28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaşta, kritik eşik olan 22 Nisan da geride kaldı. Trump 15 günlük ateşkesin sonlanacağı 22 Nisan’a kadar savaş başladığından beri yaptığı tehdit-korkutma ve sonrasında durup anlaşma hamlelerine yenilerini ekledi. Trump İslamabad’daki görüşmelere ek süre tanıdığını açıkladı. Verilen süre Agos baskıya giderken belli değildi. Ancak Bölgedeki belirsizlik hâlâ devam ediyor ve uzun süre böyle gidecek gibi.
Savaşın başladığı 28 Şubat 2026'dan bu yana raporlanan toplam ölü sayısı kaynağa göre 3.500 ile 8.500 arasında değişiyor. Yerinden edilen, evinden çıkmak zorunda kalan, göçen, hasta olmasına rağmen ilaçlarına ulaşamayan, sevdiklerini kaybedenlerin sayısı ise bilemeyeceğimiz kadar çok. İran’dan sağlıklı bilgi akışının son derece sınırlı olduğu düşünüldüğünde, iki aya yaklaşan savaşta kayıpların tam olarak tespit edilmesi de mümkün olmuyor. İki aylık süreçte değişen dengeleri, bir dönem Boğaziçi Üniversitesi’nde de hocalık yapan aslen İranlı olan Prof. Dr. Abbas Vali’ye sorduk.
21 Nisan’da iki haftalık ateşkes sona ermesinden bir gün önce konuşuyoruz. Eğer bir anlaşmaya varamazlarsa veya masadan sonuçsuz kalkarlarsa, 28 Şubat’ta başlayan savaşa tekrar mı döneceğiz?
Şöyle söyleyeyim: Müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağı birkaç faktöre bağlı. Amerikan tarafına bakarsak, ABD'nin en başından beri bu savaşa herhangi bir stratejik planı olmadan girdiği çok net. Amerikan pozisyonu en iyi şu şekilde tanımlanabilir: Stratejik muğlaklık ve stratejik kafa karışıklığı. Çünkü tam olarak ne istediklerini bilmiyorlardı. İran’da rejim değişikliği mi veya İran'ı Amerika’nın şartlarını kabul edecek bir savaşa zorlamak mı ya da nükleer programı bitirmek mi istiyorlar? Ya da daha kapsamlı projeleri mi var? Hiçbir şey net değildi ve o kafa karışıklığı hâlâ sürüyor. Amerika masaya her zaman en üst perdeden taleplerle geliyor ancak bu talepler İranlılar için kabul edilemez. Çünkü bu talepleri kabul etmeleri, "tamamen teslim olmak" anlamına geliyor.
Bu stratejik karmaşanın bir sebebi de ABD yönetiminin savaşın yürütülmesinde İsrail'in dayattığı düzeni takip etmesi. Bu durum, 12 günlük savaşta da stratejik tutarsızlığa yol açmıştı. Amerika, İran'ı cezalandırıp masaya oturtmak isterken İsrail, İran'ın askeri, güvenlik ve ekonomik altyapısını mümkün olduğunca yok etmek istedi. Böylece İran’daki mevcut rejim hayatta kalsa bile İsrail güvenliği için bir tehdit oluşturmayacaktı.

Fakat İsrail'in hesapları da yanlıştı. Amerika'yı savaşa ikna ederken sundukları gerekçe şuydu: "Eğer savaş çıkar ve İran rejimi tasfiye edilirse, baskı altındaki İran halkı ayaklanır." Halk ayaklanmadı aksine İranlıların milliyetçi duygularını güçlendirdi. Halkın önemli bir kısmı, başka seçenekleri olmadığı için hükümeti destekler hale geldi. Durum şu an bu.
Amerika’nın kafa karışıklığı devam ediyor. Geçen sefer anlaşmaya çok yakındılar ama Amerika aniden masadan çekilip daha ağır, kabul edilemez taleplerle geldi. Amerikan basınına bakarsak, yönetim içinde de ciddi bir görüş ayrılığı var. Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi Make America Great Again (MAGA) hareketi temsilcileri anlaşmak istiyor. Ancak Yahudi lobisi ve İsrail destekçileri ise savaşı körüklüyor. Trump’ın damadı Jared Kushner ve Özel Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff gibi isimlerin temsil ettiği bu kanat, İran'ın siyasi, ekonomik ve hatta kültürel olarak tamamen yok edilmesini savunuyor.
