"Tek kişilik satranç": Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu'nda

10 Ağustos'ta Meclis'ten geçen çerçeve yasadan sonra Meclis'in tatile çıkmasıyla, iki yıllık çözüm süreci de yaz rehavetine girdi görüntüsü veriyor ancak Kürt siyasetinde mücadele durmadan devam ediyor. İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan, yine heyetten avukat Fait Özgür Erol ve Öcalan ile uzun süre hapiste kalmış, 32 yıl hapis yatmış Veysi Aktaş, bu kritik günlerden sonra İstanbul’da gazetecilerle bir araya gelip hem geçmişe, hem çerçeve yasaya hem de ileriye dönük görüşlerini paylaştı hem de sorulara cevap verdi.
Bununla bağlantılı olarak yasanın içeriğine ve usulüne ilişkin eleştirileri olduğunu, yasanın çok daha kapsamlı, hem Türkiye'nin hem demokratikleşme hem de Kürt sorununun çözümü boyutunda tanım yapan bir yasa olmasını istediklerini ancak mevcut ülke gerçekliği ve sürecin kendi içinde taşıdığı bazı özellikler itibariyle gelinen noktanın bu olduğunu ifade ediyorlar.
Çerçeve yasadaki “terör örgütü, terör” gibi çok eleştirilen kavramların Öcalan tarafından kabul edilmesi eleştirileri hakkında şöyle diyor: “Sayın Öcalan son görüşmemizde ‘Ben kavramlara çok takılmıyorum. Önemli olan bu yasanın çıkması” dedi. Tabii ki bunun dilin değişmesi mücadelesini vereceğiz. Ama bu yasa bir ilktir, bir kilit yasadır, bir kök yasadır. Öcalan kendi ifadesiyle ‘Ben bu aşamaya gelmesi konusunda büyük bir çaba sarf ettim ve tek kişilik bir satranç oynadım’ diyor”.
4000 siyasiye özgürlük
Avukat Erol, yasanın yürürlüğe girdiğini ve uygulaması için de Milli Güvenlik Kurulu kararının yayınlanmasına bağlı olduğunu hatırlattıktan sonra şöyle diyor: “Bunlar çok kolay aşamalar değil ama yasa uygulanmaya başlayınca cezaevlerindeki yaklaşık 4000 siyasinin doğrudan özgürlüğüne kavuşabileceği bir niteliği var. Dışarıda da toplamda 75.000'in üzerinde soruşturma ve kovuşturma dosyasını etkileyecek bir kapasitesi var. 75.000 siyasi dosya demek, yüz binlerce insanın hayatına dokunacak bir yasa niteliği taşıyor. Ayrıca yasanın ihtiva ettiği kurullar meselesi var. Bu kurullarla birlikte Öcalan’ın süreci daha iyi yönetebileceği koşulların ortaya çıkması imkanını sağlıyor. Biz bunu bir kapının aralanması olarak değerlendiriyoruz ve o kapıya yükleneceğiz. Kapının da hukuk ve demokrasi alanına açılması noktasında ısrarcı olacağız. Bunu demokrasi çarkının dönüşü olarak da ifade edebiliriz.”
Hem devlet hem de İmralı tarafındaki görüşmelerde bulunan Pervin Buldan sürece dair şunları anlatıyor:
“Bu yasa çok krizli oldu. Çünkü bizimle ortaklaşılarak çıkan bir yasa değildi. Yasayı görmek, Öcalan'a götürmek istedik ama bu olmadı. Biz ancak yasanın çıkacağı gün sabah taslağı görme imkanına sahip olabildik. Yasa içerisinde çokça terör kavramı vardı. Buna karşı çıktık. Bunu ifade etmekte fayda var.”
"Daha umutlu dönem"
“Sayın Öcalan son görüşmemizde ‘Ben kavramlara çok takılmıyorum. Önemli olan bu yasanın çıkması’ dedi. Öcalan kendi ifadesiyle ‘Ben bu aşamaya gelmesi konusunda büyük bir çaba sarf ettim ve tek kişilik bir satranç oynadım’ diyor.” Bu kendi ifadesidir. Bu tek kişilik satrançta elbette zorlandığı zamanlar oldu ama hep meselenin pozitif yanına baktı. Artık silahlı mücadelenin bittiği ve siyasal bir mücadelenin devreye gireceği bir zaman dilimini örmeye çalıştı.”
