5. yılında anıyoruz
Yalçın Oşin Çilingir
Keldani bir baba ile Ermeni bir ananın ortanca çocuğu olan Yalçın Çilingir. 1945 te Diyarbakır’ın Hançepek mahalle’sinde doğdu ve ölene kadar da doğum yeri ile ifihar etmekten geri durmadı. 50’lerin ortasındaki toplumsal-politik konjonktürde aile İstanbul’a göçtü ve Yalçın da Bağlarbaşı’ndaki Özel Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'ne kaydoldu. Rivayet odur ki Yalçın’ın (ve kendiyle üç aşağı beş yukarı akran olan diğer okul arkadaşlarının) fennî, bediî ve entelektüel gelişimlerinde -sadece kendi okulunun değil, St. Joseph ve St. Benoit gibi kalburüstü özel okulların da edebiyat hocası olan- şair ve mütercim Sabri Altunel ile fizik hocası olan Vahan Acemyan’ın çok kuvvetli ve önemli etkileri oldu.
İTÜ Maden
Liseyi 1963'te bitiren Yalçın, aynı yılın güzünde girdiği özel sınavda İTÜ Maden Fakültesine giriş hakkı kazandı ve maden işletme bölümüne kayıt olmayı tercih etti. Nümayişti, boykottu, işgaldi, yurtdışında stajdı, falandı filandı derken bir yıl gecikmeyle l969'da mezun oldu. Kendinin bu meyandaki kayda değer vukuatı kapsamında:
Aralık 1967’deki “Özel Okulları Protesto Uzun Yürüyüşü”nde -tekmil güzergâh boyunca tek bir km bile araç binmeksizin- Harem-Cebeci parkurunu salimen tamamlaması
Nisan 1968’deki “NATO'ya Hayır” kampanyasında, Üsküdar havalisindeki duvarlara yazı yazılacak diye bir gecede tam üç buçuk defa gözaltına alınarak -daha hâlâ egale edilemeyen- bir rekor kırması (aman erketesinin beceriksizliğinden kaynaklanan katkıları da gözardı etmemek gerekir.)
Haziran l968’de, İTÜ İşgal Konseyi’nin -Maçka’daki kadim Silahhane-yi Hümayun binasında, bir gece ansızın ve alelusul oluşturulan- alt komite başkanlığını deruhte etmesi…
gibi flaş etkinlikler bulunuyor. 1969 baharı-yazı, “EKİ-Kozlu bölgesinin basınçlı hava şebekesinin etüdü ve …” üzerine diploma travayı alan merhum meslektaşımızın, okulu bitirdikten sonra apar topar vatanî hizmetini savuşturma kararı almış ve epey okkalı bir balık avlayarak hem Tuzla P. Okuluna yazılmış hem de kıta hizmetini aynı okulun birkaç km ötesindeki 15. Kor. K. bağlı P. Tümenlerinin birinde bitirmişti. Bu piyango kura sayesinde, 1970- 71 epizodunda bile, ara sıra Maçka kantinlerindeki başıbozuk taifesine karışmayı da ihmal etmemişti.
Komünist neşriya
Yalçın Çilingir, 1971’in ikinci yarısındaki bir tarihte, EKİ Kozlu/İhsaniye’de -Ender Bekdemir ile hemen hemen eş zamanlı olarak- iş başı yapmış ve bu meyanda evlenmişti de... Kartiyenin şefi olan Başmadenci Abdullah Dibek, daha dün okuldan çıkıp gelen bu çocuğun madencilik bilgisine hayran kalarak kendisine biat etmiş olsa gerekti ki ikisi arasında bir nevi mürit-mürşit ilişkisi oluşmuştu. 1972’nin eyyam-ı bahurunda, Y. Çilingir, E. Bekdemir ve Sıfır Kartiye’nin lağımlarında iş başı yapan Abdullah Sadıkoğlu, karoda kaza geçirerek kolunu kıran bir arkadaşlarına hastanede reva görülen muameleyi vesile edip bir bildiri yazarak iş yerinde dağıttılar ve direnişe geçtiler. Sonuç olarak 1972 güzü başında E. Bekdemir, TKİ’den burslu olduğu için bir linyit işletmesine sürüldü, diğer ikisi ise işinden oldu. Yalçın’ın “aktif” madencilik hayatı o saat istop etti. Ötekisi de günümüzdeki YEKTAŞ’ı kurdu.
