İnsan zihni bağlar kurmadan duramıyor: Aynı hafta izlediğim iki tiyatro oyunu, tematik benzerlikleri ve dramaturjik farklarıyla beni bu yazıyı kaleme almak üzere masa başına oturttu. Seyircinin gözünden kaçmayan bu durum, ortak temaların nasıl farklı sahnelenebileceğini bir kez daha kanıtladı.
27 Nisan akşamı bir devam oyunu niteliğindeki ‘Ha Kurtuluş Ha Kınalı’yı izlerken, Kınalıada ve Kurtuluş’ta ikamet eden ailelerin güncel hallerine tanıklık ettik. Bercuhi Berberyan’ın başlattığı bu hikâye, bugün Boğos Çalgıcıoğlu ve Serda Arslan rehberliğinde, eski ve yeni oyunculardan oluşan kadrosuyla yoluna devam ediyor. Önceki oyundan tanıdığımız Marta (Serda Arslan) ve Haygan’ın (Arlet Yahniyan Menşuroğlu) aileleri; geleneksel kodlar ile hevesli, özenti modern durumlar arasında verdikleri tepkilerle bizleri gülümsetti. Ancak bu komedinin ardında; cemaat eleştirisi, karar vericilerin keyfiyeti, plansız harcamalar ve kurumlar arası "tatlı" yarışta asıl olan hizmetin görünmezleşmesi gibi noktalara bazen inceden bazen de açıkça dokunuldu.
Bu eleştirel damar, tam da Hagop Baronyan’ın 125 yıl önce kaleme aldığı fakat II. Abdülhamit baskısı nedeniyle döneminde hiç sahnelenemeyen ‘Medzabadiv Muratsganner’ (Haşmetli Dilenciler) eserini hatırlatıyor. Baronyan; ‘Şark Dişçisi’, ‘Bağdasar Ağpar’, ‘İki Efendili Bir Uşak’, ‘Adabımuaşeretin Zararları’, ‘İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti’ ve ‘Azkayin Çoçer’ gibi eserlerinde cemaat içindeki görgüsüzlüğü ve ikiyüzlülüğü defalarca işlemiş; dışlanmasına rağmen yazmaktan vazgeçmemiş bir ustadır. Bugün Baronyan okullarda işleniyor, büstleri dikiliyor, hatta mezarı aranıyor, Boğos ve Serda buluyor.. Kısacası Baronyan yaşıyor ve yaşatılıyor.

‘Baronyan Yeniden Yükleniyor’ bugüne de ayna tutuyor
İzlediğimiz diğer oyun ‘Baronyan Yeniden Yükleniyor’ ise, Hagop Baronyan’ı kelimenin tam anlamıyla yeniden yükleyerek, aynı zamanda başlı başına bir eser olarak da öne çıkıyor. Fonksiyonel dekoru, görsel projeksiyon tasarımı, kostüm ve makyaj bütünlüğü ile ve orijinal müzikleri, oyunun dramaturjik yapısında fark yaratıyor. Altuğ Yılmaz ve Yeğya Akgün’ün kalemi; Yeğya Akgün ve Diana Chilingarian’nın yönetmenliğiyle birleşince karşımıza karanlık, katmanlı, akıllı ve dengeli, "Brechtvari" bir oyun çıkıyor. Baronyan’ın hikâyesi, sürnatürel bir kurguyla sadece kendi dönemine değil, bugüne de "ayna" tutuyor (çünkü Baronyan’ın kendisi yaptığını böyle tanımlıyor) : Dilini unutan yeni nesil, Instagram fenomenleri, apartman üniversitesi öğrencileri ve galeri kokoşları bu eleştirel aynadan payını alanlardan sadece birkaçı.
Hastanemizin kapıları
Her iki oyuna bir arada değinmemek mümkün değil; birini izlerken diğerini hatırlamamak imkânsız. Görgüsüzlük, kıymet bilmezlik ve şımarıklık sahnede hicivle canlandırılıyor. Özellikle her iki oyunda da hastanemizin kapılarının cemaate cömertçe açılmaması meselesinin işlenmesi, seyircide alkışlarla karşılık bulan bir yankı yaratıyor. Sahnede Ermeniceyi duymak ise paha biçilmez bir deneyim. Bu vesileyle Mari Kalaycı’ya, Baronyan’ı anadilinde yeniden yüklendiği için teşekkür etmek gerekir.
