Daha önce açıklamalarında ‘soykırım” sözcüğünü kullandığı için hakkında dava açılan Diyarbakır Barosu, yine soykırım kelimesini kullanarak, “Ermeniler, bu yıl da yaşananlarla yüzleşilmesini bekliyor” diye başladıkları açıklamalarında şunları söyledi:
“Tüm bu yaşananlar tarihsel gerçekliğin ve insanlık vicdanının ortak değerlendirmesiyle, uluslararası alanda geniş ölçüde soykırım olarak tanımlanmaktadır. Bu toprakların bir parçası olan Ermeniler, 1915 yılında tehcire zorlanmış, tehcir yolunda İttihat ve Terakki yönetiminin desteği ve kontrolü altında öldürülmüş yahut ölüme terk edilmiştir.
“İnsanlığa karşı işlenen suçların inkar edilmeden, yüzleşilerek ve hesap verilerek aşılabileceğine inanıyoruz. Tarihle ve hakikatle yüzleşme, yalnızca geçmişin acılarını dindirmek değil, aynı zamanda gelecekte benzer acıların yaşanmaması adına evrensel hukuk normları çerçevesinde bir sorumluluk taşımanın gereğidir. Bu bağlamda, hakikatin tanınması ve adaletin tesis edilmesi, benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması için atılacak en önemli adımlardan biridir. Diyarbakır Barosu olarak, soykırımda kaybettiklerimizi anıyor, barışın ve insan haklarının hakim olduğu bir gelecek için bir kez daha geçmişle yüzleşilerek hakikatin açığa çıkarılması sürecinin başlatılması çağrısında bulunuyoruz.”
Diyarbakır Barosu’nun 24 Nisan 2022’de “anma ve yüzleşme” temalı açıklaması nedeniyle dönemin Başkanı Nahit Eren ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında TCK’nın 301’inci maddesi kapsamında dava açılmıştı. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Ekim 2024’te TCK 301’inci maddede tarif edilen “suçun yasal unsurlarının” oluşmadığı gerekçesiyle baro yöneticilerinin beraatlerine karar vermişti.
DEM Parti
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu da bir açıklamala yaparak "Mağdur halklar ve inançlardan özür dilemek, onarıcı adalet yollarına başvurmak, insanlığa karşı işlenen suçlarla yüzleşerek ortak ve eşit bir geleceği ve toplumsal barışı kurmanın önemli bir yoludur" diyerek, şunları kaydetti:
"24 Nisan 1915 tarihinde iki yüzü aşkın Ermeni aydının evlerinden alınarak ölüme yollanmasıyla başlayan bir etnik kimlik, inanç ve kültürel soykırımın üzerinden 111 yıl geçti. 24 Nisan’da başlayan bu süreç, yüz binlerce Ermeni'nin sürgünü ve katledilmesiyle devam etti. Bu toprakların diğer Hıristiyan halkları da bu politika ve uygulamalar sonucunda çok ağır bedeller ödedi, katledildiler.
Bu topraklar üzerindeki farklı etnik kimlik, dil, kültür ya da inancın bir diğerinden üstün olmadığı; hepsinin eşit ve özgür olduğu evrensel gerçeği toplumsal ve siyasal olarak kabul edilmeli, sindirilmelidir.
Bölgemizin bir parçası olan Ermenistan’la diplomatik, ticari, ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek hem halkların ihtiyacı ve çıkarınadır hem de Kafkasya bölgesinde barışın inşa edilmesinin yoludur.
Bu duygu ve düşüncelerle, Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halkları olarak, Ermeni halkının ve diğer Hıristiyan halkların 111 yıllık acılarını ve yasını bir kez daha paylaşıyor; o dönemde katledilen bütün insanlarımızı bir kez daha hüzün ve saygıyla anıyoruz."
İHD'nin açıklaması
İnsan Hakları Derneği (İHD) Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, bu yıl da İstanbul Şube binasında dernek yöneticilerinin katılımıyla basın toplantısı düzenledi. Basın metnini, İHD Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyesi Meral Çıldır okudu.
“Cezalandırılmayan suç işlenmeye devam eder: Tanı, Af Dile, Tazmin Et” başlıklı açıklamadan bir bölüm şöyle:
“20. yüzyılın başında Küçük Asya ve Kuzey Mezopotamya’da Hıristiyan halklara -Ermenilere, Süryani-Asurilere ve Rumlara- yönelik gerçekleştirilen soykırım ve bunun inkârı, devletin kendi yasalarını çiğnemesini ve hukuk dışına çıkmasını meşrulaştırmış; bu devlet aklı Cumhuriyet tarihi boyunca varlığını sürdürmüştür.
İnkâr öyle boyutlara ulaşmıştır ki, ‘soykırım’ sözcüğü uzun süre yasaklanmış; toplum da bunu içselleştirerek bu kelimeyi kullanmaktan kaçınmıştır. Aydınlar dahi bu sözcüğü kullanmaktan çekinmiştir. O dönemlerde İstanbul Şubesi çatısı altında faaliyet gösteren komisyonumuz, coğrafyamızda ilk kez ‘soykırım’ sözcüğünü açıkça kullanarak 24 Nisan 2005 tarihinde bir anma toplantısı düzenlemiş ve ‘Tanı, af dile, tazmin et’ çağrısında bulunmuştur.
