MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu.
Konuşmasına, İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik başlattığı saldırılarına ilişkin açıklamalarıyla başlayan Bahçeli, Türkiye olarak sağduyulu olma ve barışçıl çabaları desteklemek gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:
"Amerika Birleşik Devletleri'nin siyonizmin tahrik ve tertibine gelerek İran'a saldırması, bölgesel ve küresel dengeleri sakatlayacak mahiyettedir. Bu saldırganlık gayrimeşrudur. Bu saldırganlık gayri hukukidir. Bu saldırganlık gayri ahlakidir. Uluslararası hukuku takan ve tanıyan yoktur. Dünyada orman kanunlarının geçerli olmadığını iddia edecek bir akıl ve mantık sahibinden bahsedilemeyecektir.
Hani müzakereler sürüyordu, hani anlaşmaya yakın olduğu söyleniyordu? Hamaney'in üst düzey isimlerle toplantıdayken vurulması, İran'ın en mahrem alanlarına kademe kademe girildiğini göstermiştir. Siyonist eşkıyalık, ite ite ABD'yi İran'a saldırtmıştır. Müzakere kisvesiyle İran'a tuzak kurulmuştur. İran'da Hamaney ile birlikte canını kaybetmiş herkese rahmet diliyorum."
Saldırıların Türkiye'yi de ilgilendirdiğini belirten Bahçeli, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
"Bu çok boyutlu saldırılardan ders çıkarmalı ve tehdidin ne kadar yaklaştığını görmeliyiz. İç cephenin önemi, milli birlik ve beraberliğin önemi öne çıkmıştır. İran'ın başına gelen felaketlerden ülkemizi soyutlamak doğru olmayacaktır. Terörsüz Türkiye hedefine dudak büken aymazlar, ne yaptığımızı, neyi amaçladığımızı daha iyi görüyor musunuz? Türk-Kürt kardeşliğine yaptığımız samimi ve sahici çağrıyı utanmadan çarpıtan, PKK'nın kurucu önderliğinin 27 Şubat çağrısına her zaviyeden saldıran mayası ve meşrebi karışık zihniyetler, çevremizdeki ateş çemberinden herhangi bir sonuç çıkarıyor musunuz? Vatan ve millet sevgisinde, milli birlik ve kardeşlik bahsinde bizimle rekabet etmeye çalışan siyasi ucubeler, nasıl bir felaket ve fecaatin kıyısından döndüğümüzü daha ne zaman anlamayı düşünüyorsunuz?"
Bölgesel ve küresel tansiyonun çok yükseldiği bir dönemde Türkiye olarak sağduyu ve soğukkanlılıkla hareket etmek, barışçıl çabaları destekleyip teşvik etmek, mümeyyiz nitelikli politik ve diplomatik bir tutum tercihidir. Böylesi alacakaranlık dönemlerde duygusal tepkilere, duyumsal temkinlere itibar ve ihtimam gösterilmemesi devlet ve millet aklının müşterek hassasiyeti olmalıdır. Bu kapsamda etrafımızda dolaştığımız asıl mevzunun tam ağırlık merkezine geldiğimiz takdirde mahut uzak gelişmeler karşısındaki yorum ve değerlendirmelerimizi aklıselim bir siyasi ve ahlaki çerçevede yapmamız kaçınılmazdır.
Tarih, kendisinde güç vehmederek çıktığı serüvende tacını, tahtını kaybetmiş saltanat sahipleriyle doludur. Bu izahların ışığıyla Ankara, yalnızca yönetim merkezimiz değildir. Aynı zamanda Anadolu jeopolitiğinin gerçeğinden doğmuş stratejik merkezimizdir. Tarihin derinlerinden beslenen ve ders çıkartan devlet ve yönetim aklının da merkezidir. Varlığı ve sürekliliği hem bugünümüzün ve gerçeğimizin, hem de hayallerimizin ve hedeflerimizin devamı mahiyetinde, aynısıyla da teminatıdır.
Yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız
Şartlar bir gün başka coğrafyaları yönetme imkânı verirse, o anın koşullarına göre yeni bir jeopolitik oluşturma fırsatı doğabilir. Bugünkü gerçekler bize istesek de, istemesek de, hesaplarımızı ve adımlarımızı başka başkentlerden bakarak çözme imkânı vermemektedir. Biz, yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin çekim alanına kapılarak, yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak, düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bir bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği her şeyin önünde ve üstündedir.
Türkiye, mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumların güvencesidir. Türkiye’nin varlığı onların umut adası demektir. Ne var ki önce düşüneceğimiz, öncelikle müdafaa edeceğimiz Türkiye’nin güvenliği, bekası, iç barış ve huzur ortamıdır. İşte ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle yapmak istediğimiz de tam budur. Dünyaya Ankara’dan bakmaktan, milli birlik ve kardeşliğimizi gözü kara biçimde savunmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Bölgesel ve küresel sorun alanlarına karşı barışçıl, insani, vicdan temelli ve ahlaki tutarlılığın izdüşümünde yaklaşmanın dışında bir diğer tercihimiz söz konusu değildir. Son söz olarak İran’a yapılan mütehakkim ve mütecaviz saldırıları hiç tereddütsüz kınıyorum. Afganistan ile Pakistan arasındaki çatışmaların son bulmasını, küresel güçlerin dolduruşuna gelerek ilerletilen savaş ve çatışmaların yerini barış ve sükunet ortamına bırakmasını içtenlikle diliyorum."



