"Yaşar ne yaşar ne yaşamaz, durumundayız”
Korferans 10--11 Ocak tarihlerinde Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Naregyan Salonu’nda düzenlendi. Hrant Dink Vakfı’nın Azınlık Hakları Akademisi Hibe Programı ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen konferansın ilk gününde açılış konuşmalarını Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, Azınlık Cemaat Vakıfları Temsilcisi ve Vakıflar Meclisi Üyesi Can Ustabaşı yaptı. Konferans Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Hizmetleri Şube Müdürü Ümit Ergüden, kilise vakıf yönetimleri ve azınlık toplumlarından dinleyiciler tarafından takip edildi, birçok oturumun kapsamı soru-yanıt bölümleriyle genişledi. Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı yönetim kurulundan Doç. Dr. Rafi Süzme, açılış konuşmasında konferans ile azınlık haklarını akademik ve hukuki olarak ele almak ve ortak düşünceye zemin hazırlamak istediklerini söyledi. İlk olarak kürsüye çıkan Can Ustabaşı 5737 sayılı kanunun vakıfların mülk edinmesi yönünde önemli olduğunu söyledi. Ustabaşı, Hatay’da bulunan azınlık vakıflarının 1936 beyannamesine dahil olamaması nedeniyle Vakıflar Kanunu’nun geçici 7’inci maddesinden yararlanamadığını ve AYM kararlarının da bu konuda yeterli olmadığının altını çizdi. 2022 yılında çıkan vakıf seçimleri yönetmeliğinin öneriler doğrultusunda revize edildiğini hatırlatan Ustabaşı 2027 yılında yeniden vakıf seçimlerinin yapılacağını belirterek, “Yönetmeliğin gözden geçirilmesi kanaatindeyim” görüşünü paylaştı. Ustabaşı her toplumun farklı ihtiyaçları olduğunu örneğin Rum toplumunun nüfusu az olduğu için seçim bölgesi ayrımı gibi taleplerin de dikkate alınması gerektiğini belirtti.
“Devletin ideolojisinin değişmemsi umudundayız”
Patrik Sahak Maşalyan ise, patrikhane olarak tüzel kişilik sorunu yaşadıklarının altını çizdi, Lozan Anlaşması ile azınlıkların tanındığını ancak temsiliyet sorununun çözülmediğine dikkat çekti. Patrik Maşalyan, şu ifadeleri kullandı:
“Nüfusa kaydolmadan ne okula gidebilirsiniz ne askere. Ne de sigortalı olabilirsiniz. Hiçbir şeyden faydalanamazsınız. İsminiz var, çevrede tanınırlığınız da var ama devlet sizi tanımlamadığı müddetçe, sizi kaydetmediği müddetçe birisi değilsiniz. 1863’te Ermeni Nizamnamesi ile haklarımız belirlenmişti. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde Lozan Anlaşması gereğince Türkiye Cumhuriyeti bizi tanıdı. Orada haklarımız var ve kullanıyoruz. Ancak cemaatlerin hukuku yok. Vakıfların tüzel kişiliği var ama tüm toplumu temsil etmiyorlar. Patrik’in vakıflara karşı herhangi bir resmi yaptırımı yok. Sivil yapı olarak ERVAB (Ermeni Vakıflar Birliği) var ancak resmi olarak o da yok. Yaşar ne yaşar ne yaşamaz durumundayız. Cemaati kim temsil edecek? Bürokraside ilişkiler ile sorunlarımızı çözüyoruz ancak bu sisteme oturmuş biçimde değil. Biz tanınma ve temsiliyet istiyoruz. Bu ayrıcalık değil, eşit yurttaşlık ilkesidir. Muhatap olması devletin de işine gelir. Bu sempozyumla devletin bakış açısını da göreceğiz. Tüzel kişilik, verilmeyen bir talep. Bunun yanıtını bürokrasi değil, devletin ideolojisi verir.”
Patrik Maşalyan tüzel kişiliğin verilmesi için devlette ideolojik bir dönüşüm yaşanması gerektiğini, azınlık toplumlarının "5. Kol" gibi değil, eşit vatandaş olarak görülmelerinin gerektiğini belirtti. Patrik Maşalyan "Terörsüz Türkiye" açılımı ile başlayan yeni dönemde bu tür sorunların da çözülmesinin beklenebileceğini yönündeki umudunu ifade etti. Cemaat Vakıfları Temsilci Ofisi Genel Koordinatörü Muteber Yılmazcan da, ofisin görevi ve çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Mütekabiliyet ve tüzel kişilik sorunu
Konuşmaların ardından “Cemaat Vakıflarının Hukukumuzdaki Yeri” başlıklı ilk panele geçildi. Prof. Dr. Olgun Akbulut, “Evrensel Azınlık Hakları Bağlamında Cemaat Vakıfları” başlıklı sunumunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne atıfta bulundu. Akbulut, Lozan Anlaşması’nı müzakere bakımından iyi bir metin olarak yorumladı. Akbulut, dini toplulukların geleneksel olarak örgütlü yapılar içinde var olduğunu ifade etti.
