1909’da baytarların bildiği

Ekim 1909'da İstanbul'da, dönemin veteriner hekimlik dergisi Mecmua-i Fünun-ı Baytariye'nin ikinci sayısı yayımlandı. Ve sayfalardan birinde Kuduz Tedavihanesi müdürü Doktor Paul Remlinger'in sekiz yıllık dökümü duruyordu. 1901'den 1909'a kadar 6808 kişi kuduz şüphesiyle tedaviye alınmıştı. Tedaviye alınanların 6349'unu köpek, 193'ünü kedi, 80'ini kurt, 74'ünü çakal, 37'sini eşek, 27'sini de başka bir insan ısırmıştı. Hastaların 3238'i ısırıldıktan sonraki on gün içinde gelmiş, 238'i ise bir aydan fazla tedavi beklemişti. 99'u kurtarılamadı; müdüre göre hepsi geç kalmıştı.[i] Aynı sayıda baytarların yazdığı bir başka not dikkat çekici:
1906 tarihli bir yazışmaya göre o yıllarda İstanbul'da altmış binden fazla köpek yaşıyordu.[ii] Kuduz da vardı elbette, kimse yokmuş gibi yapmıyordu. Tedavihanenin ilk 12 yılında kapısından geçen 2521 hastanın 2345'i köpek ısırdığı için gelmişti.[iii] Ama korkulan felaket bir türlü gelmiyordu. Derginin o sayısını okuyan tarihçi Remzi Çavuş, baytarların gözlemini şöyle özetliyor: Köpekler alıştıkları mahallenin dışına pek çıkmıyordu ve aşırı baskıya maruz kalmayan kuduz köpekler bir başka köpeğe veya insanlara saldırmamıştır. Öteki köpekler de hasta olandan kendiliğinden uzak duruyordu. Bu sayede kuduz bir iki köpekte görülse bile, altmış binlik bir şehirde bile önü alınamaz biçimde yayılmıyordu.[iv]
Bunu yazanlar köpekleri savunmak için söz almış kişiler değildi. Hastalığın kayıtlarını tutan, ölülerini sayan, laboratuvarda köpek cesetlerini inceleyen baytarlardı. İmparatorluk o tarihte 22 yıldır kuduz tedavi ediyordu; 1887'de İstanbul'da açılan Dâülkelp Tedavihanesi dünyanın üçüncü, doğunun ilk kuduz kurumuydu.[v] Devlet ısırılanı aşılıyor, yoksulun yol parasını belediyeler eliyle ödüyor, tedavisi biten hastayı memleketine gönderdikten sonra da aylarca takip ediyordu; Suriye'den gelen bir hastanın 40 gün sonra hâlâ sağ olduğu telgrafla İstanbul'a bildirilmişti.[vi] Isıran hayvanı belediye görevlileri öldürüyor, cesedini laboratuvara gönderiyordu; kuduz bir hayvanın ısırdığı ineğin ya da koyunun eti yasaklanıyordu.[vii] Sertti de; Çatalca'nın Kızılca Ali köyünden Ömer bin Hüseyin tedavisini yarıda bırakıp köyüne dönünce tutuklanıp hastaneye geri getirildi.[viii] Yine de dönemi baytarları bir şeyi çok iyi biliyordu. Tehlike köpeklerin orada olmasında değildi. Kendi mahallesinde yaşayan, karnı doyan, rahat bırakılan köpek kuduzu taşımıyordu. Aksine, kuduz mahallenin köpeğinde sönümleniyordu.
117 yıl sonra bugün, kuduz gerekçeli köpek kıyımına tanık oluyoruz. Aynı cümleleri yeniden kurmak zorundayız, çünkü köpeklerin sokaklardan toplanmasını isteyenlerin bugün de ilk başvurduğu gerekçe kuduz. Aradan geçen yüzyılda tıp dünyası 1909'un baytarlarını haklı çıkardı. Dünya Sağlık Örgütü'nün kuduz raporları, köpekleri öldürmenin ya da toplamanın hastalığın yayılmasını azalttığına dair bir kanıt bulunmadığını, kuduzu bitiren tek yolun yaygın köpek aşılaması olduğunu yineliyor.[ix] Türkiye 1887'den beri kendi aşısını yapabilen bir ülke. 2024'te değiştirilen yasa buna rağmen çözümü aşıda değil, köpekleri toplamada aradı.
1909’da baytarların söylediği gibi, baskıya maruz kalmayan köpek saldırmaz, başka bir köpeği ya da insanı ısırmaz. Bunu hayvanseverler değil, imparatorluğun kendi baytarları yazmıştı. Köpeğin mahallesinde kalıp beslenmesi ve aşılanması yeni bir fikir de değil, basit bir duygusallığın ya da nostaljinin ifadesiyle. 117 yıl önce, hastalığın istatistiğiyle aynı sayfada duran bilgi.
* Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.
[i]Mecmua-i Fünun-ı Baytariye, Sene 2, nr. 2, Teşrinievvel 1325 (Ekim 1909), s. 45-47; aktaran Remzi Çavuş, "II. Abdülhamid Döneminde Dâülkelp (Köpek Hastalığı-Kuduz) Tedavihanesi", Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 2, S. 1 (2017), s. 48-49, 57.
[ii]BOA, DH. MKT, 889/94, 29 Ağustos 1906; Taner Timur, "Köpekler", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c. 5 (İstanbul: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, 1994), s. 87-89; aktaran Çavuş, a.g.m., s. 48.
[iii]Zoeros Paşa'nın 1887-1898 istatistiği, BOA, YEE, 340/3 (1901); aktaran Çavuş, a.g.m., s. 48.
[iv]Çavuş, a.g.m., s. 48; dayandığı kaynak Mecmua-i Fünun-ı Baytariye, Sene 2, nr. 2, Teşrinievvel 1325 (Ekim 1909), s. 42, 44.
[v]Çavuş, a.g.m., s. 50-51.
[vi]Çavuş, a.g.m., s. 54-56.
[vii]Çavuş, a.g.m., s. 56.
[viii]Çavuş, a.g.m., s. 55.
[ix]World Health Organization, WHO Expert Consultation on Rabies: Third Report, WHO Technical Report Series 1012 (Cenevre: WHO, 2018).