1972 sonunda -şu ya da bu yüzden kaynaklanan- bir ihmalkârlık sonucunda, Kılıç lojmanlarından birinin kömürlüğünde mi yoksa kümesinde mi olduğu halen meçhul olan bir zulada, muhtelif “komünist neşriya” ve Yalçın, nişanlısı ve kayınpederi arasında varit olan bazı mektuplar ele geçti. Bunu bahane eden Zonguldak Emniyeti de bir illegal örgüt enselediği zehabına kapılınca iş 1. Ordu Karargâhına kadar uzadı ve Yalçın derdest edilip Selimiye'ye tıkıldı. Sıkıyönetim savcısının “Bu nasıl örgüt yahu?" sorusunu, “Aile örgütü" diye cevaplayan Yalçın da Türkçe sol literatüre -1402 Savcısı’nın dahi benimsediği- taptaze bir terim kazandırmış oldu. Keza zamanın devrimci jargonu da bu matrak hadisatı “Aile davası” başlığıyla kayıtlara geçti. Gözaltındaki Yalçın, 30 (ya da 31) Aralık 1972’de, yargıç karşısına çıktığı ilk celsede tutuklandı. Tutukluluk hali 1973’ün ilk birkaç ayı boyunca sürdü ve sonra çıktığı ilk celsede delil kifayetsizliğinden beraat eden Yalçın, aynı yılın ikinci yarısında Ankara’ya yerleşti. Bir müddet sonra da TMMOB/Maden MO’da profesyonel olarak göreve başladı. Bu vaziyet, gerisin geri İstanbul’a avdet edeceği 1979 sonuna kadar istikrarlı olarak devam etti.
TMMOB ve Oda kariyeri
1973 sonu ile 1979 sonu arası, Yalçın’ın TMMOB ve Oda kariyerinin ayyuka çıktığı bir dönem oldu. Bu meyanda Oda’nın genel sekreterliği ile Teoman Öztürk’ün son dönemindeki 2. Başkanlığını deruhte etti ve olağanüstü bir performans ve başarıyla da yürüttü. Anılan dönemin efsane semereleri olan:
15 günde bir çıkan ve bütün TMMOB üyelerine postalanan BİRLİK Haberleri ile Madencilik Haberler gibi -medar-ı iftihar- yayınlarımızın örgütlenmesi, yönetimi, yazarlığı, redaksiyonu ve matbaa hamallıklan
Bütün ülke sathında vaki olan ve beklenmedik bir katılımla gerçekleşen 19 Eylül 1979 boykotunıın icadı, örgütlenmesi, yürütücülüğü ve eylem sonuçlarının yorumlanması
Dahası, başlangıçta bağımsız olan DİSK/Yeraltı Maden-İş Sendikasının kuruluşunda ve örgütlenmesindeki katkıları ile ayrıca sendikanın teknik danışmanlığının, TİS uzmanlığının, basın-yayın yönetiminin, yazarlığının ve militanlığının da meccanen yürütümü...
gibi faaliyetler, “olağanüstü” nitelemesinin hiç mi hiç üfürük olmadığı hususunun belgeli-tanıklı kanıtlarıdır.
Yeraltı Maden-lş’in kuruluşundan sonraki bir vakitte boşanan Y. Çilingir, kelebek ömürlü günlük Demokrat gazetesinin yönetimini ve başyazarlığını (Cihan Ateş müstearıyla) üstlenmeyi kabullenip 1979’da -ve tam yol tomistanla- Bizans’a göçtü. (Eşlenik zaman koordinatlarında, Teornan Öztürk de DİSK Genel Merkezinin danışmanlık teklifine uyarak göçmüştü) Bu kritik kararı ise, Yalçın’ın “pasif” madencilikten dahi -tam yolla ve ilelebet- avara olmasına neden olmuştu!..