“2013-2015 sürecinde de İmralı'ya giden biriyim. Kıyasladığım zaman bu dönemin çok daha umutlu ve artık barışa daha yakın bir dönem olduğunu söylüyorum. Çünkü 2013-2015 döneminde siyaseten herkesin bu meseleye olumlu baktığı bir ortam yoktu. Örneğin MHP'nin, Bahçeli'nin o süreçteki çıkışları, açıklamaları, sürece karşı duruşu belki de sürecin sonlanmasına vesile oldu ama bu dönem Bahçeli'nin de bu konudaki çabalarını, katkılarını takdir eden bir yerden görmek gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda emeğinin çok olduğunu ifade etmek istiyorum.”
Öcalan, alt kurulda
“Yaklaşık iki yıldır devam eden süreçte en önemli şey insanların hayatını yitirmemesi, cenazelerin gitmemesi meselesidir.”
‘Yasayla birlikte bazı kurulların oluşması gerekiyor. 24 Ağustos’ta bir üst kurul kurulacak ve bu ilk toplantısını yapacak. Üst kurulun ilk toplantısının hemen ardından alt kurulların kurulması için bir süreç başlayacak. Bu alt kurulların biri ‘Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu’ olacak ve Sayın Öcalan bu kurulun başında olacak. Çünkü Öcalan, gelişleri organize de edecek. Alt kurulda siviller olmayacak, devlet yetkilileri olacak. Kurulun kuruluş tarihi belli değil. Üst kurul, 24 Ağustos pazartesi ilk toplantısını yapacak ve alt kurulun toplantı tarihini belirleyebilir. Bundan henüz bilgimiz yok. Öte yandan hem Avrupa'dan hem Kandil'den gelecek olanların birçoğunun kadın olacak. Dolayısıyla bir kadın kuruluna da ihtiyaç var. Bunu da söyledik.”
“Şunun altını çizmek isterim: Bu yasa hiç beklenmeden farklı somut adımlar da atılabilir. Örneğin AYM ve AHİM kararlarının bir an önce uygulanması. Böylece siyasetçilerin cezaevinden çıkması mümkün olur. Sayın Cumhurbaşkanı'na ve diğer yetkililerle görüşmelerde de ifade ettik. Milli Güvenlik Kurulu, Ekim ayında toplanacak ve Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesi de bu adımlar atılabilir. Cumhurbaşkanına da söyledik.
Örgütün dönüşünü yönetecek
Öcalan’ın avukatlarından ve İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol da, yasanın yeterli olmadığını ama kurulacak kurullarla yasa kapsamında yeni yasalar çıkarılabileceğini ve böyle ilerleme kaydedilebileceğini ifade ediyor. Öte yandan üst kurul ve alt kurulların hızlıca kurulup çalışmalara başlamasını da bekliyor. Erol, kurullarda Öcalan’ın rolüne dair de şöyle diyor: “Bahsettiğimiz üç kurul birbirini tamamlayacak, eş güdümlü çalışması gereken üç kurul. Bu kurullar içerisinde Sayın Öcalan rolü ne olacak? Bunu açık söyleyeyim. Öcalan’ın birinci rolü, gelenlerin ve bir bütün olarak örgütün ‘silahsızlandırılması’ sürecinin taahhüt boyutunu gerçekleştirmektir. Yani bu çalışmanın devlete yönelik boyutu, taahhüt sorumluluğunun düzenlenmesidir. Bu çalışmanın kendi örgütüne dönük boyutu ise bu geliş sürecinin yönetimidir. Bir yanı taahhüttür, bir yanı bu sürecin yönetimidir.”
"Mandela da yer değiştirmişti"
Bir süresini Öcalan’la birlikte toplamda 32 yıl hapis yatan Veysi Aktaş da sürecin kısmen başındaki ve İmralı tarafından tanıklarından biri olarak, sürecin Bahçeli’nin açıklamasıyla başladığını, iddiaların aksine Ada’da başka bir görüşme olmadığını söylüyor. “Bahçeli’nin açıklamasından sonra devletle ilişki kurdu. Ondan önce çok ağır bir tercih süreci yaşadı. Aslında başkan bunu 2023’te 100. Yıl’da bekliyordu. Fakat işte devlet içerisindeki dengeler biraz buna müsaade etmedi. Aslında devlet içerisinde bu girişimi başlatmak isteyen bir kesim de vardı. Ama olmadı. Mesela 2023’te Başkan’ın yeri değiştirildi. O zaman bir tartışma yürüttü: Mandela’nın da ilk olarak yeri değiştirilmişti. Acaba böyle bir süreç mi başlıyor? Ama sonradan öğrendik ki, devlet içerisinde bir kesim böyle bir görüşmeyi başlatmak istemiş. Ama engellenmiş.”
