyor. TRIPP'in belirsizliğe kayan erozyon eğrisi — özellikle kararsızlardaki yaklaşık 12 puanlık çöküş — seçim günü nasıl yönlenecek? Muhalefet parçalanması seçmeni boykota mı, yoksa mevcut seçeneklerden birine razı olmaya mı sürüklüyor?
Bu tablonun arkasında daha geniş bir çerçeve var: bu seçimde tercih, partiler arasında olduğu kadar risk hesapları arasında da yapılıyor. Seçmen artık yalnızca “kim daha iyi yönetir?” sorusuna cevap aramıyor; daha çok “kim daha az risk yaratır?” sorusunu soruyor. İran savaşı, Azerbaycan’la kırılgan barış süreci ve bölgesel belirsizlikler bu soruyu giderek daha merkezi hale getiriyor.
Bugün itibarıyla Paşinyan’ın avantajı, seçmenin onu coşkuyla desteklemesinden çok, muhalefeti daha büyük risk olarak görmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu güçlü ama kırılgan bir pozisyon. 2026 seçimlerine giderken soru artık yalnızca “kim daha çok oy alacak?” değil. Daha doğru soru şu: Ermenistan seçmeni hangi riski daha taşınabilir bulacak? Ve tıpkı ilk yazıda söylediğimiz gibi — bu seçimin gerçek sonucu yalnızca kimin kazandığından değil, sandığa gitmeyenlerin sessiz tercihinden de okunacak.