12 Eylül 1980 Cuntasının acil icraatı kapsamında olan Demokrat’ın derhal kapatılması, Yalçın’ın başyazarlık kariyerini de sonlandırdı, velakin “Cihan Ateş” mahlasının icadı, hayatı boyunca tuttuğu çok akıllı işler listesinin ta tepesine oturarak 12 Eylül satırının alargasında durabilmesini sağlamıştı. Sokaklarda mızıka çalmadı, garip serçeler gibi olur olmaz dallara konmadı, boynuna kımızı fularlar da takmadı ama P. Tüfeği ile avlanan her kuşun etinin yendiği bir devirde, hiç olmayacak yerlere günlerce haftalarca sığındığı vakiydi. Her ne hal ise biraz tedbir ve/veya şans (belki de İsus Hristos Hazretlerinin pederane muavenet ve inayeti) sayesinde, vampirlere piyastos olmaktan kıl payı sıyırdıydı işte...
Yalçın'a ek Oşin
Çilingir, 80’lerin başındaki bir yılda (ama beyaz terörün de hâlâ hışım gibi berdevam olduğu bir konjonktürde) ansızın ikinci defa evlendi. Bu dönemde, bütün öz benliği ile Bab-ı Alî mezbeleliğine intisap edivermişti ve maişetini -ansiklepedi, çocuk dergileri vs. de dâhil olan- muhtelif yayıncılık işleri ile uğraşarak sağlıyordu. Bu çalışma tarzına da mecburdu, zira başkaca bildiği sair zanaatı icra edecek bir durum maddeten mevcut değildi. 80’lerin ortasında bir kızı oldu. Bu değişiklikle birlikte, 90’ların başında da kimlik cemaatine intisap etti ve Yalçın’ın peşine vaftiz adı olan Oşin'i de taktı. Lise arkadaşı merhum Hrant Dink’in Bakırköy’deki Beyaz Adam Kitabevini yönetmeye başladı. Daha sonra (galiba 90’ların ortasında) Hrant’ın haftalık ve bilingual Agos gazetesindeki “Çilingir Sofrası” başlıklı köşesine kuruldu ve tutulduğu onulmaz illet kendini elden ayaktan düşürecek raddeye varana kadar da köşesini terk etmedi.
Yalçın’ın öz köşesinde yazdığı ve öz söylemiyle: “…. hiçbir türe girmeyen...”, “Tasavvufun dili olan “kuşdili’nin sırrını arayan...”; “Tanrı ötesindeki Tanrı...” ve “İnsanı aşan insan...” gibi özbeöz kendi icadı olan kavramların mahiyetini irdeleyen ve “İnsanın satır aralarında usulca teferrüce çıktığı...” yazıları, 2002’de Aras Yayıncılık eliyle bir kitapta toparlanıp “İçimizdeki Kara Delik” başlığıyla yeniden yayınlandı. Yalçın Oşin Çilingir’in -öz nezdimde unutulması asla mümkün olmayacak- bir önemli yeteneği de sınıfta çakan, kaza geçiren ve hatta cenazesi olan birisini, elinden gelen her türlü mizahçılıği becererek veya o da olmazsa Diyarbakır ağzı ile fıkralar anlatarak güldürebilmesiydi.
Not: Tayfun Özuslu’nun bu yazısı Noto Bene Yayınları’ndan çıkan Çetin Uygur kitabından alındı.
Daha fazlası için:
Masis Kürkçügil- 'İçimizdeki Aydınlık': Oşin
Jale Mildanoğlu- Yuvamızdan bir güvercin daha uçtu
Nazar Büyüm- Oşin'in ardından
Ohannes Şaşkal- Oşin Çilingir'e saygı
Arat Dink - Oşin Çilingir’e havaleli Z raporu