Aktaş bu gecikme gibi, yasanın çıkmasının da 8-9 ay geciktiğini belirtiyor. “Aslında geçen yıl silahlar yakıldıktan sonra komisyonun oluşması gerekiyordu. 10 Ağustos’ta çıkan yasanın geçen yıl Ekim’de çıkması gerekiyordu. Neredeyse bir yıldır bir salınım durumu var. İmralı’ya geliş-gidişler vardı ama yol alınamıyordu.”
Devlet, Öcalan'ın statüsünü kabul etti
Bu “belirsizliğe bırakmada”, devletin Öcalan’ın statüsünü kabul etmemesinin etken olduğunu sözlerine ekliyor: “Yasanın 10 Ağustos'ta Meclis’ten geçmesi, Türkiye'nin en tarihi adımlarından biridir. Yine Cumhurbaşkanı Yardımcısının Cevdet Yılmaz'ın Sayın Öcalan'ın statüsüne dönük açıklamasıyla, ilk kez siyasi irade Sayın Öcalan statüsünü kabul etmiş oldu. Böylece müzakerenin muhattabını kabul etti devlet. Zaten konu da burada tıkanıyordu biraz. Yani bu eşik bir türlü açıklamadığı için diyalogdan müzakere aşamasına bir türlü geçilemiyordu.”
“Bu sürecin üç aşaması var. İlk adım çerçeve yasa olarak ifade edilen süreçti. Bu aşıldı. İkincisi demokratikleşme süreci. Ve üçüncüsü de yeni anayasa” diyen Aktaş, şunları anlatıyor: “Kürtler hukukun ve devletin de dışına itilmişti. Bu süreç Kürtlerin hukuk ve devlet içine alınması sürecidir esasında. Bu sürecin tamamlanması gerekiyor. İki tarafın birbirini tanıması lazım. Yani Kürtlerin devleti tanıması lazım, devletin de Kürtleri tanıması lazım. Demokratik entegrasyon da böyle gerçekleşir.”
Soru cevaplarla süreç
Yasa DEM Parti’ye neden son gün verildi?
Buldan: Gerçekten bilmiyoruz. Çok ısrar ettik. Ama bir türlü alamadık. Şöyle bir gerekçe sundular: “Henüz hazır değil.”
Süreci, Sırrı Süreyya mı başlattı?
Buldan: Sırrı Süreyya’nın Bahçeli’yi ziyaretiyle başlayan bir süreç olduğu rivayeti doğru değil. Sırrı Bey böyle bir ziyaret yapmadı. Yani sürecin başlaması tamamıyla Devlet Bahçeli'nin yaptığı bir çağrı ile oldu.
Cumhurbaşkanı AYM ve AİHM kararları uygulama talebine nasıl bakıyor?
Buldan: AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasını son görüşmede de söyledik. Hiç yorum yapmadı aslında. Genelde Cumhurbaşkanı'nın tarzı bu. Hep dinler. Yanında bir heyeti olur. O heyet not alır. Toplantının sonunda biz kendi görüşlerimizi ifade ettikten sonra o kendi heyetine söz verir. O heyet de kendi değerlendirmelerini yapar. Sonunda Cumhurbaşkanı kısa bir değerlendirme yapar. Fakat bu konuya çok fazla girmiyorlar.
Kendi anladığımı söyleyeyim. AYM ve AHİM kararları, tahliyeler, kayyum meselesi, teyit tespit yani silahsızlanma ya da silah teslimleri ilerlediği zaman gündeme alınacak diye öngörüyoruz. Yani Selahattin ve Figen Başkan gibi isimlerin de içerisinde yer aldığı şu an cezaevinde olan arkadaşlarımız teyit tespit sürecinin ilerleyişine bağlı olarak tahliyelerinin gerçekleşeceğini düşünüyoruz.
Öcalan’ın bahsettiği tüzüğü, programı ve kadrosu farklı yeni parti ne zaman kurulacak?
Buldan: DEM Parti'nin kongresi 6 Eylül’de yapılacak. Fakat esas kongre bu olmayacak, esas kongre muhtemelen Mart ayında, Nevroz öncesi olur. Sayın Öcalan hem tüzük değişikliği, hem program değişikliği hem de kadro değişikliği ile yeni bir partiden söz ediyor. Yeni bir hareket diyelim. Hareketin çalışmaları, 6 Eylül'deki kongreden sonra başlatacak. Sayın Öcalan eş başkanlarla yapacağı bir görüşmede daha detaylı anlatacağını ifade ediyor. O yüzden eş başkanlarla da görüşme talebi var.