Ama bunu beceremiyorlar da çünkü hiç beklemedikleri bir şekilde İran direniyor.
İran'ın askeri olarak daha zayıf olmasına rağmen gösterdiği direniş, Amerikan hegemonyasının bölgedeki stratejik sınırlarını gösterdi. Amerika bu savaşı askeri olarak kazanmanın çok zor olduğunu biliyor. Öte yandan, askeri galibiyet dışında Amerika’nın başka bir şansı da yok.
İran, savaşı askeri olarak kaybetti ama direniyor. İran'ın pozisyonu şu: Eğer kaybetmezsem, kazanmış sayılırım. Amerika'nın pozisyonu ise eğer kesin olarak kazanmazlarsa, kaybetmiş sayılırlar. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gösterdi ki Amerika devasa askeri gücüne rağmen pek bir şey yapamıyor. Çünkü İran bunu bölgesel bir savaşa dönüştürdü. Çünkü İran, bölgedeki Amerika müttefiklerine ve petrol hatlarına saldırarak aslında küresel piyasayı vuruyor. İran, Amerika’nın küresel piyasalarda ne kadar kırılgan olduğunu biliyor. Petrol, gaz, her şeyin fiyatı artıyor ve dünya ekonomisinin resesyona girme riski var. Bu yüzden Amerika’nın masaya gerçekçi taleplerle gelmesi gerek.
Gerçekçi talepler nedir size göre?
2015'te Obama dönemindeki gibi uranyum zenginleştirmenin yüzde 3'te tutulması, füze programına 5-10 yıl ara verilmesi ve AB ile diğer ülke bankalarında dondurulan İran paralarının serbest bırakılması. Ancak İsrail bunu istemiyor çünkü İran'ın yeniden güçlenmesinden korkuyorlar.
İran tarafında da barış istemeyen radikal bir kanat (Direniş Ekseni) var. Dış politikada Çin'den ziyade Rusya tarafından destekleniyorlar. Bu kanat, Amerika ile her türlü müzakereyi sabote ediyor. Karşılarında ise Galibaf ve Abbas Arakçi gibi daha ılımlı, müzakere isteyen isimler var. Şu ana kadar bu iç çatışma çözülebilmiş değil. Duyduğuma göre Çin, bu ılımlı kanadı masaya oturup normalleşmeye gitmesi için zorluyor. Masaya oturup oturmayacakları, İran’daki bu "güç bloğu" içindeki çatışmanın nasıl çözüleceğine bağlı. Eğer İslamabad’a bir heyet giderse, bu ılımlılar kazandı demektir. Gitmezlerse, Devrim Muhafızları (IRGC) gibi şahinlerin yönetimi tamamen ele geçirdiği anlamına gelir. Unutmayın, siyasi liderliğin tasfiyesi sonrası İran’da askeri unsurlar daha hakim oldu.
İran da biliyor, İsrail ve Amerika askeri olarak savaşı kazandı ama stratejik olarak kaybetti. İşte İranlılar, bu stratejik alanı zorluyor. Amerika hegemonik bir güç olarak Ortadoğu’da artık güç gösteremiyor. Bu savaş Amerika’nın gücünün sınırlarını gösterdi. Bu savaş Amerikan stratejistlerine şunu gösterdi: Sadece askeri güç, hegemonya kurmaya yeterli olmaz, uluslararası rıza gerekir. Irak savaşında uluslararası bir koalisyon vardı; bu kez Amerika ve İsrail yapayalnızlar.
