Şubat 2026 IRI anketinin en ilginç bölümlerinden biri, Ağustos 2025'te Ermenistan, Azerbaycan ve ABD arasında Washington'da imzalanan ve TRIPP (Trump'ın Barış ve Refah Yolu) olarak bilinen deklarasyona ilişkin sorular. Bu deklarasyonun hayata geçirilmesi, Sünik bölgesinden geçecek bir yol, demiryolu ve diğer altyapı inşaatlarını kapsıyor. Ankete göre katılımcıların yüzde 44'ü TRIPP'i desteklerken, yüzde 47'si karşı çıkıyor. Yüzde 5'i ise projeyi ilk kez duyduğunu belirtiyor. Bu rakamlar, toplumun tam ortasından geçen bir kırılma hattını ortaya koyuyor. Destekçiler arasında ekonomik büyüme (yüzde 30), barışın tesisi (yüzde 19) ve ablukadan kurtulma (yüzde 16) başlıca beklentiler olarak öne çıkıyor. Karşı çıkanlar arasında ise güvenlik kaygıları (yüzde 20), düşman ülke vatandaşlarının serbest girişi (yüzde 16) ve Sünik'i kaybetme korkusu (yüzde 12) belirleyici.
Benzer şekilde EVN/ArmES analizi de bunu teyit ediyor: kararsız seçmenlerin yüzde 37.2'si TRIPP'i yararlı bulurken, yüzde 29.2'si bulmuyor. “Bilmiyorum” ve “cevap vermek istemiyorum” diyenlerin oranı ise kararsız grupta yüzde 33.6 ile genel örneklemden daha yüksek; ki bu da, bu konudaki bilgisizliğin ya da kaygının ne denli derin olduğunu gösteriyor.

TRIPP belirleyici bir çekişme alanı oluşturacak
Seçmen tercihleri açısından bakıldığında da derin bir kutuplaşma göze çarpıyor. Sivil Sözleşme seçmenlerinin yüzde 61'i TRIPP'i desteklerken, Ermenistan İttifakı seçmenlerinin yüzde 64'ü ve Güçlü Ermenistan seçmenlerinin yüzde 69'u karşı çıkıyor. Bu rakamlar, TRIPP'in seçim kampanyasının belirleyici kavga alanlarından biri haline geleceğine işaret ediyor.
Bu bağlamda IRI anketi, hükümetin son altı ayındaki en büyük başarısı/başarısızlığı çevresinde bir yarılma olduğunu ortaya koyuyor. Hükümetin başlıca başarıları arasında “barış sürecinin güvence altına alınması (yüzde 17)”, “dış politikanın çeşitlendirilmesi (yüzde 9)” ve “ordunun modernizasyonu (yüzde 7)” öne çıkarken; başlıca başarısızlıklar listesinde “yanlış dış politika ve diplomasi (yüzde 10)” başı çekiyor. Tek bir konunun hem birinci başarı hem de birinci başarısızlık olarak değerlendirilebilmesi, Ermenistan'ın ne denli kırılgan ve tartışmalı bir siyasi iklimde olduğunu gösteriyor.
Batı söylemi- Rus sermayesi
Varsayalım ki ilk yazıda da bahsettiğimiz yüzde 39'luk bu kararsız seçmen, boykot yerine sandığa gitti, ekonomik öfkeyle iktidarı cezalandırdı ve Sivil Sözleşme mecliste tek başına çoğunluk olabilecek eşiği yakalayamadı. Anayasa, hükümet kurulabilmesi için meclise giren partilere yalnızca 6 günlük kısa bir koalisyon pazarlığı süresi tanıyor.
