Ermenistanlı sanatçı Atrsun Apresyan’ın eserleri bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere, Rusya, Kanada, Gürcistan, Kıbrıs, İran ve Ermenistan’da koleksiyonerlerle buluştu. Sanatçı, ilk olarak 2014 yılında Türkiye’deki ilk sergisi vesilesiyle Agos’u ziyaret etmiş ve bugüne kadar süren dostluğumuzun ilk adımlarını atmıştı. Apresyan bu kez İstanbul’a gelemedi ama yine de bir yolunu bulduk ve yeni eserlerini konuştuk.
Yine düşle gerçeklik arasındaki sınırların ötesine geçtiniz. Sergi beni çok etkiledi. Ama bu kez sizi göremedik.
Yazık ki bu sefer İstanbul'da değilim ve artık benim için de ev gibi olan Agos gazetesinde şahsen ağırlanamadım. Sergide 13 eserim yer alıyor. Ben fiziksel olarak orada olmasam da eserlerimin yolculuklarına devam ettiğini ve sanatseverlerle buluştuğunu görmek beni mutlu ediyor.
"Yolculuk" kaç yıllık bir süreçte hazırlandı? Bu süreçte "Yolculuk" adıyla sunulan eserlerden başka, farklı temalar ve farklı eserler üzerinde de çalıştınız mı?
Son kişisel sergim 2023 yılının Nisan ayındaydı. O tarihten bu yana yaratıcı çalışmalarımı kesintisiz sürdürdüm. "Yolculuk" sergisinde yer alan eserler son bir yıl içinde yapıldı. O süreçte elbette başka fikir ve temalar üzerinde de çalıştım ancak bu seri, kendi içsel mantığı ve duygusal bütünlüğüyle ayrışarak bağımsız bir sergi olarak şekillendi.
Resimlerinizde insanların yanı sıra hayvanlar da neredeyse her zaman yer buluyor. Eserlerinizdeki insan ve hayvan birlikteliğinden biraz söz edebilir misiniz? Şapkalar ve kıyafetler bana kraliyet karşılamalarındaki ihtişamı hatırlatıyor. Sizin için ne ifade ediyorlar?
Fark ettiyseniz eserlerim özünde erkek ile kadın arasındaki ilişkiyi, onların iç bağını ve karşılıklı varlığını konu alıyor. Hayvanlar ve diğer nesneler çoğunlukla tamamlayıcı bir rol üstleniyor ancak bunlar salt dekoratif unsurlar değil. Estetik dünyamın önemli parçaları olan bu ögeler, atmosfer yaratmaya, anlatıyı derinleştirmeye ve karakterlerin iç durumlarını vurgulamaya yardımcı oluyor. Şapkalar ve kıyafetlere gelince, bunlar da benim için önemli anlatım araçları. Kimi zaman teatrallik katıyor, kimi zaman ise karakterlere zamandan ve gerçeklikten sıyrılmış özgün bir varlık hissi veriyor.
Eserleriniz onlarca ülkede sergileniyor. Son beş yılda, Kuzguncuk'taki IMOGA Art Space dışında yurtdışında da sergi düzenlediniz mi?
Şu an için eserlerimi sunma sorumluluğu yalnızca IMOGA Art Space'e aittir. Onlar çalışmalarımı sanat fuarlarında ve çeşitli uluslararası platformlarda temsil ettiler; bu sayede resimlerim farklı ülkelerden sanatseverlerle buluşma fırsatı buldu.
Düşle gerçeklik arasındaki o sonsuz yolculuğunuz, Apresyan hayranlarını her seferinde büyülemeye devam ediyor. Ama özellikle bu sergiye neden "Yolculuk" adını verdiniz?
"Yolculuk" ismi, sergi küratörü Baykar Demir ile yaptığım tartışmalar sırasında doğdu. Bu fikir daha sonra, sergiyi derinlikle ele alan ve sergi ruhunu çok güzel bir biçimde dile getiren Meri Tek Demir'in kaleme aldığı metinde son derece güzel bir ifadeye kavuştu. İzleyicilerin o metni mutlaka okumasını isterim; zira sorunuzun en isabetli yanıtının da orada bulunabileceğini düşünüyorum.




