Mütareke dönemi İstanbulunda, savaş sonrası kötü yaşam koşulları nedeniyle salgın hastalık riski oldukça yüksektir. Buna ek olarak yetimhanelerdeki yoğunluk ve zor şartlar bulaşıcı hastalıkların çocuklar arasında hızla yayılmasına neden olur. Balat Yetimhanesi özelinde baktığımızda arşiv belgelerinin üçte birine yakın kısmının yetimlerin sağlık sorunları ve özellikle bulaşıcı hastalıklar ile ilgili olduğunu okuyoruz.
Balat Yetimhanesi’nin Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu’na bağlanması ve yetim sayısının kısa sürede 100’ün üstüne çıkması ile hastalıklar da kendini göstermeye başlar. Organizasyonun merkezi yönetimi, Doktor Gorigyan’ı Balat Yetimhanesi sorumlu doktoru olarak görevlendirir. Ayrıca yetimhanede daimi olarak bir hemşire de görev yapmaya başlayacaktır. Hastalıklar ile ilgili ilk belgeler Haziran 1919’da uyuz hastalığına yakalanan 50 kadar yetimin Salmatomruk Surp Tateos-Partağomeos Okulu’na nakledilerek tedavilerinin burada yapılması ile ilgili. Yetimler, Balat Yetimleri Himaye Heyeti’nden Hulyane Rupinyan’ın gözetiminde tedavi edilirler. Heyet aynı zamanda ayda 400 kuruş ile iki kalıcı hemşire görevlendirilmesine karar verir. İyileşip geri dönen çocukların kıyafet ve eşyalarının dezenfeksiyonuna büyük özen gösterilir. 2 Temmuz 1919’da Salmatomruk’ta çıkan yangında Surp Tateos-Partağomeos Okulu kül olur ve çocukların orada tedavi edilme süreci sona erer.
Ekim 1919 tarihli bir genelgede bulaşıcı hastalıkların çok yaygın olması ve özellikle kirli ortamlarda yayılan uyuz ve benzeri hastalıkların yetimhanelerde yayılması nedeniyle temizlik konusunda sert önlemler alınması uyarısı yapılmaktadır. Aynı günlerde Dr. Gorigyan da Balat yönetimine yetimhanede mevcut olan uyuz hastalığının etkilerinin geçtiği, ancak hastalığın sona ermediği, bu nedenle yetimlerin kıyafet, çamaşır ve yatak takımlarının dezenfekte edilmesi gerektiği konusunda bir mektup yazar. Saç derisi uyuzu da yetimlerin aynı tarakları kullanıyor olması nedeniyle çok hızlı yayılan bir hastalık olur.
Daha sonraki yıllarda uyuz ve diğer pek çok hastalık ile ilgili olarak çocukların Surp Pırgiç Hastanesi’ne gönderildiklerini biliyoruz. Bu çocukların tedavi masrafları Balat Yetimhanesi bütçesinden karşılanmaktadır.

Çiçek, veba, kolera
Kasım 1919’da ise bu kez İstanbul'da çiçek, veba, kolera ve tifüs hastalıklarının görülmeye başlanması nedeniyle yetimhane yönetiminin gerekli tüm önlemleri alması ve yetimhane doktoru tarafından aşıların yapılması talep edilir. Yetimlerin mümkün mertebe dışarı ile temasta bulunmamaları istenir. Yetimhaneye ziyaretler de bir süreliğine yasaklanır.
1920 yılına geldiğimizde, Mayıs ayında yayınlanan bir genelgede çocuklardan bazılarının kronik bulaşıçı hastalıklardan mustarip olmalarının diğer çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğu ve bu nedenle bu çocukları ayrı bir yetimhanede toplayıp tedavi etme yönünde bir girişim olduğu bilgisi verilir, yetimhanenin sorumlu doktorunun ivedilikle çocukları ciddi bir muayeneden geçirmesi ve kronik bulaşıcı hastalığı olanların listesinin gönderilmesi rica edilmektedir.
Hasköy Kızlar Trahom Hastanesi
Chlamydia trachomatis adlı bakterinin neden olduğu, göz kapaklarının iç yüzeyini ve korneayı etkileyen bulaşıcı bir göz enfeksiyonu olan Trahom, yetersiz hijyen ve kalabalık yaşam koşullarında hızla yayılıp, tedavi edilmediğinde kirpiklerin göze batmasına ve kalıcı körlüğe yol açabilmekteydi. Yetimhanelerde hızla yayılan hastalık sıkı kontrol altında tutulmaya çalışılmış, tedavisi için Hasköy Yetimhanesi bünyesinde ayrı bir tedavi evi açılmıştı. Teşhis konulan kızlar her türlü kişisel eşyaları ile buraya naklediliyor ve tedavileri tamamlanana kadar burada kalıyorlardı. Balat Yetimhanesi’nden pek çok yetim kızın da bu süreçten geçtiğini okuyoruz.
Ermeni Kızıl Haçı nasıl kuruldu?