Soykırımla ilgili yapılan açıklamalar nedeniyle yıllar içinde davalar açılmaya başlanmıştır. Örneğin, İHD Dersim Şubesi ve Diyarbakır Barosu’na, soykırımı andıkları gerekçesiyle ‘Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılamak’ suçlamasıyla davalar açılmış; her iki dava da beraatle sonuçlanmıştır. Yine komisyonumuzun 2021 yılında yaptığı açıklama nedeniyle üyelerimize karşı dava açılmış; İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada beraat kararı verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde yapılan istinaf incelemesi sonucunda bu karar kesinleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti yargısı, bu konunun tartışılmasını dahi istememektedir.
Soykırım sadece ölüm değildir. Soykırım; sürgün, yollarda saldırıya uğrama, açlık, hastalık, tecavüz ve tarif edilemez bir zulmü de içerir. Ancak bununla da sınırlı değildir. Soykırım aynı zamanda bir hırsızlıktır. Kurbanların el konulan taşınmaz malları; işlikler, bağlar, bahçeler, tarlalar, konaklar, evler, hastaneler, manastır ve kilise arazileriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda bankalardaki hesaplarına ve değerli eşyalarına el konulmasını da kapsar. Bu boyutu az konuşulan bu büyük yağmanın tutarı, 1915 yılı değerleriyle 22 milyon dolar olarak hesaplanmaktadır.
Soykırımı anma günü olan 24 Nisan’da; 24 Nisan 2011 tarihinde Batman’da zorunlu askerlik görevini yaparken bir başka er tarafından vurularak katledilen Sevag Şahin Balıkçı’yı da anıyoruz. Sevag’ın anısını yaşatmaya söz veriyoruz.
2005 yılından bu yana her 24 Nisan’da aynı talebi dile getiriyoruz: Soykırımın inkârı, soykırımın sürdürülmesidir. İnkâra son verin. Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman mezarsız ölülerin ruhu huzura erebilir, adalet yerini bulabilir. Aksi takdirde soykırımın laneti bu toprakların üzerinden kalkmayacaktır.”
Bethnahrin Ulusal Konseyi
Bethnahrin Ulusal Konseyi (Mawtbo Umthoyo Bethnahrin – MUB) Başkanlık Kurulu da, yazılı bir açıklama yayınladı. “1915 Soykırımı'nı Tanımak İnsani Bir Görevdir” başlıklı açıklamada, “24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve işbirlikçileri tarafından Hıristiyan halklara karşı gerçekleştirilen soykırımın 111. yıldönümünü, dayanışma ve mücadele iradesiyle anıyoruz” denildi.
Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: “Türkiye Cumhuriyeti devleti, kuruluşundan günümüze kadar tarihi gerçekleri inkâr etmeye devam ediyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazları üzerinde kurulan ve mirasını devralan Türkiye Cumhuriyeti devleti, halklara karşı işlenen soykırım ve diğer suçlarla yüzleşmeyi reddederek, toplumsal barışın ve çağdaş gelişmelerin önünde engeller oluşturuyor.
24 Nisan 1915 tarihinde başta Ermeni, Süryani, Rum-Pontus Hıristiyan halklara karşı insanlığın tarihinde kara bir sayfa olarak yer alan büyük bir soykırım başlatıldı. Bethnahrin (Mezopotamya) ve Anadolu’nun yerli kadim halkları, kültürel değerleriyle ve kimlikleriyle topyekün bir şekilde tarihten silinmeye çalışıldı. Milyonlarca insan katledilerek, Ortadoğu’da yaratılan medeniyetler büyük oranda tasfiye edildi. 111 yıldır Ermeni, Süryani ve bütün Hıristiyanlar 1915 Soykırım trajedesinin travmasını nesilden nesile aktararak yaşamaya devam ediyor.
1915 Soykırımı’nı bugüne kadar inkâr eden güçlerle ve bu felaketi yaşayan halklar arasında adalet mücadelesi çeşitli boyutlarda ve uluslararası düzeyde devam ediyor. Tarihin, belgelerin ve uluslararası hafızanın tanık olduğu 1915 Soykırımı’nı resmen tanıması için zihinsel bir reforma ihtiyaç vardır. Böylesi bir adımın atılması da Türkiye’deki aydınların, demokratik güçlerin ve barıştan yana olan toplumsal dinamiklerin harekete geçmesine bağlı.
Bu temelde, Bethnahrin Ulusal Konseyi olarak 24 Nisan 1915 Ermeni halkına karşı yapılan soykırım günü vesilesiyle yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Ayrıca bugüne kadar bu soykırımı tanımayan devletleri bu konuda adım atmaya çağırıyoruz.”



