Tatavla’dan aşağı, Dolapdere’den yukarı…
Dolapdere Caddesi’nin devamı olan Irmak Caddesi üzerinde, Piyalepaşa tarafından Pangaltı’ya doğru yürürken özellikle sol taraf içiçe iki ayrı dünyayı yansıtır. Cadde üstündeki eski dükkanların yerine yeni yapılan büyük oteller, üniversite yerleşkeleri, vize merkezleri, büyük sanat galerilerinin sayısı giderek artarken; onların hemen yanında ve arkasında eski Tatavla mahallesinin kırıla döküle bugüne gelmiş, sırt sırta vererek ancak ayakta duran yoksul evleri ve yokuşlu, merdivenli daracık sokaklar tepeye doğru tırmanır.
Bu sokaklarda yürürken tarihi binalarda, evlerde, hem bugün süren hem de geçmişteki yaşamı görmeye, hissetmeye çalışırım. Bazı evler boş ve kapılar kilitli olsa da size bir şeyler anlatır. Sokakların adı, kurumuş çeşme, akmayan akarcalar da öyle…
Melekler ölmez…
Bu semtlerde büyümüş yazar Aydın Furtana, “Melekler Ölmez” adlı romanında, Dolapdereli, Tatavlalı çocukların geçmiş zamanların İstanbul’unda birlikte büyüme macerasını; gölgesinde buluştukları ulu bir çınar ağacı ve Kemal ile Eleni’nin imkânsız aşkı etrafında pek güzel anlatır.
Kemal, Eleni, Roza, Garo, Kıpti Mehmet, Mustafa, Kız Ayşe, Ömer ve köpekleri Kurabiye’nin öyküsünün anlatıldığı kitap şöyle biter:
“Hep bir koşturmaca ve aceleyle geçeriz bu sokaklardan. Durup, kafamızı kaldırıp bu eski tarihi evlere baktınız mı? Tarihi ev deyip geçmeyin. Onlar neler gördü, neler yaşadı? Ne sevinçler, ne acılar, ne canlar yaşadı bu evlerde. Müslümanı, Hristiyanı, Yahudisi hiç fark etmezdi. Birlikte bayram yaptılar, birlikte sevindiler, birlikte yaş tuttular. Birlikte cenaze çıkardılar, omuz vererek bu evlerden. Yeni doğmuş bebeği kapılarda sevinçle, sevgiyle karşıladılar. Yemeklerini paylaştılar. Çünkü onların yürekleri, yaşadıkları evler gibi asil ve güzeldi. Onlar şunun farkındaydılar: Mutluluklar paylaştıkça çoğalır, üzüntüler paylaştıkça azalır. Bizi bu yaşam felsefesi var etti, peki ya şimdi?”
Ayrı dünyalar…
Şimdi ayrı dünyalar iç içe yaşar burada. Örneğin Arter sanat merkezinin devasa modernist binasının hemen yanındaki Keresteci Ali Sokağı’na girerseniz, onu kesen Mirmiran Sokağı’nın köşesinden başlayarak dik merdivenler Yenişehir Mahallesi’nin içine doğru çıkar. Buralardaki son kalan sahipsiz ahşap evlerin tahtaları, geçtiğimiz yıllarda soğuk kış gecelerini ısıtmak için sökülüp yakılmıştır. İlk sahipleri burada olmayan evlerin kalıntılarını göreceksiniz dolaşırken.
Üç sokak ilerdeki Panayia Evangelistria Rum Ortadoks Kilisesi’nin çan kuleleri de buradan görülür. 132 yıldır ibadete açık olan kilise binası pek güzeldir ama derme çatma yapılarla çevrilidir. Öyle ki etrafındaki kebapçı tabelalarından bu muhteşem kiliseyi zor görürsünüz. Üstelik bu tabelalar öyle güçlü ışık saçar ki, geceleri trafik ışıklarını bile bastırır ve sadece onları görürsünüz.
Gazino Sokağı’nın adı neden gazino?
Dolapdere Caddesinden Kurtuluş’a çıkan Gazino Sokağı’nı önce Karabatak Sokağı, sonra Kükürtlü Sokağı kesiyor. Arada bir de merdivenli yokuş var. Caddede tamirhaneler, oto lastikçileri, egzozcular, vitrin mankeni üretenler ve klima dükkanları var. Sokaklarda ise küçük evler ve eski apartmanlar.