I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği günlerde İstanbul Ermeni toplumunun önde gelen isimlerinden Dr. Vahram Torkomyan Ermeni Kızıl Haç örgütünün kurulması çalışmalarına başlar. Örgütün amaçlarından biri de İstanbul’a akın etmekte olan sürgün mağdurları ve yetimlerin sağlık sorunları ile ilgilenmektir. Torkomyan’ın anılarından okuduğumuza göre ilk temaslarını 1918 Kasım ayında İstanbul’a gelmiş olan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nün temsilcisi Comte de Lapalisse ile yapar ve kendisinin de desteğini alarak Ermeni Kızıl Haçı’nın kurar ve ilk başkanı olur. Mimar Bilge Ar, çalışmasında Ermeni Kızıl Haç örgütünün adresini Asmalı Mescit, No: 33 Pera olarak veriyor. Bu bina tahminen, 1914 yılına kadar Levat Herald Gazetesi’nin merkezi olmuş olan ve bugün Asmalı Mescit Apartmanı olarak bilinen yerde. Ermeni Kızıl Haçı İstanbul’un pek çok semtinde şubeler ve Şişli’de bir hastane açar. Balat Vakfı arşivinde bulduğumuz belgelerden Şişli’deki hastanenin adresinin Nişantaşı Hacı Emin Efendi sok. No: 10 olduğunu öğreniyoruz. Torkomyan’ın anılarında bahsetmemesine rağmen Balat Arşivi’nde bulunan 4 Mart 1920 tarihli bir belgeden ise Ermeni Kızıl Haçı’nın Büyükada’da bir verem tedavi merkezi açtığını ve hasta yetimleri de kabul etmeye başladığını okuyoruz. Ermeni Kızıl Haçı’nın himayesinde ayrıca Üsküdar Amerikan Koleji binasında bir kızlar yetimhanesi de vardır.

Torkomyan’ın anılarından devam edersek, İlk başta Ermeni Kızıl Haçı’nın kurulmasına destek vermiş olan Comte de Lapalisse daha sonraki aylarda Hilal-i Ahmer’in şikayetlerinin de etkisinde kalarak İstanbul Ermeni toplumunun Kızıl Haç ismini kullanmasına karşı çıkar. Bunun üzerinde Torkomyan durumu Cenevre’de bulunan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü başkanı Leopold Fabre’a bildirir ve Ermeni Kızıl Haçı isminin ve örgütünün onaylanmasını sağlar. Armanveni Miroğlu’nun çalışmasından okuduğumuza göre 27 Ocak’ta 1919 tarihinde Ermeni Ulusal Merkezi Yönetimi’nin düzenlediği toplantıda, ayrı ayrı çalışmalar yürüten Sürgünleri Himaye, Yetimleri Himaye ve Ermeni Kızıl Haç örgütlerinin aynı çatı altında birleşmesi önerilir. Neden bilmiyoruz ancak Ermeni Kızıl Haçı daha sonraki toplantılara katılmaz ve bağımsız çalışmayı tercih eder.
Kurumlar arası sürtüşmeler
Sürgünleri Himaye ve Yetimleri Himaye örgütleri ise 28 Şubat 1919’da Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu (Ազգային Խնամատարութիւն) adı altında birleşir. Vahram Torkomyan anılarında bu kararın kendi isteğini yansıtmadığını ancak önemli bir adım olduğunu yazar. Ermeni Kızıl Haçı’nı dışlanmış görmektedir. Ancak örgüt çalışmalarına devam eder. Nisan 1919’da Balat ve Salmatomruk Şubesi açılır. Şube, Vahram Ardzruni aracılığı ile hızlıca Balat Yetimhanesi ile temasa geçerek yetimlerin sağlığı ile ilgilenecek bir doktor görevlendirmek ister. Ancak Balat yönetimi merkezden atanmış bir doktorları olduğunu belirterek bu teklifi reddeder. Bu yazışmalar da Merkezi Yönetim ile Ermeni Kızıl Haçı arasında bazı yetki çatışmaları olduğuna işaret ediyor, ancak Kızıl Haç ile yetimhane arasında ilişkilerin olumlu bir şekilde devam ettiğini de görüyoruz. Hastalanan Balat Yetimhanesi çocuklarının Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu aracılığı ile hem Şişli, hem Büyükada hastanelerinde gördükleri tedavilere dair pek çok yazışma mevcut.
“Yetimhanelerin sahibi millettir”
20 Mart 1920 tarihli bir belgede Ermeni Kızıl Haçı Edirnekapı-Topkapı-Eyüp şubesi tarafından kendi sorumluluklarında olan 19 yetimin iki gün süre ile Balat Yetimhanesi'nde himaye edilmiş olması nedeniyle ne kadar ödeme yapmaları gerektiğinin sorulduğunu, Balat Yetimhanesi’nin yanıtında ise herhangi bir borçlarının olmadığı, yetimhanenin sahibinin millet olduğun ve tüm yetimlerin millete ait olduğu ifadesini okuyoruz. Vahram Torkomyan anılarında Ermeni Kızıl Haçı’nın 1921 yılına kadar olan çalışmalarından bahsederken, Balat Yetimhanesi arşivinde 1922 yılı sonuna kadar pek çok yazışma görebiliyoruz.
Zor şartlarda da olsa yetimlerin sağlık sorunları ile ilgili tüm bu çabaların olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Tedavi için hastanelere gönderilen yetimler iyileşerek geri dönerler, Balat Yetimhanesi’nin üç yetimi hariç: Mihran Özeyan, Zaruhi Sinanyan ve Hayganuş Azadyan isimli yetimler malesef Surp Pırgiç Hastanesi’nde hayatlarını kaybedeceklerdir.
KAYNAKÇA: Bu yazıda yararlanılan arşiv belgeleri Hrant Dink Vakfı Arşivi (HDVA), Balat Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Khorenyan Okulu Koleksiyonu’na aittir.
DİĞER KAYNAKLAR:
- Bilge Ar, İşgal Altındaki İstanbul’da Kentsel Ve Mimari Ortam, Yüksek lisans tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, 2006.
- Vahram Torkomyan, Անցուկը Մոռցուկ, Aras Yayıncılık, 2006.
- Nazan Maksudian, E. Möller vd. (editörler), Gendering Global Humanitarianism in the Twentieth Century, Palgrave Macmillan Transnational History Series, https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5, sayfa 117-142 (2020)
- Armaveni Miroğlu, Կ.Պոլսոյ Ազգային Խնամատարութիւնը.



