“Kötülükten uzak durun ve iyilik yapın; barışı arayın ve peşinden koşun.” (Mezmur 34:14)
Bu sözler hayatımın anlamı diyebilirim.
Tekrar Ermenistan’ı görmek ne güzel, 5 Haziran’da gece yarısı, bavullarımla hızlı hızlı indim uçaktan. Herkes yakınım, herkes tanıdığımdı sanki. Ne kadar özlemiştim herkesle Ermenice konuşmayı, gülerek geçtim vize bölümünden, kapıda beni bekleyen ve daha önceden tanıdığım taksiciye bile sıkı sıkı sarıldım.
Ah Ermenistan! Kokunu özlemiştim, derin derin çektim içime…
“Gurbet” iki ülke için de aynı bana göre. Hangisine gitsem özlüyorum diğerini. Çalışmak için gelmiştim. 7 Haziran Pazar günü yapılacak seçimleri haber yapmak, farklı yerlerden insanları, farklı düşünceleri dinlemek için gelmiştim.
Çok da uyumaya şansım olmadı, sabah çıktım sokaklara. Dolaşmaya başladım Yerevan meydanında. Dilimde hep aynı soru, herkese soruyorum: “Oy kullanacak mısınız?” Bir kişi hariç herkes “Evet” cevabını verdi. Gerçi o da “Zaman bulabilirsem” diye cevaplamıştı.
Özgürlük Meydanı’nda yürüdüğümde sessizliği fark ettim. “Bugün seçim yasaklarına bir gün kaldı, ne eksik burada” diye düşündüm.
Aaa! Seçim bayrakları yok! Aaa farklı müzikler eşliğinde seçim arabaları nerede? Aaa peki afişler? Türkiye’de o kadar alışmışım ki o hengameye, böyle bir normallik bana garip geliyor.
Zaten insanlar sakin, şehir sakin, klakson sesi bile yok, seçimin de sessiz olması normal değil miydi? İstanbul’un aksine burada hayat yavaş akıyor.

Agos’u kırmayanlar
Yürüdüm yollarda. “Yasak mı var? Bugünden mi başladı seçim yasakları” diye sordum. “Yok biz hep böyleyiz” dediler. Doğru, 2000 Ermenistan seçimlerinde de buradaydım. O da sessiz, sakindi, ben seçim olduğunu bile ancak o gün anlayabilmiştim.
Paşinyan’ın başkanı olduğu ‘Sivil Sözleşme’ partisinden Sarkis Khandanyan, Maria Garabetyan ve Hasmik Hagopyan’la röportajlar yaptım. Bu üçüyle daha evvel röportajlarım olduğu için beni kırmayıp, daha doğrusu ‘Agos’u kırmayıp bize zaman ayırıp tekrar söyleşi verdiler. Bu benim için onurdu. Seçime iki gün kala, çok zor milletvekillerinden röportaj almak diye düşünüyordum. Yüzümde gülücükler açıyor bir taraftan da muhalefet partilerinden veya farklı seslerden görüşler almaya çalışıyordum. Defalarca denedim, araya birilerini koydum, olmadı, başaramadım.
Paşinyan’ın miting saatini beklerken saat 16.00’da insanlara “Bu mitinge katılım, ne kadar olur?” diye sordum çünkü ortalıkta kimse yoktu. Hiç miting alanı değilmiş gibiydi. Yok üstüne yok, saat ilerliyor, kimse gelmiyor. 17.30 daha kimse yok…
Saatler 18.00 olduğunda flamalı, Paşinyan şapkalı, bayraklı insanlar sokaklardan, evlerden fışkırmaya başladı. Nereden çıktı bu kadar insan bir anda anlam veremedim. O tarafa bu tarafa koşup, fotoğraf çekmeye çalışıyordum. Gürcistan’dan Paşinyan’a destek için gelen grupla hoş bir sohbet gerçekleştirirken yerimi kaybettim. Ön saflarda olan yerim, gitgide arkada kalıyordu. Korumalara basın için ayrılan yeri sordum, yoktu. Açıkçası şaşırdım biraz. 32.500 kişi katılmış sonradan öğrendiğime göre. Ermenistan için büyük bir rakammış. Benim için o kadar azdı ki, herkese diğer mitinglerde ne kadar insan vardı diye sordum. Çok az, en yakın rakip için bile 10 bin dediler.
Yerevan yağmuru
Ertesi gün seçim öncesi herkes suskunken parkları dolaştım. İlk cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’ın baş danışması Jirayr Libarityan’ın bulunduğu bir yemeğe konuk olup, Ermenistan seçimleri öncesi yorumlarını aldım.
Orbeli Merkezi uzmanlarından doğubilimci Armen Petrosyan ile görüşmek için arada üç saatim vardı. Oturdum şehir merkezinde havuzlu bahçeye, fıskiyeleri seyretmeye başladım. Yağmur başladı, kalkmadım yerimden, bir çay söyledim kendime, ısıttım içimi, yağmurun keyfini çıkartayım dedim. Unutmuşum Yerevan yağmurlarını, esti gürledi yağmur ve ben sel altında kaldım.
Olsun yine de güzeldi…