Şu an önemli olan bu. İran yönetimi birleşik değil, iki taraf var. İran Hürmüz Boğazı’nı kapatıp Amerika da buna saldırıyla karşılık verdiği anda çatışma bölgesel değil, artık uluslararası oldu. İran da biliyor, İsrail ve Amerika askeri olarak savaşı kazandı ama stratejik olarak kaybetti. İşte İranlılar, bu stratejik alanı zorluyor. Amerika hegemonik bir güç olarak Ortadoğu’da artık güç gösteremiyor. Bu savaş Amerika’nın gücünün sınırlarını gösterdi. Ve ayrıca Amerika artık Ortadoğu ve Avrupa’ya bile çıkarlarını anlatamıyor. Avrupalı hiçbir ülke, Trump’ın çağrısına uymadı. Bu savaş Amerikan stratejistlerine şunu gösterdi: Sadece askeri güç, hegemonya kurmaya yeterli olmaz, uluslararası rıza gerekir. Irak savaşında uluslararası bir koalisyon vardı; bu kez Amerika ve İsrail yapayalnızlar.
Anladığım kadarıyla masada ve sahada ne olursa olsun, bu savaşın bir kazananı olmayacak.
Amerika, İran'ı yerle bir edebilir ama bu onlara stratejik hedeflerini kazandırmaz. Paradoks burada: Askeri avantajını stratejik kazanca dönüştüremiyor.
Peki bu sadece İran’ın gücü mü yoksa Ortadoğu gibi karmaşık bir bölgenin gücü mü? Baskıcı politikalarından dolayı eleştirilen İran, şu an bölge ülkelerinde destekleniyor. Yani en azından halklar bazında.
Kesinlikle. İran direnişiyle, Amerika ve İsrail'e karşı propaganda savaşını kazandı. Mısır, Arap ülkeleri, Pakistan, Hindistan ve Afrika'da büyük destek buldu. Ancak bu savaş, İran iç siyasetini de değiştirdi. Biliyorsunuz Ocak ayında Tahran’da halk ayaklanmış ve rejim 48 saatte 30 binden fazla kişiyi öldürmüştü. Normalde halk, rejime karşı en büyük özne, güçtü. Ancak bu savaş, halkı olayların merkezinden uzaklaştırdı ve demokratik değişim davasına darbe vurdu. Hükümetin "haklı bir savaş" yürütüyor görüntüsü, meşruiyetini artırdı. Eskiden hükümet halkı muhalif olarak karşısına almıştı, şimdi halk etkisiz bir izleyici konumuna itildi. Yani Trump ve Netanyahu sadece sistemi değiştirmeye çalışmakla kalmadılar, İran’daki demokratik değişim umudunu da uzun bir süreliğine baltaladılar. Beklenti bu insanların güçlenerek ayağa kalkmasıydı ancak bu savaş muhalifleri neredeyse politik sahneden dışarı attı.
Evet, bu çok önemli çünkü İran'dan haber almak hep çok zordu. Ve siz şimdi bu insanların artık daha da görünmez olduklarını söylüyorsunuz. Sadece siyasi duruşlarını değil, yaşamlarını kastediyorum: Bombalar, hükümetin baskısı ve ekonomik zorluklar var, İranlılar neler yaşıyor?
İran muhalefeti çok bölünmüş durumda. Temel ayrım, bir yanda monarşinin geri gelmesini isteyen sağ kanat Şah yanlıları (monarşistler), diğer yanda ise demokratik güçler arasında. Demokratik güçler dediğimiz kesim; sol, merkez sağ, merkez sol gibi unsurlardan oluşuyor. Bölünmüş haldeler ve en önemlisi organize değiller; birleştirici bir söylemleri yok. Ayrıca, muhalefetin en etkili kısmı şu an hapiste. Öte yandan Şah yanlısı muhalefet, İran'a karşı yürütülen savaşta İsrail ile ittifak kurarak büyük bir hata yaptı. Bu yüzden meşruiyetlerini ciddi ölçüde kaybetti. Çünkü Amerika ve İsrail'in yanında bir savaş çabasına dahil oldular. Sonuç olarak bu savaş, muhalefet arasında daha fazla kafa karışıklığı yaratırken, sağ kanat monarşistlerin tabanını iyice zayıflattı. Eğer bu savaş biter, İran varlıklarını geri alabilir ve yaptırımlar kalkarsa; umuyorum ki demokratik güçler kendilerini organize edebilirler.