Küçük denebilecek oy potansiyeline sahip liberallerin yüzde 8'lik ittifak barajına ya da yüzde 4'lük parti barajına takılıp parlamentoda olmadığı durumda, geriye Paşinyan ile koalisyon kurabilecek yegâne güçlü aktör olarak Güçlü Ermenistan kalıyor. Ancak burada devasa bir jeopolitik açmaz gündeme geliyor. Ermenistan'ın Avrupa Barış Fonu'ndan destek aldığı, ABD ile stratejik ortaklıklar geliştirdiği ve halkının yüzde 51'inin (AB referandumunda ‘Kesinlikle Evet’ diyecek olanlar) Avrupa Birliği'ne katılmak istediği bir denklemde; Batı'ya entegre olmaya çalışan bir Sivil Sözleşme ile Moskova’yla köklü bağları olan bir Güçlü Ermenistan'ın aynı kabinede oturması fiilen imkânsız gibi gözüküyor. Böyle bir koalisyon her iki tarafın birden karşılıklı imhası anlamına gelecektir.
IRI anketindeki dış politika verileri de bu çelişkiyi somut olarak ortaya koyuyor. Seçmenlerin yüzde 43'ü Rusya'yı, yüzde 42'si ABD'yi Ermenistan'ın en önemli siyasi ortağı olarak görüyor. “Ermenistan'ın dış politika rotası ne olmalı?” sorusuna yüzde 49 “Yalnızca Avrupa ve Batı yanlısı ya da Rusya ile ilişkiyi koruyarak Batı yanlısı” cevabını verirken, yüzde 33 “Yalnızca Rusya yanlısı ya da Batı ile ilişkiyi koruyarak Rusya yanlısı” diyor. Partilere göre bakıldığında uçurum derinleşiyor: Sivil Sözleşme seçmenlerinin yüzde 73'ü Batı yanlısı rota isterken, Güçlü Ermenistan seçmenlerinin yüzde 65'i pro-Rus (Rus yanlısı) eğilimi taşıyor.
Dolayısıyla, bu iki seçmen kitlesinin ortak bir kabinenin gölgesinde yaşaması, seçmenlerin zihnindeki siyasi haritayla çeliştiği ölçüde pratikte gerçekleşmesi mümkün gözükmüyor.
Anayasal krizin nihai çözümü: İkinci Tur referandumu
Ermenistan Seçim Kanunu, tam da bu tür ideolojik ve jeopolitik kilitlenmeler yaşanmasın diye en radikal mekanizmayı, ikinci tur sistemini devreye sokmaya izin veriyor. Eğer 6 gün içinde bir koalisyon kurulamazsa, seçim iptal edilmiyor ve en çok oy alan ilk iki siyasi parti (veya ittifak) arasında 28 gün sonra ikinci tur oylaması yapılması gerekiyor.
Bu durumda ilk iki parti dışındaki diğer tüm partilerin oyun dışı kaldığı bir yarışta seçimler; bir meclis seçiminden çıkıp ülkenin varoluşsal rotasını oylayan bir referanduma dönüşecektir.
Eğer tablo mevcut anketlerin (Sivil Sözleşme yüzde 24-29, Güçlü Ermenistan yüzde 9-12) gösterdiği şekilde ikinci tura kalırsa, dinamikler köklü biçimde değişecektir. Birinci turda “hiçbirine güvenmiyorum” diyerek küçük partilere yönelen veya sandığa gitmeyen liberal/Batı yanlısı seçmen, ikinci turda “Rusya destekli güçlerin devleti ele geçirmesi” korkusuyla kerhen Paşinyan'a dönecektir. Diğer tarafta ise Koçaryan ve Müreffeh Ermenistan Partisi tabanı, Paşinyan nefretiyle Güçlü Ermenistan etrafında kenetlenecektir.
Ancak şunu hatırlamamız gerekir ki 2021'deki düşük katılımın/ boykotun asıl nedeni tam olarak buydu. Seçmen iki kötü seçenek arasında kaldığında birini seçmek yerine sandığa gitmemeyi tercih etmişti. IRI anketinin “Seçime ne kadar katılmayı düşünüyorsunuz?” sorusunda tüm katılımcıların yüzde 68'i “Kesinlikle katılırım” demiş olsa da bu oran, gerçek seçim günü davranışıyla her zaman örtüşmüyor. Dolayısıyla, 2026'da ikinci tur ihtimali gerçekleşirse ve yüzde 39'luk bu kararsız kitle yine sandığa gitmezse; bu durum, düşük seçmen katılımı, sadık ve mobilize bir tabana sahip olan iktidar partisinin işine yarayacak ve yüzde 54'lük meclis çoğunluğunu garantilemesini sağlayacaktır. Bu anlamda boykot, paradoksal bir şekilde, statükoyu değiştirme çabası güden kesimlerin birincil aracı değil; mevcut dengeyi koruyan en etkili güç haline gelecektir.
