Uluslararası Af Örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla açıklama yayımladı.
Yapılan açıklamada, gazetecilerin yalnızca kamuoyunu bilgilendirme işini yaptıkları için haklarında ceza soruşturmaları açılmasının, ifade özgürlüğü hakkının doğrudan ihlali ve medya özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğu belirtildi.
Aşırı geniş ve sorunlu yasalar ile ceza adalet sisteminin gazetecileri “susturmak” için araçsallaştırıldığı vurgulanan açıklamada, “Gazetecilerin yalnızca hayati önemdeki mesleklerini icra ettikleri için hedef alınmasına son vermeli”, “İfade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmeli, bu hak korunmalı ve desteklenmeli” denildi. Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, Zafer Arapkirli ve Furkan Karabay’ın davaları örnek gösterilirken, “Yalnızca gazetecilik faaliyetlerini yürüttükleri için insan hakları ihlallerine maruz bırakılan, kriminalize edilen ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazeteciler ve diğerleri derhal serbest bırakılmalı” çağrısı yapıldı.
Özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazetecilerin derhal serbest bırakılması talep edilen açıklamada, Türkiye yetkililerine çağrı yapıldı. Açıklama şu şekilde:
“Türkiye yetkilileri, ceza kanununu ve adalet sistemini muhalif görüşleri baskı altına almak için vahim şekilde kötüye kullanmaya, özellikle de gazetecilerin yalnızca hayati önemdeki mesleklerini icra ettikleri için hedef alınmasına son vermeli. Uluslararası insan hakları hukuku ve standartları ile Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmeli, bu hak korunmalı ve desteklenmeli.
İfade özgürlüğü hakkının kullanımına yönelik kısıtlamalar, uluslararası insan hakları hukukuna uygun olmaları için üç aşamalı testi karşılamalı: Kısıtlamalar yasayla belirlenmeli, hakkı kısıtlamak için başkalarının haklarına ve itibarına saygı ya da ulusal güvenliğin veya belirli bir kamu yararının korunması gibi meşru gerekçeler söz konusu olmalı ve kısıtlamalar güdülen meşru amaçla orantılı ve demokratik bir toplumda gerekli olmalı . Türk Ceza Kanunu’nun 217/A, 299. ve 301. Maddeleri, Türkiye’nin her ikisine de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi ile Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi uyarınca korunan ifade özgürlüğü hakkının kullanımına müdahale ediyor.
Türkiye'ye çağrı
Türkiye yetkilileri, TCK’nın ceza soruşturmaları, davalar ve keyfi tutukluluk yoluyla özellikle gazetecileri susturmak için araçsallaştırılan ve böylelikle geniş toplumda caydırıcı bir etki yaratan 217/A, 299. ve 301. Maddelerini yürürlükten kaldırmalı. Bu açıklamada isimlerine yer verilen ve benzer şekilde yalnızca gazetecilik faaliyetlerini yürüttükleri için insan hakları ihlallerine maruz bırakılan, kriminalize edilen ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazeteciler ve diğerleri derhal serbest bırakılmalı. Yasaların kötüye kullanılması sonucu haklarında açılan soruşturmalar ve davalar düşürülmeli. Yetkililer, bunun yerine gazeteciler için bilgi arama ve edinme hakkı da dahil ifade özgürlüğü hakkının kullanımının saygı gördüğü ve bu hakkın korunduğu elverişli bir ortam oluşturmalı.”