"İz" oyununu da bu sürece dahil edersek, Ortaköy Ermeni Vakfı’nın son iki yılda tiyatro sanatına verdiği destek ve teşvik fark ediliyor. Her iki oyun için Berberyan Kumpanyası ve Ganç Tiyatro Topluluğu oyuncularına, yaratıcı ve teknik kadrolara tebriklerimizi sunalım.

“Batı Ermenicesinin sahnede varlığını sürdürmesi büyük önem taşıyor”
Prodüksiyonların dikkat çeken isimlerinden biri ise her iki oyun arasında mekik dokuyan Hangardz grubu oyuncusu Sevada Haçik Demirci oldu. Kendisiyle bu yoğun süreci, üstlendiği rollerini ve oyunlar hakkındaki düşüncelerini konuştuk.
Sizi Hangardz Tiyatro Topluluğu ile defalarca izledim. Bu sefer aynı sezon iki farklı tiyatro topluluğu ve oyunlarda izliyoruz. Bu denk geliş ve çeşitlilik nasıl gelişti?
Hangardz ile “Yüreğim Dağlardadır” serüveninin ardından “52 Hertz” projesine başladık. Bu süreçte prodüksiyon tarafında yer aldığım için zamansal olarak görece daha müsait bir dönemdeydim. “Baronyan Yeniden Yükleniyor” oyunundaki teklif ise Yeğya Akgün’den geldi. Kendisi oyunun hem yazarlarından biri hem de yönetmeni. Ganç Tiyatro Topluluğu’yla çalışmalarını sürdürürken, oyundaki bazı roller için Hangardz ekibiyle kreatif bir iş birliği yapmak istedi. Bu doğrultuda biz de sürece dahil olduk.
Ekibin yeni kurulmuş olması ve ilk kez sahneye çıkacak olan arkadaşlarımızın deneyim eksikliklerine rağmen, Hangardz’da uygulanan prova süreçlerinin, detaylı karakter araştırmalarının ve alt metin çalışmalarının neticesinde profesyonel bir üslupla bu oyunu sahneleme fırsatı bulduk.
Berberyan Kumpanyası tarafında ise süreç biraz daha farklı gelişti. Orada da eksik bir karakter bulunuyordu. “Baronyan Yeniden Yükleniyor”un galasının ardından Serda Arslan ve Boğos Çalgıcıoğlu benimle iletişime geçerek bu rol için beni düşündüklerini ilettiler. Açıkçası, oyunun sahnelenmesine oldukça kısa bir süre kalmışken gelen bir teklifti. Ancak rolün “sunucu karakteri” olması, daha bireysel bir hazırlık süreciyle çalışmama olanak sağladı ve hızlı bir şekilde sürece adapte olabildim. İki ekibin prova ve temsil takvimlerini eş zamanlı yürütmek zaman zaman yoğun bir tempo yarattı. Ancak Baronyan oyununun prova süreçlerinin zaten tamamlanmış olması nedeniyle takvimsel bir sorun yaşanmadı.

İki oyun iki rol diyemiyorum, ‘Baronyan Yeniden Yükleniyor’da kurgu gereği birden fazla rolde seni izledik. Rollerini değerlendirmek ister misin?
“Ha Kurtuluş Ha Kınalı” oyununda açıkçası, oyunun çıkmasına çok az bir zaman kala dahil olduğum için rol üzerine derinleşebileceğim bir vakit olmadı. Yönetmenimizin talebi, karakteri dinamik ve yüksek bir yerden kurarak seyirciyi oyunun içine daha aktif bir katılıma çekmekti ve kısa prova süreçlerini göz önünde bulundurduğumda isteklerini karşılayabildiğimi ümit ediyorum.
Baronyan oyununa baktığımızda ise canlandırdığım iki önemli karakter var: Harutyun Aleksanyan ve Yervant Odyan. Bu karakterleri bana emanet eden ve güvenen Yeğya Akgün’e ne kadar teşekkür etsem az. Oyunculuk açısından Yervant Odyan, yönetmenimizin yaklaşımı sayesinde benim için çalışması daha keyifli bir role dönüştü. Geçmişin getirdiği yaşanmışlık ve yorgunlukla daha dingin bir karakter kuracakken, oyundaki dijital kırılma anlarıyla birlikte hayal kırıklığı ve öfke patlamaları üzerinden daha dinamik ve alışılmışın dışında bir oyunculuk alanı açıldı. Açıkçası, bir oyuncu olarak kendimi didikleyip deneyimlemediğim bir alanı çalışabilmek benim için son derece kıymetliydi.
