Belki biraz klişe gelecek bu cümle ama Yunanistan’da kahve yaşam biçimidir. Bir Yunan için kahve içmek sabah yüzünü yıkamak gibi bir şey sayılır. Bunu içerisinde şüpheye mahal vermeyen bir gereklilik olarak düşünün. Kahve, neredeyse yedi yüzyılı aşkın geçmişiyle özel ya da kamusal alan fark etmeksizin ülkede hayatın ritmine tesir etmiştir.
Ben de Yunanistan’da günümüzün popüler kahve zincirlerinin ötesine bakmaya niyetlendim ve çok kültürlü tarihi dokusuyla Selanik’e doğru araştırma rotamı oluşturdum. Bu “seyahat” beni kentin kahve kültürüne önemli ölçüde hizmet etmiş Ermenilerle tanıştırdı.

Kavurma ve satış Ermenilerde
Aslında kahvenin Avrupa’daki serüvenine mercek tuttuğumuzda, bu gizemli çekirdeği batıya sevdirenlerin Ermeni girişimciler olduğunu görürüz. Öyle ki, araştırmacı Ross Jamieson’a göre 1660’ların Paris’inde “Ermeni” demek, neredeyse “kahve satıcısı” demekle eşanlamlıydı. Viyana’nın meşhur kahve kültürünün temellerini atan, bugün hâlâ yaşayan Daniel Moser gibi mekanların öncüsü olan ilk kafeyi 1685’te açan da Johannes Diodato (Hovhanness Astvatsatour) isimli bir Ermeni tüccardı.
İşte bu gelenek, 18. ve 19. yüzyıllarda Selanik’in limanlarında, çarşılarında da kök salmıştı. O dönemde Yemen’den, Kızıldeniz limanlarından gelen ya da Granada ile Jamaika gibi uzak kolonilerden taşınan kahve çekirdekleri, Selanik sokaklarında da kavrulurdu. Osmanlı sonrasında ithalatın rengi değişip "Brezilya kahvesi" ön plana çıksa da, işin zanaatı yani kahve çekirdeklerini kavurma ve satış kısmında Ermeniler ön plana çıkıyordu.
Ermeni ustaların mahareti

Folklor araştırmacısı İlias Petropoulos’un önemli çalışmasında altını çizdiği gibi, "eski Selanik"in kahve duraklarının arkasında hep Ermeni ustaların mahareti vardı. Nikolaos Inglesis’in 1926 tarihli şehir rehberine göz attığınızda, kayıtlara geçen altı büyük kahve işletmesinden beşinin Ermenilere ait olduğunu görürsünüz: Abrahamyan Hasen, Berberyan Kalust, Bulutyan Liran, Zakaryan Samuel ve Papaciyan Takvos...
Bu isimler sadece birer dükkan sahibi değil, o dönemki Selanik kent kimliğini şekillendiren figürlerdi de. Egnatya Caddesi boyunca, Kamara’nın etrafında ve bugünkü ABC Oteli’nin bulunduğu Sintrivani’ye kadar uzanan hat, bu dükkanlardan yayılan kavrulmuş kahve kokusuyla yıkanırdı. Zamanla bu ağ, Vardaris’in o cıvıl cıvıl halk pazarına ve lüks konakların yükseldiği Vasilissis Olgas Caddesi’ne taşındı. Kasparyan, Morcikyan, Dereyan ve Atamyan gibi isimler, kolektif hafızada şehrin sokak tabelaları gibi yer edindi.
Neden bu kadar çoklar?
Makedonia gazetesinin 1941 yılına ait sayılarından birinde, İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında ülkenin savunması için Selanik'teki meslek mensupları ve sosyal kuruluşlar tarafından yapılan bağışlara yer veren bir liste yayımlanmıştır. Kahve dükkanı sahipleriyle ilgili bölümde, bağışçıların çoğunun adının Ermeni olduğu görülür.