Açıklamada, Türkiye yetkililerinin, belirli bazı ceza kanunu maddelerini, gazetecileri yalnızca mesleklerini icra ettikleri için yargı önüne çıkarmak adına araçsallaştırdığı vurgulanırken, bu maddeler arasında “dezenformasyon yasası” olarak bilinen, 2022’de ceza kanununa eklenen Madde 217/A’nın yer aldığı belirtildi. “Uluslararası Af Örgütü, Madde 217/A’nın ceza kanununa eklenmesinin tartışıldığı dönemde, bu maddenin aşırı geniş ve muğlak biçimde ifade edilmesi ve yasanın doğru uygulanması konusundaki yönerge eksikliği nedeniyle ifade özgürlüğü hakkı üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği konusunda endişelerini dile getiren pek çok kurumdan biri. Maddenin kabul edilmesinden önce Venedik Komisyonu da oluşturduğu tehditlere karşı uyarıda bulunarak geri çekilmesi çağrısında bulunan bir acil görüş yayımlamıştı” denilen açıklamada, özetle şu tespitlere yer verildi:
Gazeteciler hedef alınıyor
“Madde 2022’de kabul edildiğinde, hükümet yetkilileri ‘sansür yasası’ olarak adlandırılan yasa kapsamında gazetecilerin yargılanmayacağını öne sürdü. Ancak Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) verilerine göre, Madde 217/A’nın TCK’ya eklenmesinin ardından ilk iki yıl içinde, 66 ayrı soruşturmayla karşılaşan 56 gazeteci ve diğer medya çalışanı hakkındaki soruşturmalar da dahil 4 binden fazla soruşturma açıldı. MLSA, Mart 2026’daki raporunda, 2024’ten bu yana iki yıl içinde açılan, sanıkların yüzde 72’sinin gazeteciler ve diğer medya çalışanları olduğu 21 ayrı soruşturmayı inceledi. Yakında yayımlanan bir diğer yazı, yasanın uygulamasını inceleyerek 2022’den bu yana 83 gazetecinin 114 ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ iddiasıyla karşılaştığını tespit etti. Son dört yıldır bu maddeler kapsamında, ifadelerin hangi bölümünün yanlış veya yanıltıcı olduğunu ortaya koyan belirli kanıtlar olmaksızın isnat edilen aşırı geniş iddialara dayalı olarak gazeteciler hedef alınıyor, gazeteciler ve diğerleri cezaya mahkûm ediliyor.
‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçu için bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngören TCK Madde 299 ile ‘Türk milletini ve devletin organlarını aşağılamayı’ suç sayan Madde 301, gazetecilerin ifadeleri de dahil olmak üzere özgür ifadeleri susturmak için kullanılıyor. Bu maddeler kapsamındaki soruşturmalar Adalet Bakanlığı’nın iznine tabi. Adalet Bakanlığı’nın, Madde 299 ve 301’in ‘Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar’ başlığı altında birleştirildiği 2024 yılına ait istatistiklerine göre, 55 binden fazla kişi hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘Türk devletini aşağılama’ suçlarından soruşturma açıldı. Yalnızca 2024’te 17 bin 895 kişi hakkında dava açıldı.
Geçen yıl baskılar daha da arttı
Türkiye’de yetkililerin ceza adalet sistemini gazetecileri susturmak ve bastırmak için araçsallaştırması yeni bir olgu değil. 2016’daki darbe girişiminin ardından en az 156 medya kuruluşu kanun hükmünde kararnameler ile kapatıldı, tahmini 2 bin 500 gazeteci işini kaybetti ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 778 gazetecinin basın kartını iptal etti. 2016’da, 120 gazeteci ve medya çalışanı tutuklandı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerine göre, bu istatistik Türkiye’yi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi durumuna getirdi. Son 10 yılda, ülkedeki medya alanı daha da daralarak, basılı ve görsel-işitsel medyada güvenilir ve bağımsız haberler sunan kuruluşların sayısı azaldı. Yayınları denetleyen RTÜK, yetkilerini geniş bir yelpazedeki haber kuruluşlarını sansürlemek için kullanarak eleştirel yayın yapan kanallara ağır para cezaları verdi ve örneğin 2024’te önde gelen radyo istasyonu Açık Radyo’nun yayın lisansını iptal etti. Ekim 2025’te, devlet tarafından haber kanalı Tele 1’e atanan kayyım yönetimi, kanalın açık artırma usulüyle satışa çıkarıldığını açıkladı ve varlıklarının muhammen bedelini, gerçek değerinin altında olduğu yönündeki kaygıların ifade edilmesine rağmen 28 milyon lira olarak belirledi. Tele 1’e el konulması, kanalın kurucusu ve genel yayın yönetmeninin ‘siyasal casusluk’ iddialarıyla haksız yere tutuklanması bağlamında gerçekleşti.
Bireysel olarak gazetecilere yönelik baskılar da geçen yıl, özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin yetkililerce hedef alınması ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile diğer CHP’li belediye başkanlarının ve bürokratlarının 2025’te tutuklanması bağlamında daha da arttı.”