Harutyun Aleksanyan’da ise süreç biraz daha karmaşıktı. Çünkü hem Harutyun’u canlandırıyor hem de oyun içinde onun oynadığı temsillerdeki farklı karakterlere geçiş yapıyordum. Bunu yaparken de ana karakterin personasından çok uzaklaşmamam gerektiğinin farkındaydım. Metni ilk okuduğumda “Bu işin içinden nasıl çıkacağım?” sorusu aklımda dolaşmaktaydı. Ancak oyunumuzda zaman zaman deneyim aktarımıyla bizlere oyunculuk temrinleri yaptıran ve karakterlerimizde derinleşmemizi sağlayan Tara Demircioğlu ve yardımcı yönetmenimiz Diana Chilingarian, bu süreci kolaylaştıran en önemli etkenlerdendi. Oyunun karakter geçişlerinin yoğunluğu dışında, Batı Ermenicesiyle sahneleniyor olması da ilk bakışta bir handikap gibi görülebilir. Ancak benim için bu çok zorlayıcı bir alan değil; çünkü uzun yıllardır Ermenice oyunlarda yer alıyorum.
Dil meselesine özellikle değinmek isterim. Ermenice sahnelenen oyunların ne yazık ki toplumumuz içinde daha az ilgi gördüğünü gözlemliyoruz. Oysa bu dilin sahnede varlığını sürdürmesi, kültürel devamlılık açısından büyük önem taşıyor. Kıymetli ustamız Sosi Cindoyan’ın kurduğu Patil Çocuk Tiyatrosu çıkışlı, alaylı bir oyuncuyum. Cindoyan, bize her zaman Ermenice tiyatro yapmanın önemini ve bu kültürü sürdürecek kişilerin genç kuşak oyuncular olduğunu hatırlatırdı. Biz de bu bilinç ve sorumlulukla üretmeye devam ediyoruz. Hangardz Bağımsız Tiyatro Topluluğu ile birlikte dilimizi, yani Batı Ermenicemizi; Novisad, İstanbul, Yerevan, Vanadzor ve Diyarbakır gibi önemli lokasyonlarda sahneye taşıyarak daha geniş bir seyirciyle buluşturuyoruz. Bu noktada özellikle kendi toplumumuzdan daha fazla destek görmek, üretimlerimizin sürekliliğini de önemli ölçüde destekleyecektir.
Ben iki oyunu yakın meseleleri bambaşka dillerde anlatan iki sahneleme olarak yorumladım. Sizin bakış açınızı merak ediyorum. Oyunların sizdeki izdüşümü nasıl?
İki oyuna baktığımızda aslında benzer meselelere değinen noktalar var. Ancak bu meselelerin sahnelenme biçimi ve kullanılan dil birbirinden oldukça farklı. “Ha Kurtuluş Ha Kınalı” oyunu, yer yer Ermenice kullanımlar içerse de temelde Türkçe bir oyun ve daha çok son dönemlerde Ermeni toplumu içinde yaşanan olaylara hem eleştirel hem de yer yer destekleyici bir perspektiften yaklaşıyor.
“Baronyan Yeniden Yükleniyor” ise kısa bir Türkçe bölüm içerse de ağırlıklı olarak Batı Ermenicesiyle sahnelenen bir oyun. Dilimizin yok olmaya yüz tutmasına, Ermeni toplumundaki kaynak ve gelir adaletsizliklerine, insanların günden güne yok olan kültürel ve maddi anlamdaki zorluklara odaklanıyor. Ermeni tiyatrosunun geçmişten günümüze yaşadığı travmatik gerilemeyi seyirciye çarpıcı bir dille aktaran ve bunun sonunda 150 sene öncesinden bugüne uzanan bir birlikte üretme ve dayanışma çağrısı yapan bir yapıya sahip.
Oyuncu olarak bu iki farklı dil ve anlatım biçimi içinde yer almak benim için oldukça kıymetliydi. Çünkü aynı ya da benzer meselelerin, sahnede kullanılan dil ve yaklaşım değiştikçe nasıl farklı etkiler yarattığını deneyimleme fırsatı buldum.