Seçim mi, güven referandumu mu?
Bütün bu tablo bir araya getirildiğinde ilginç ve biraz kasvetli bir sonuç ortaya çıkıyor. Siyasi tartışmalar çoğu zaman Paşinyan ile muhalefet partileri arasındaki mücadeleye odaklanıyor. Oysa anketlerde görülen veriler başka bir hikâye anlatıyor: Seçmenin neredeyse yarısı hiçbir siyasetçiye güvenmediğini söylüyor.
Bu nedenle bugün Paşinyan'ın karşısındaki en büyük risk yalnızca muhalefetin güçlenmesi değil. EVN/ArmES'in ekonomiye ilişkin ileriye dönük verileri de bu sinyali destekliyor. Ekonominin önümüzdeki bir yıl içinde daha iyi olacağını düşünenlerin oranı yüzde 35,3 iken, kötü olacağını düşünenlerin oranı yüzde 23,2. Olumlu beklentiler geriye dönük algıya (yüzde 32) kıyasla artmış; olumsuz beklentiler ise belirgin biçimde düşmüş (yüzde 37,9'dan yüzde 23,2'ye). Bu ihtiyatlı iyimserlik, iktidar için bir taban oluşturuyor; ancak “bilmiyorum” yanıtlarının dramatik yükselişi (yüzde 7,3'ten yüzde 27,9'a) seçmenin geleceğe olan inancının ne kadar kırılgan olduğunu da apaçık ortaya koyuyor.
Güven referandumu
IRI anketinde “Ermenistan güvenlik alanında iyileşti mi?” sorusuna Ağustos 2025 Washington mutabakatları ve ardından yaşanan gelişmeleri de hesaba katan seçmen, yüzde 72 ile 73 arasında “Silahlı Kuvvetler'den memnun” cevabı veriyor; bu oran tarihsel ortalamalar için de sağlam bir seviyeyi işaret ediyor. 2021'de yüzde 40'lara kadar düşen bu oran, süreç içinde nasıl bir seyir izleyeceğine dair önemli bir gösterge sunuyor. Öte yandan EVN/ArmES verilerinde kararsız seçmenlerin yüzde 50,7'si güvenlik ortamının iyileştiği görüşünde; bu oran genel örneklemden daha yüksek ve iktidar için kritik bir sinyal.
2026 seçimleri bu nedenle yalnızca bir iktidar yarışı olmayabilir. Bu seçim aynı zamanda bir güven referandumu olabilir. Seçmen yalnızca partiler arasında değil, aynı zamanda siyasetin kendisine güvenip güvenmediği konusunda da bir karar verecek. “Üçüncü, temiz, liberal” alternatifini (yüzde 4’lük veya yüzde 8'lik seçim barajları nedeniyle) bulamayan kararsızlar, 2021'de olduğu gibi bir kez daha matematiğin dayattığı seçeneksizliğe mahkûm görünüyor.
Dolayısıyla ya iktidarın Batı yönelimli ancak ekonomik olarak sancılı normalleşmesini kerhen destekleyecekler; ya pragmatizm adı altında Rus sermayesine dayanan yeni aktörlere kapı aralayacaklar; ya da sandığı boykot ederek dolaylı yoldan mevcut statükonun meclisteki ömrünü uzatacaklardır.
Belki de bu seçimlerin gerçek sonucu yalnızca kimin kazandığı değil, Ermenistan'da siyasetin yeniden inandırıcı olup olamayacağı, vatandaşların siyasi sisteme güvenini yeniden kazanıp kazanamayacağı sorusuna verilecek cevap olacaktır. Bu sorunun yanıtı ise sandık günü sayılan oylardan değil, o gün sandığa gitmeyen milyonların sessiz tercihinden okunacak.