“Mütekabiliyet” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Akif Emre Öktem, devletin Yunanistan'daki azınlık Türkler'e yönelik yapılan uygulamalar karşısında Türkiye'nin de kendi vatandaşı olan Rumlara yönelik mualemelesi "mütekabiliyet" adı altında açıkladığını hatırlattı. Öktem, devletin kendi vatandaşını himayesi altına alması gerektiğini belirterek mütekabiliyet ilkesinin uygulanmaması gerektiğini, uygulaması halinde Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğini ifade etti.
İnsan haklarında mütekabiliyetin olmayacağını söyleyen Prof. Dr. Emre Öktem, azınlık hakkının insan hakkı olduğunu belirtti.
Öktem, Yunanistan-Türkiye’nin uyguladığı mütekabiliyete ilişkin, “Batı Trakya Türkleri ve İstanbullu Rumlara mütekabiliyet uygulanması bir şey kazandırdı mı? Hiçbir şey! Kötü bir yere doğru gidiliyor. Mevcut hukuk kuralları yeterlidir. Azınlık haklarının tanınması ve verilmesi Türkiye için avantajdır” dedi.
Prof. Dr. Sanem Aksoy Dursun ise “Cemaat Vakıflarının Tüzel Kişilikleri” başlıklı sunumunda, tüzel kişilik kavramının tarihçesinden bahsetti. 1974 yılında Yargıtay kararı ile azınlıkların mülklerine el konulduğunu ve 2000’li yıllara kadar vakıfların mülk alamadığını ve seçim yapmakta zorluklar yaşadığını belirten Dursun, vakıfların tüzel kişiliklerinin olduğunu ancak sorunların çözülmediğini ifade etti. Dursun tüzel kişilik konusunda ise kapsam üzerinde daha çok çalışılması gerektiğinin altını çizdi ve “Ne tür bir tüzel kişilik?” sorusu üzerinde durdu.
Üst kuruluş ihtiyacı
Konferansın “Cemaat Vakıflarının Vönetim Kurulu Seçimleri” başlıklı ikinci paneli, Avukat Setrak Davuthan’ın “Geçmişten Günümüze Cemaat Vakıflarının Yönetim Kurulu Seçimleri” sunumu ile başladı.
Davuthan, Osmanlı döneminden günümüze Ermeni vakıfları özelinde yapılmış olan seçimler ve yayınlanan yönetmeliklerin tarihçesinden bahsetti. Davuthan, vakıflar içinde kendi bünyelerinde oluşacak iç denetim ve üst kuruluş oluşumunun elzem olduğunu da vurguladı. Avukat Cem Sofuoğlu da, “Anayasa Mahkemesi'nin Hastanesi Olan Cemaat Vakıflarının Vönetim Kurulu Seçimlerine İlişkin Kararı” başlıklı sunumunda, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nda seçim yapılabilmesi için açılan dava hakkında bilgi verdi. Balıklı Rum Vakfı’nda en son 1991 yılında seçim yapıldığını hatırlatan Sofuoğlu, Anayasa Mahkemesi kararının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gittiğini ancak yanıt alınamadığını söyledi.
“Harç muafiyetinden faydalanamıyoruz”
Konferans, 11 Ocak Pazar günü yapılacak panellerle devam etti. “Cemaat Vakıflarının Mülkiyet Hakları” başlıklı panelde Prof. Dr. Nuray Ekşi ‘Cemaat Vakıflarının Mal Edinimine Tarihi Bir Bakış’ başlıklı bir sunum yaptı ve azınlık vakıflarının mülk edinmesini tarihsel boyutuyla aktardı. Kartal Surp Nişan Kilisesi ve Beykoz Surp Nigoğayos Kilisesi vakıfları yönetim kurulunda yer alan Avukat Margos Efe Karahan da, ‘Uygulamada Cemaat Vakıflarının Mülkiyet Haklarına Dair Sorunlar ve Öneriler’ başlıklı bir sunum yaptı. Karahan vakıfların 1936 beyannamesinde bulunan ancak el konulan mülklerin kazanılması için izlenilmesi gereken hukuki yollardan söz etti. Karahan, tespit edilen mülklere yönelik açılan davalarda mahkeme harçlarının yüksek olmasının mülkiyet hakkını zedeleyebileceği görüşünü dile getirdi. Karahan, azınlık vakıflarının harç muafiyetinden faydalanamadığını söyledi.