Yalnızca gazetecilik yaptıkları için yargılanıyorlar
Bu kamuoyu açıklamasında yer verilen ve yalnızca gazetecilik faaliyetlerini yürüttükleri için hâlâ tutuklu olan dört gazetecinin davaları da dahil olmak üzere yetkililerin eleştirel gazeteciliğe yönelik tahammülsüzlüğüne örnek teşkil eden bu baskıların son dönemdeki bazı örnekleri şunlar:
- Ekim 2025’te muhalif televizyon kanalı Tele 1’e kayyım atandı, kanalın kurucusu ve genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ “siyasal casusluk” suçlamasıyla tutuklandı. Yanardağ son yıllarda çok sayıda davada yargılandı. “Siyasal casusluk” suçlamasıyla açılan son davada, İBB Başkanı İmamoğlu dahil diğer iki kişiyle birlikte 15 ila 20 yıl arası hapis cezası istemiyle yargılanıyor.
- ETHA muhabiri Pınar Gayıp, Temmuz 2025’te Cumartesi Anneleri’nin kurucularından Emine Ocak’ın cenaze töreni gibi çeşitli etkinliklerde muhabir olarak bulunması nedeniyle, “terör örgütüne üye olma” ve “terör örgütü propagandası yapma” suçlarından Şubat 2026’dan bu yana tutuklu bulunuyor.
- Ankara’da yaşayan Deutsche Welle muhabiri Alican Uludağ, bir suç örgütüyle bazı siyasetçiler, bürokratlar ve yargı mensupları arasındaki iddia edilen bağlantılara ilişkin haberleriyle ilgili X hesabından paylaştığı 22 ayrı sosyal medya paylaşımı nedeniyle Şubat 2026’dan bu yana tutuklu bulunuyor. Uludağ, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan tutuklandı. Ayrıca “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “yargı mensuplarını alenen aşağılama” suçlarından yargılanıyor.
- Ankara’da yaşayan, Birgün gazetesi muhabiri, araştırmacı gazeteci İsmail Arı,bazı vakıflarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aile üyeleri arasındaki iddia edilen bağlantıları ve yeni hakimlerle savcıların mülakat süreçlerini içeren dört ayrı haber videosu nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan Mart 2026’dan bu yana tutuklu bulunuyor.
Diğer onlarca gazeteci de temelsiz ve defalarca açılan ceza soruşturmalarıyla ve davalarla karşı karşıya. Yakın zamandaki örneklerden yalnızca ikisi aşağıda belirtiliyor:
- Medyascope muhabiri Furkan Karabay çok sayıda soruşturma ve dava ile hedef alındı. 2025 yılında gazetecilik faaliyeti nedeniyle, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “kamu görevlisine hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçlarından 200 günü aşkın süre cezaevinde tutuldu. Bu, Karabay’ın 2023’ten bu yana üçüncü kez tutuklanmasıydı. Karabay 2 Aralık 2025’te görülen ilk ve karar duruşmasında tahliye edilse de, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, üzerine atılı tüm suçları işlediğine hükmederek Furkan Karabay’ı istinaf yolu açık olmak üzere toplam üç yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etti. Karabay en son 23 Ocak 2026’da, İBB soruşturmasıyla ilgili haber yaptığı için açılan ayrı bir soruşturma kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan gözaltına alındı. Daha sonra gözaltından serbest bırakıldı ancak savcılığın delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği 26 Mart 2026’ya kadar ev hapsinde kaldı.
- Kıdemli gazeteci Zafer Arapkirli, Mart 2025’te paylaştığı tek bir Tweet nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan Nisan 2026’da cezaya mahkûm edildi. Arapkirli ilgili Tweet’inde, Türkiye’de geçmişte Alevilere karşı gerçekleştirilen katliamlara atıfta bulunarak Suriye’de silahlı kişilerden oluşan bir konvoyun fotoğrafını paylaşmıştı. İstanbul 23. Asliye Ceza Mahkemesi, Arapkirli’yi TCK Madde 216 kapsamındaki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan beraat ettirerek, diğer suçlamadan iki buçuk yıl hapis cezasına mahkûm etti. Arapkirli, karara ilişkin istinaf sürecinde tutuksuz bulunuyor.


