Sölöz üzerine çalışmaya derneğin her Mart ayında düzenlediği ‘Hantibum Festivali’ vesilesiyle başladığını söyleyen Mildanoğlu, konuşmasında Aras Yayıncılık ve Yesayan Derneği’nin kurucularından Yetvart (Tomo) Tovmasyan’ı ve Sölöz’ü ilk kez Agos’ta kaleme alan, 2015 yılında kaybettiğimiz gazetemizin Ermenice Sayfaları Editörü Sarkis Seropyan’ı andı.
Bursa'nın kuzeyinde, İznik Gölü’nün güneyinde küçük bir köy olan Sölöz yüzyıl önce yoğun bir Ermeni nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. Zakarya Mildanoğlu bu tarihi, Ermeni harfli Türkçe gazetelerden Osmanlı arşiv belgelerine, Patrikhane yazışmalarından misyoner raporlarına uzanan çok katmanlı bir kaynak yelpazesine dayanarak anlattı.
"Bugün bırakın okulu ve öğretmeni, bir tane Ermeni bile yok"
Mildanoğlu, köyün en büyük ve görkemli dini yapısı olan Hreşdagabet Kilisesi’nin, kesme taştan inşa edilmiş olup üç sunak, iki giriş kapısı ve heykellerle bezeli cepheleri bulunduğundan bahsetti. Kilisenin eşit miktarda bakır ve gümüşten Zeytinburnu’nda dökülen yaklaşık 235 kilogram ağırlığındaki çan sesinin İznik Gölü'ne kadar ulaştığını aktaran Mildanoğlu, “Samatya Surp Kevork Kilisesi'nin çan sesinin Eminönü'nden duyulduğunu da hatırlarım" dedi.
Kilisede rahipler için odalar, ayinlere hazırlık mekânları ve kız-erkek karma okul binası bulunuyordu; harcamalar semt belediyesi tarafından değil, cemaat tarafından karşılanıyordu. 1902 ders yılında köydeki Aziz Savorican Erkek Okulu'nda 380, Aziz Hripsimyan Kız Okulu'nda 270 öğrenci eğitim görüyor, iki okulda toplam 13 öğretmen görev yapıyordu. Mildanoğlu bu rakamlara dikkat çekerek "Bugün bırakın okulu ve öğretmeni, bir tane Ermeni bile yok" dedi.
300 bin altın değerinde kilise eşyaları
Mildanoğlu İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin 1914'te Anadolu'daki ruhani önderliklerin mal varlıklarını kayıt altına aldığını ve Osmanlı Ermenisi tarihçi, araştırmacı, filolog ve eğitimci Arşak Alboyacıyan'ın arşivinde korunan bir dökümde Sölöz Kilisesi'nin eşyalarının tek tek kaydedildiğini; toplam değerin dönemin fiyatlarıyla 300 bin altın olarak belirlendiğini paylaştı.
İpek ve Zeytin
Sölöz ekonomisi iki ana eksen üzerinde yükseliyordu: ipekböcekçiliği ve zeytinyağı. Bursa genelinde ipekböceği salgınının baş göstermesi üzerine kurulan İpekböcekçiliği Enstitüsü'ne bağlı büyük bir fabrika köyde inşa edilmişti. Günümüzde harap hâlde ve özel mülkiyet altında bulunan yapı, Sölöz'ün en görkemli binasıydı.
Sölözlü Ermenilerin bu alanda derin bir bilgi birikimine sahip olduğunu gösteren somut kanıtları aktaran Mildanoğlu, 1907'de Ermeni harfli Türkçe olarak yayımlanan bir ipekçilik kitabının bunların başında geldiğini belirtti. Köyde üretilen ipekböceği tohumları, Türkçe, Rusça, Gürcüce ve Ermenice yazılı dört dilli kartlarla Tiflis'e kadar pazarlanıyordu. Köyde 10 zeytinyağı fabrikası bulunuyor, bol hasat yıllarında zeytin toplayıcılığı şenliklerle kutlanıyordu.
"Günde 16 saat bu işkenceye katlanmayacağız"
Mildanoğlu, sunumunda 1910'daki kadın işçi grevine de değindi. Sölöz, Bilecik, Pazarköy ve çevre köylerden gelen koza üreticisi genç-yaşlı birçok kadın, Bursa ipek fabrikalarındaki çalışma koşullarına ve ücretlere karşı ortak bir grev başlatmıştı. O dönem erkek işçilerin günlük 6-7, kadınların ise 5-6 kuruş kazandığı fabrikalarda kadın işçiler birleşerek işi bırakmıştı. Mildanoğlu, katılımcılara grevde yer alan kadınların yayınladığı bildiriyi okudu.
Grevin belli bir uzlaşıyla sona erdiğini ve işçilerin yeniden fabrikaya döndüğünü belirten Mildanoğlu, “İşçi” ve “Abaka” gibi dönemin Ermeni gazetelerinde grevle ilgili kapsamlı haberler bulunduğunu ancak Osmanlı ve Cumhuriyet emek tarihi yazımında ise grevin hiç yer almadığının da altını çizdi.
Köyde bir gençlik, bir eğitim ve bir kadın derneğinin de faaliyet gösterdiğini belirten Mildanoğlu, kadın derneğinin topladığı bağışlarla büyük kemerli kesme taş bir köprü inşa edildiğine, ayrıca köy merkezine bir hamam yaptırıldığına da değindi.
Köyde Gregoryen ve Protestan Ermeniler arasındaki gerilime de değinen Mildanoğlu, Apostolik Ermenilerin başlangıçta Protestan misyoner faaliyetlerine şiddetle karşı çıktığını, İncil satanlara fiziksel şiddet uygulandığını, Protestan dükkanlarının boykot edildiğini, bu olayların dönemin gazetelerine yansıdığını aktardı.
Mildanoğlu, Agos'ta yayınlanan “Ailemi Arıyorum” ilanları serisinde de Sölözlülere rastladığını belirtti.
Sölöz'ün iki onuru
Mildanoğlu sunumunu köyün yetiştirdiği iki önemli isimle kapattı. Ressam Hovhannes Semerciyan 1920'de Sölöz'de doğdu; ailesiyle Yunanistan'a göç ettikten sonra Paris'e giderek Ecole des Arts Décoratifs'te okudu. Jean Jansem adıyla tanınan sanatçı Paris ve New York'ta sergiler açtı, 1958'de önemli bir ödül aldı; Japonya ise bu sanatçı onuruna Tokyo ve Nagano'da iki müze inşa etti.
İkinci isim Hagop Oşagan'dı. 1883'te Sölöz'de doğan Oşagan'ın babası bahçıvan, annesi ipek fabrikası işçisiydi. Armaş Ruhban Okulu'nda eğitim gördükten sonra İstanbul gazetelerinde çalışan Oşagan, Malkara ve İstanbul'da öğretmenlik de yaptı. Osmanlı polisinin takibinden kaçarak sekiz kez tutuklandı, her seferinde kurtulmayı başardı; savaşın sonunda Alman subayı kılığına girerek Bulgaristan'a geçti. Savaş sonrası yıllar, onun için verimli bir edebiyat dönemine dönüştü. Sölöz'ün gelenek ve göreneklerini anlattığı Hankırvanner (Aşamalar) adlı eseri Aras Yayıncılık tarafından basıldı.
Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.