kahve kavurma işletmesi yazılı reklamı
Peki, neden bu kadar çok Ermeni kahveci vardı Selanik’te?
Cevap, tarihin zorlu virajlarında gizli. 20. yüzyılın başlarında, Ermeni soykırımı ve Küçük Asya Felaketinden kurtulmayı başaran binlerce mülteci, Selanik’e sığındı. Dillerini bilmedikleri, vatandaşlık haklarından mahrum oldukları ve gayrimenkul edinemedikleri bu yeni topraklarda, hayatta kalmanın yollarından biri zanaatlarıydı.
Öte yandan Ermeni mülteciler için ticarete ve akıcı bir şekilde Yunanca konuşmayı gerektirmeyen diğer mesleklere yönelmek de çarelerden biriydi. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen diğer mülteciler gibi birçok Ermeni de yerel topluma entegre olmak için iş kurmaya çalıştı. Bazı Ermeniler yanlarında en iyi bildikleri şeyi, kahve kavurma sanatını getirmişti.
Yeni mülteciyle dayanışma
Tıpkı usta kahveci P. Kasparyan’ın büyükbabası gibi. Köklerinden koparılmış, sıfırdan başlamıştı yeni hayatına. Vardaris’teki dükkanının önünde, el değirmeniyle gün boyu kahve öğüten ihtiyar ustanın kahvesini içmeyen yoktu.
Şehre Küçük Asya Felaketinden çok önce gelip düzenini kurmuş olan Ohannes Morcikyan ise koruyucu bir melek gibiydi. Torununun anlattığına göre Ohannes, Küçük Asya’da ve Pontus’ta zulüm görmüş, sürgün edilmiş Ermenilere dükkanının kapısını ardına dek açardı. Selanik’e perişan halde varan mülteci soydaşlarına hayata tutunabilmeleri için birer kahve değirmeni ve bir çuval kahve hediye ederdi.
Morcikyan’ın 1881 yılında Egnatia 71 numarada açtığı dükkanı sadece bir ticarethane değildi, dostların uğrak yeri de olmuştu. Selanik’in kafeinsiz kahve furyasında -ki zorunluluktan çıkan bir furyaydı bu- başı çeken mekanlardan biriydi. İkinci Dünya Savaşı’nın o zor yıllarında, özellikle Alman işgalinin karanlık günlerinde gerçek kahve bir lüks haline gelince nohut, badem, arpa ve buğdaydan yapılan "ikame kahveler" dolduruyordu fincanları. Olsun, "nohut kahvesi" belki gerçek çekirdek değildi ama hem mideyi tok tutuyor hem de o kapkara günlerde insanlara bir nebze olsun kahve sıcaklığı veriyordu.
Aris Kahvehanesi
Bir de Tsimiski Caddesi 98 numaradaki meşhur Aris Kahvehanesi ve Bakkaliyesi vardı ki, orası apayrı bir romandı. Dükkan, adıyla Yunan futbol takımı Aris’e gönderme yapıyordu. 1870 civarı İstanbul’dan Selanik’e gelen Kalust Berberyan’ın temelini attığı, sonrasında oğlu Saram’ın devraldığı bu mekan, hem Selanik Ermeni cemaatinin ve hem de muhitin gözbebeğiydi. Kalust'un ilk mağazası Kamara bölgesinde yer alıyordu ve kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, tahminen 20. yüzyılın başlarında (1910-1920) açılmıştı. 1925'te Saram, işletmeyi Tsimiski Caddesi'ne taşıdı ve 1972'de vefat etti. Sonra torun S. Daoudakis-Berberyan, annesi Rosita Berberyan ile birlikte dükkanı devraldı ve 1986'da dükkan tamamen kapanana kadar işletmeye devam etti.
Boylu poslu yapısı, nazik mizacı ve pamuk gibi kalbiyle Saram, işgal yıllarında canını tehlikeye atarak kahve değirmenlerinde gizlice un öğütür, aç insanlara dağıtırdı. Hatta 1942 yılında Naziler Selanik’i ele geçirip şehirdeki Yahudileri kamplara göndermek üzere evlerinden topladığında Saram Berberyan, büyük bir cesaret örneği göstererek Yahudi bir doktorun değerli eşyalarını kurtarmıştı. Daha sonra Selanik Yahudi cemaati tarafından dostluğu ve cesareti için onurlandırılmıştı.
İşte bu yüzden, Selanik’teki kahve kültürünün tarihinden bahsetmek bizi salt ticari mekanlardan bahsetmekten öteye götürüyor. Çoktan kepenk indirmiş o dükkanlar, insanlığın, dayanışmanın ve ayakta kalma mücadelesinin birer sayfası olarak hatırlanmayı ve konuşulmayı bekliyor.
Bir gün yolunuz Selanik’e düşerse ve bir kahve içeyim derseniz havaya yayılan o büyüleyici kokunun içinde sadece kavrulmuş çekirdeklerin değil Ohannes’in el değirmeninin, Saram’ın cesaretinin, bir de dilini, yolunu bilmediği bir şehri evi yapmak zorunda kalmış Ermeni mültecilerin hikayelerinin de olduğunu unutmayın.