Seçim günü
Sabah erken Püreğavan şehrindeyim. Burası küçük bir şehir, oy kullanma merkezlerinden bir olan okulun önünden Agos okuyucuları için video çektim. Heyecanlıydım, ellerim titriyordu, etrafta meraklı insanlar gözleri bana dikmiş, “Bak Türkçe konuşuyor”, “Aaa Türk gelmiş” diyorlar. Ermenice konuşuyorum, “Agos’tan geldim, haber yapacağım” diyorum. Gülümseyip “Ermeni, Ermeni rahat olun” diyorlar.
Bütün kapılar açık bana. Rahat rahat konuşup, selamlaşıp çıkıyorum.
İkinci durağım Paşinyan’ın oy kullanacağı Yerevan Chekhov sokağı.
Paşinyan basına demeç veriyor, ben de dinleyip anlamaya çalışıyorum. Ne kadar kısa boylu olduğumu burada anlıyorum. Koca koca adamların arasında sıkıştım kaldım. Fotoğraflarım hiç iyi çıkmadı. Hatta bir kadın basına yapılan kısıtlamalar hakkında sesini yükseltti, onu bile göremedim. Ah ben, 10 cm daha uzun olsaydım…
Paşinyan gitti herkes gidiyor. Ben de Türkiye basınından birkaç arkadaşımla söyleşip gülüşmeye başlıyorum. Daha onlarla orada konuşurken şöyle bir etrafıma baktım, “Türklere bak Türklere” diye bizi gösteriyorlar. Ertesi gün bir yazı “Türkler Ermenistan sokaklarında.”
Eçmiadzin yolundayım ayine koşturuyorum. Eçmiadzin bayramı, buranın en önemli günlerinden biri. Kominyon alacağım, çekimim biraz bekleyecek. Katolikos Karekin II’yi kapıda karşıladım, duasını aldım, Ermenistan halkının seçimleri huzurlu bir ortamda geçirmesi için mumumu yaktım.
Ayinde siyasi tutuklulara, tutuklu din adamlarına dualar yapılıyor. Eşlik ediyorum. “Rabbim haksız yere içeride kalan kim varsa çıkar” diye dua ediyorum.
Kapıda Katolikos’un başıma el koymasını bekledim ve hemen Agos okuyucuları için videoya giriştim. Birkaç kelam etmişken, bahçede tekrar benzer ses: “Türk gelmiş”, “Türkün burada ne işi var”.
Ben “Ermeni’yim” diyorum. “Kutsal anadilini bırakıp, o dili mi konuşuyorsun? Ne biçim insansın, biraz Ermeni olsan diline saygın olur” diyorlar.

İnadına barış
Biraz modum düşüyor ama Yerevan’ın, Şenkavit bölgesinde bir okula varıyorum. Arkadaşımla içeri girip çekim için izin istiyorum. Son yarım saat. İnsanlar oy kullanırken ben de sandık başkanlarının izniyle fotoğraflar çekip dışarı çıkıyorum.
Arkadaşımın kapıda duyduğu sözler rahatsız edici. Kızcağızın eline telefonumu verdim, beni çekiyor. Biri yanına yaklaşıp “O gidecek ama sen burada kalacaksın. Emin misin onu çekmek istediğinden” diye aba altından sopa gösteriyor. Biz çekim yaparken biri de gülümseyerek bizi çekiyor. Neden diye soruyoruz; “İşinize bakın, istediğimi çekerim” diyor. Ayrılıyoruz ama neredeyse ağlayacağım.
‘Sivil Sözleşme’ seçim merkezinin önünden ufak bir yayın yapıyorum, Fransa’dan gelen birkaç basın mensubuyla, Türk gazetecilerle muhabbet edip gülüşüyoruz. Ertesi gün sosyal medyada bir yazı: “Türk kadın muhabir Azerbaycanlı gazetecilere demeç veriyor.” Aaa, ben!
Ve seçimler bitti.
Sanki seçimleri ben kazandırdım veya ben kaybettirdim. İnsanlar, bloggerlar, sosyal medyadan beni ‘Paşinyansevici’, ‘Zombi kadın’ ve daha neler neler diye paylaştılar.
Sevgililer, canlar, peki dediğiniz gibi olsun. Yeter ki barış olsun, mutlu olsun ne isterseniz oyum.
“Ne mutlu merhametli olanlara!
Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size!”
(Matta 5)
Benim inancımda böyle.
“Korkmuyorum! Yılmıyorum! İnadına barış, inadına kardeşlik” diyorum.
Irkınız, diliniz, dininiz ne olursa olsun; hepinizi seviyor ve saygı duyuyorum.
Var olun kardeşlik şarkıları söyleyenler…