“Cemaat Vakıflarının Uygulamada Karşılaştığı Güncel Sorunlara Üç Örnek” başlıklı ikinci panelde Prof. Dr. Öz Seçer, ‘Vakıf Taşınmazlarında Yap-İşlet-Devret Sözleşmesi Tanziminde Dikkat Edilecek Hususlar’ sunumunda, yatırımcının asli yükümlülüklerinin sözleşmenin inşası ile sözleşme konusunun işletilmesi olduğunu belirtti.
“İktisadi işletme kurma önünde engel yok”
Doç. Dr. Özgün Akduran Erol, ‘Vakıfların Tabi Olduğu Vergi Rejimi ve Tanınması Gereken İstisnalar’ sunumunda vakıfların KDV mükellefi olmadığını ancak mal ve hizmet alımlarında KDV yükünü taşıdığını belirtti. 2024 yılında Prof. Dr. Leyla Ateş ile birlikte TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı) için hazırladıkları ‘Dernek ve Vakıfları İlgilendiren Vergi Düzenlemeleri’ başlıklı çalışmasına da değinen Erol, vakıfların yüzde 78’inin KDV’yi mali yük olarak tanımladıklarını kaydetti. Doç. Dr. Erol, TÜSEV’in mali ve vergisel çerçeve araştırma bulgusuna atıfta bulunarak, vakıfların yüzde 84’ünün sosyal güvenlik primini yük olarak belirlediklerini ifade etti. Erol, cemaat vakıflarının iktisadi işletme kurmaları yönünde yasal bir engel olmadığını söyledi.
“Azınlık okulları kamu desteği alamıyor”
Aynı panelde konuşan Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve akademisyen Dr. Sevan Karabetoğlu, ‘Azınlık Okullarının Geleceği’ başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye’deki azınlık okulları ve öğrenci sayılarına ilişkin bilgiler veren Karabetoğlu, okullarda okuyan toplam öğrenci sayısının 3 bin 465 olduğunu, bu sayının büyük bölümünü Ermeni okullarından öğrencilerin oluşturduğunu söyledi. “Azınlık okullarının ana sorunu hukuki statünün olmaması” diyen Dr. Karabetoğlu, okulların bütçe açıklarının her yıl arttığını ve okulların kayıt ücreti alamadığını, ayrıca 1970’li yıllardan beri azınlık okullarının kamu desteğini alamadığını vurguladı. Türkiye Ermeni Patrikliği bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Ermeni Akademisyenler Platformu (TEAP) tarafından 2024 yılı Eylül ayında hazırlanan “Türkiye’deki Ermeni Toplumunun Gelecek Projeksiyonu” anket çalışmasına ve Ermeni okullarına yönelik hazırladığı veri çalışmasına değinen Karabetoğlu, yakın dönemde yapılması planlanan çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Tüm panellerde Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı yönetim kurulu üyesi Av. Aren Dadıroğlu moderatörlük görevini yürüttü Panelin kapanış konuşmasını yapan Üç Horan Kilisesi Vakfı Başkan Yardımcısı Haçik Canel, yapılan çalıştayın bir milat olduğunu söyledi.
Hastane seçimleri için beklenti sürüyor
Panelde 2023 yılında yapılması gereken ancak yönetmelik yayınlanmadığı için ne zaman yapılacağı belirsiz hale gelen Azınlık Hastaneleri Vakıfları seçimleri de gündeme geldi. Bu yönde gelen bir soruya Cemaat Vakıfları Temsilcisi Can Ustabaşı, şu yanıtı verdi.
“18 Haziran 2022’de Cemaat Vakıfları Seçim Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayınlandı. Yayınlanan yönetmelikte deniyordu ki ‘Bir sene sonra hastanesi olan vakıflar için de yönetmelik yayınlanacaktır’ Bu durumda hastanelerin de seçimi 31 Aralık 2023’e kadar tamamlanması gerekiyordu. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak biz Vakıflar Meclisi’nde hastanesi olan cemaat vakıfları için yönetmeliği çıkardık ve Meclis’ten geçti. Şu anda Resmi Gazete’de yayınlanmasını bekliyoruz.”
Patrik Maşalyan, geçtiğimiz yılın Aralık ayında Ankara’da bir dizi bürokratik temaslarda bulunmuş ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile görüşmüştü. Patrik Maşalyan’a, 6 Ocak’ta Kumkapı’da yapılan geleneksel Doğuş Yortusu kabul töreninde, Yerlikaya ile görüşmesine dair detaylar sorulmuş, Patrik Maşalyan Bakan Yerlikaya’dan Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nda yaşanan sorunlar nedeniyle yönetmeliğin geciktiğini ancak bu sorunların çözüldüğü bilgisini aldığını belirtmişti.