Normalde İran halkı, rejime karşı en büyük özne, güçtü. Ancak bu savaş, halkı olayların merkezinden uzaklaştırdı ve demokratik değişim davasına darbe vurdu. Hükümetin "haklı bir savaş" yürütüyor görüntüsü, meşruiyetini artırdı. Halk etkisiz bir izleyici konumuna itildi. Yani Trump ve Netanyahu sadece sistemi değiştirmeye çalışmakla kalmadılar, İran’daki demokratik değişim umudunu da uzun bir süreliğine baltaladılar.
Bir de şu var: İran'daki demokratik güçler etnik hatlar üzerinden de bölünmüş durumda. Kürt, Beluç, Arap ve Azeri Türkmen muhalefeti var. İran nüfusuna bakarsanız, yaklaşık yarısı Farsça konuşmuyor. Kürtlerin federasyon ve özerklik talepleri var; Beluçlar ve Araplar da aynı şeyi istiyor. Azeri Türkmen toplumunun bir kısmı federasyon istiyor. Ancak Fars tarafındaki demokratik muhalefetin çoğu, Farsçanın tek dil olduğu merkezi bir devlet yapısını savunuyor. Bu durum muhalefeti birleşmekten alıkoyuyor.
Savaşın başında Minab'da 170 kız çocuğu okulda bombalanarak öldürüldü. Ve bunca zaman geçmesine rağmen düzgün bir soruşturma ve açıklama yapılmadı?
Okul bir Tomahawk füzesiyle vuruldu. Okulun Devrim Muhafızları yerleşkesinde olması, oranın sivil bir hedef olduğu gerçeğini değiştirmez. Savaşın ilk haftasında, Amerika ve İsrail çok başarılıyken, tabiri caizse bir "kontrol illüzyonuna" kapıldılar. Savaş sürecini tamamen yönettiklerini sandılar. Ancak savaşta kontrol illüzyonu çok tehlikelidir. Bu korkunç olayla ilgili ne Amerika ne İsrail özür diledi. Hatta iki hafta sonra fabrikalar, güç santralleri, köprüler ve yollar gibi sivil altyapılara kasten saldırdılar. Bunlar savaş suçudur. Artık şuna inanmak üzereyim: Ne yaptıklarını biliyorlardı ve muhtemelen bunu korku yaratmak için yaptılar. Yine de çok açık bir şekilde "Savaşta hatalar olur, İran hükümetinden değil ama İran halkından özür dileriz" diyebilirlerdi. Ama yapmadılar. Söylediklerimden İran hükümetini desteklediğim anlaşılmasın, halktan bahsediyorum.
Zaten savaşın bedelini halk ödüyor.
En başından beri İsrail'in hedefi netken, Amerika çok şaşkındı. Gerçekten ne istediğini bilmiyordu. Trump her gün yeni bir açıklama yapıyor. Şimdi Amerikan ordusunun da kafası karışmış durumda, durumun neden bu hale geldiğini bilmiyorlar. Hatta Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Trump'tan daha çılgın olduğunu söyleyebiliriz. Tam bir savaş kışkırtıcısı ve dini fanatik. Analitik olarak tanık olduğumuz en acı ve önemli şey şudur: Washington'da siyasi akıl tamamen çöktü. Siyasi gerekçeler bir kenara bırakıldı. Bu savaşın en korkutucu dersi budur. Trump’ın yaptığı açıklamalar gösteriyor ki artık ortada "siyasi mantık" diye bir şey yok. Dünyanın hegemonik gücünde siyasi aklın çökmesi; stratejik hedeflerini tanımlayamayan, her gün bir aşamadan diğerine savrulan bir güç olmasına neden oldu.
İran'ın stratejik olarak bu savaşı kazandığı doğru, ancak ekonomik, sosyal ve kültürel olarak çok zayıf bir durumda. Dondurulan varlıklara, Amerikan ablukasının ve yaptırımlarının kalkmasına, petrol satabilmeye ve yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Gerçi İran hükümetinin doğası gereği bu parayı halka değil, orduyu yeniden inşa etmeye harcayacağını biliyorum ama yine de masaya oturacaklardır.