Ne gazino, ne eğlence yeri var etrafta. Köşe başına yeni dikilen dört yıldızlı oteli saymazsak, oturup çay içecek bir yer bile yok. Reşat Ekrem Koçu'nun 1944’de yayımlanan İstanbul Ansiklopedisi’nin “Dolapdere” maddesinde saydığı sokak isimleri arasında da “Gazino Sokağı” yer alıyor.
Tatavla ‘Kurtuluş’ olmadan önce, burada bir çiftlik ve içkili eğlence mekanları vardı. Akarca’lardan dereler akıyordu. Derenin kenarında mesire yeri vardı. Çeşmelerden iyi sular taşınıyordu. Çilek bahçelerine bakan evlerde şenlikler kuruluyordu. Şimdi bunlardan eser yok tabii. Mahallede büyüyenler çocukken en yaşlılardan duydukları kadarını böyle anlatıyor.
Dolapdere’den yukarıya doğru dar ve kıvrımlı sokaklardan çıkarsanız, Erzincan köy dernekleri arasından Kurtuluş Caddesi’ne, Sinemköy ve Son Durak arasına varırsınız. Fakat benden söylemesi, yokuş ve merdiven sevmeyenler gezmesin buralarda…
Bazen bir sokak isminin peşine takılır, geçmişin kıyısına varırsın. Ne kaybettiğini anlar, hüzünlenirsin. İnsanlar anlatmasa sokaklar anlatır kulak verene…
Panayia Evangelistria Rum Ortadoks Kilisesi
Eski Tatavla’nın eteklerinde, Dolapdere Irmak Caddesi üzerinde az önce de bahsettiğim İstanbul’daki en güzel kiliselerden biri var. 1877 yılında inşasına başlanan Panayia Evangelistria Rum Ortodoks Kilisesi, 1893 yılında ibadete açılmış. Tatavlalı Mimar Petrakis Mimaridis tarafından Neo-Gotik tarzda inşa edilmiş. Adı ‘Meryem’in müjdelenişi’ anlamına gelen kilise, iki çan kulesi ve saat kulesiyle görülmeye değer bir görkeme sahip. Kilise girişinin solunda Theotokos Ayazması var.
Kiliseye iki yoldan gidilebilir. Taksim Talimhane’den inerseniz Dolapdere Taksim Caddesi’nin tam karşısında. Kurtuluş Son Durak’tan inildiğinde ise, Akağalar Caddesi bitiminden sağa doğru iki sokak ötede. Sağında Kasap Hurşit Sokağı, solunda Hacı İlbey Sokağı, arkasında Mirmiran Sokağı var. Bu sokaklar yine merdivenli ve dik yokuş olarak Tatavla’ya çıkar.
Eski adı ‘Bizans Çöplüğü’ olan, şimdi son kalan hurdacıların işgal ettiği karşı tepeden, yani Elmadağ Taksim eteklerinden bakarsanız Panayia Evangelistria sanki Tatavla’ya sırtını dayamış gibidir. Kiliseden ana caddeye çıkıp Pangaltı’ya doğru biraz yürüdüğünüzde eski adı Papaz Sokağı olan Feylesof Sokağı, sonra eski adı Büyük Akarca olan Akağalar Caddesi sizi karşılar ki bu yokuş da doğrudan Kurtuluş Son Durak’a çıkar. Buralarda yürürken yolunuzu ara sokaklardan dolaştırmanızı özellikle öneririm. Akağalar Caddesi üzerinde ve yan sokaklarında son kalan eski Tatavla evlerini görebilirsiniz. Siz gelene kadar yıkmadılarsa tabii…
Miras ve reddi miras…
1929 yangınından sonra adı Kurtuluş olan Tatavla yamaçlarındaki yerleşim geçmiş yüzyıllardan ve eski sakinlerinden izler taşır. Keşke bir mahallesi, veya hiç olmazsa bir sokağı onarılıp eski haliyle korunup bugüne ve yarına miras kalsaydı.
Gerçi bizde toplumsal miras daha çok “redd-i miras” üzerinden yürür. Yak, ismini değiştir, yık, üstünü kapat… Geride kalan karmaşaya bir örnektir buralar. Yeni binaları dikmekle kent de yaşantımız da maalesef yenilenemiyor. Geçmişe adıyla sanıyla sahip çıkıp, yaşananlarla yüzleşmeden bugünü anlamak ve yarını anlamlandırmak hiç mümkün olmuyor. İyi ki buraların eski hayatına ilişkin kitaplar yazılıyor, anılar aktarılıyor. Bize de kalanın hiç olmazsa kıymetini bilmek kalıyor.
Okuma önerisi:
Melekler Ölmez, Aydın Furtana,
Babek Yayınları, Ekim 2022,176 sayfa