Artık yasa çıktı, kurul pazartesi günü kuruluyor ve biz de hem eş başkanların, hem basının hem de akademisyenlerin İmralı’ya gitmesi için fırsat yaratmaya çalışıyoruz. Ama bununla ilgili bir takvim yok. Yasa çıktı, artık bunun önünde bir engelin kalmadığını düşünüyoruz.
Meclis’te neler olacak?
Buldan: Mecliste bir izleme kurulu kurulacak. Her partiden bir ya da iki milletvekilinin içerisinde olduğu bir kurul. Meclis şu an kapalı ama açılmasını beklemeden de Meclis Başkanı Numan Kurtuluş bu süreci işletebilir. Böyle bir hazırlığın olduğunu da biliyoruz. Buna da büyük bir ihtiyaç var. Sayın Öcalan da ifade etti görüşmemizde. Bütün partileri içerisine alması ve şeffaflık açısından önemli. İçerisinde bulunacak her siyasi partinin milletvekili, kendi partisine o anlamda bilgi de taşıyacak.
Yasa dışında kalan kaç kişi olacak?
Erol: Yasada kapsam dışı kalan yaklaşık 900 kişi. Diğer tarafta bu kapsama giren kaç kişidir, onların durumları henüz hukuken tespitli değil. Ama cezaevinde yaklaşık 400 kişi var. Ama süreç ilerledikçe bu kapsam dışında tutulanlar da kurul tarafından yasal düzenleme talebine dönüştürülecek. Yasa buna cevaz veriyor.
Sürecin bitmeyeceği garantisi nedir?
Erol: Bu sorunda özellikle silahlı şiddet boyutu ortadan kalktığında, hukuk ve demokrasi kapısının ihtimali azalmaz, artar. Bunun bir garantisi var mıdır? Adım atılmaması halinde Kürt siyaseti ne yapacak? Kürt siyaseti final yapıp evine gitmiyor ki. Sayın Öcalan'ın ifade ettiği şey şu: 30 yıldır aynı noktadayım: Silahlı mücadeleye son, siyasal mücadeleye devam. Dolayısıyla siyasal mücadele süreci devam edecek bir süreçtir. Sadece silahlı mücadele ortadan kalkıyor.
Sürecin ilerleyişinde güven ve güvence denklemini kurmaya çalışıyoruz. İki yıldır yapmaya çalıştığımız şey budur. Güven güvenceyi üretir, güvence güveni üretir. Bu denklem üzerinden hareket etmeye çalışıyoruz. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz. En ideal yasayı dahi yapsanız, bu ülke şartlarında siyasi ve idari karar ve irade yoksa o yasa hükümsüzdür.
Bu yüzden bu süreci esasen “centilmenlik sözleşmesi” olarak tanımladı Sayın Öcalan. Yani bu biraz inanca dayalı bir sözleşme. Sözleşmede her şey yazıya geçmek zorunda değildir. Fakat taraflar yazıya geçmeyenin hayata geçeceğine dair birbirlerine inanç ve centilmenlik tutumu içerisine girerler. Bu güvene dayalı bir yaklaşımdır.
Bu süreci 2015'e göre daha mutlu hale getiren nedir?
Erol: 2015'teki süreç ile bugünkü süreç birbirinden kopuk süreçler değildir. 2006, 2008 ya da 2015 diyebilirsiniz, o masa hep oradaydı. Önemli olan o masanın doğru muhataplarını ve doğru bir devlet muhataplarını bulmasıydı. Şimdi buldu.
Buldan: 2015’te toplum hazırdı, şimdi fazla değil. Ama bu dönem güçlü üç tane aktör var. Siyasi bir irade var ortada. Toplum henüz hazır değil ama adımlar atıldıkça güven oluşacak. Bu süreçte diğer süreçlerde olmayan ve umutlu olmamı sağlayan üç önemli aktör var: Sayın Öcalan, Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan. Bu üç önemli aktörün yüksek iradesiyle bu sürecin tamamlanacağına inanıyorum.
Önümüzdeki dönemde neler beklemeli?
Buldan: Önümüzdeki dönemde bizim için önemli olan bir an evvel bu kurulların çalışabilmesi için İmralı’nın şartlarının değişmesi. Yani orada Öcalan’ın özgür çalışabileceği ve doğrudan size hitap edebileceği koşulların oluşması gerekiyor. Hem basına, hem siyasetçilere. Bunlar da üzerinde konuşulmuş ve mutabakata varılmış hususlardır. Dolayısıyla bir an evvel bunun hayata getirmesini bekliyoruz. Koşulların değiştiği yazılıyor ama bunu ancak gidip gördüğümüzde teyid edebiliriz.



