Bilinmesinde fayda olan anılar

Mutafyan kimi eleştirilere tahammül edememiş, gazeteye ilan ambargosu koymaya kadar vardırmıştı işi. Bu ambargonun Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kaldırılması ve bunun bir telefonla Agos’a bildirilmesi içimizi ne kadar acıtmıştı. Ne tuhaf, bugün de ilan ambargoları veya ilan yoluyla medya besleme anlayışı hem Türkiye Ermeni toplumu içinde, hem de genel olarak ülkede geçerliliğini koruyor

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi’ adı ile tanımlanan, dünyada eşi benzeri bulunmadığı için de ‘yerli ve milli’ sıfatları ile soslanan düzen Türkiyeli Ermeniler için fazla bir yenilik sayılamaz.  Söz konusu yönetim modelinin halk arasındaki tanımı ‘tek adam rejimi’ olarak yaygınlık kazandı. 

Cumhuriyet rejiminde tek adam yönetiminin en somut hali, azınlık toplumlarını temsil eden Patriklerde şekilleniyor. Ruhani önder kimliğinin yanı sıra ‘millet başı’ unvanı da taşıyan patrikler, ulus devlet anlayışının dayattığı kısıtlamalar sonucunda, ‘de facto’ bir tek adam yönetiminin iktidarı kısıtlanmış muktedirleri oldular.
Denetimden muaf patrikler
Cumhuriyet rejimi, kurumsal bir yapılanmaya engel olmak adına, patriklerin, halkın oylarıyla seçilen denetleme organlarını iptal etti. Patriklerin özel ve kişisel davetle görevlendirdikleri ‘danışma kurulları’ asla bir denetim organı işlevine sahip olmadı. Böylece patrikler bir yandan uhrevi bir zırhın arkasında, hikmetinden sual olunmaz bir mevkie taşınırken mali, idari ve siyasi kararlarında da kendi toplumlarının denetiminden muaf oldular. İşin daha da tuhaf tarafı ise, tüzel kişilikleri olmadığı için, istisna durumlar dışında kamu denetiminin de dışında kaldılar.
Böyle bir yönetim düzeni, ‘tek adam’ı bir süre sonra keyfi kararlara yönlendirme riski taşır. Özellikle etrafında kümelenen yardakçılar ve dalkavuklar zümresi bu riski çok daha tehlikeli bir hale getirebilirler.
Bu tuzaklar karşısında sağduyuyu korumak ancak çok güçlü kişilik ve içselleştirilmiş bir olgunlukla mümkündür.
Bu satırları yazmak için toprağa verilmesini beklediğimiz ve geçen pazar günü ebediyete uğurladığımız Patrik Mesrob Mutafyan da bu tuzaklarla dolu yolda ilerlerken iktidarın yol açtığı ego büyümesine uğramıştı.
Cumhurbaşkanının seçilmişlere hoyrat müdahalesi, kimini ortada bir yargı süreci olmadan görevden alması, yerine kayyım ataması, kimini ‘metal yorgunluğu’ bahanesi ile istifaya zorlaması, salt hoşlanmadığı için Çanakkale Belediye Başkanı’nın şehrin en önemli kutlamalarına katılımını yasaklaması, tek adam rejiminin görünen defolarına örnek sayılabilir. 
Eleştirenlere ‘hain’ suçlaması
Geçmişte Patrik Mesrob ve ondan önce bu görevde bulunan pek çok isim de bu tür tasarruflarda bulunmuş, yöneltilen eleştiriler ise makama saygısızlık olarak nitelenmiştir. Şimdiki ‘cumhurbaşkanına hakaret’ bahanesinin bir benzeri de yıllar boyunca kutsallık atfedilen Patrikhane’yi yıpratma çabası olarak algılanmış, eleştirenler “hain”likle suçlanmıştı. Bu satırları yazarken bir yandan da isimler zuhur ediyor. Örneğin Patrik Şınorhk Kalustyan döneminin en önemli “hain”(!)lerinden biri, İstanbul Ermeni tarihinde çok önemli yeri olan Baykar gazetesinin yayıncısı Hagop Sıvaslıyan’dı. Bir diğer linç mağduru, kelimenin gerçek anlamıyla bir halk bilgesi olan, dokunduğu her yerde iyileştirici bir gücü olan papaz Şavarş Balımyan oldu. Her ikisi de kendi doğrularını cesaretle ortaya koyabilen insanlar olarak tarihe geçtiler. 
Gazete ambargolarına da aynı dönemde tanık olduk. Sonrasında bu çarpık zihniyet, toplumun maddiyatla güç devşirmeyi benimseyen unsurları tarafından günümüze kadar taşındı.
Agos’un kuruluş aşamasında Patrik Mutafyan’ın cesaretlendirici, teşvik edici yaklaşımı asla yadsınamaz. Hrant Dink’in Türkçe bir Ermeni gazetesi yayınlama gerekçelerine tamamıyla katılmıştı. O dönemden akıllarda kalan en önemli anılar arasında, Mutafyan’ın Çarşamba akşamları gazeteye yaptığı ziyaretler, sayfalara dair yaptığı yorumlar halen konuşulmakta. En çok hatırlanan ise, din adamlarının fotoğraflarına yönelik itirazları, “Yine bu kara cübbelilerle doldurmuşsunuz birinci sayfayı” serzenişleri. Sonrasında kimi eleştirilere tahammül edememiş, gazeteye ilan ambargosu koymaya kadar vardırmıştı işi. Bu ambargonun Hrant  Dink’in öldürülmesinden sonra kaldırılması ve bunun bir telefonla Agos’a bildirilmesi içimizi ne kadar acıtmıştı. Ne tuhaf, bugün de ilan ambargoları veya ilan yoluyla medya besleme anlayışı hem Türkiye Ermeni toplumu içinde, hem de genel olarak ülkede geçerliliğini koruyor. 
Sayat Nova Korosu ile yaşananlar ise benim hafızamda çok daha içeriden bir birikim oluşturuyor. Koronun geçmişindeki en coşkulu kutlamaların ve en gerilimli tartışmaların odak isimlerinden biridir Patrik Mutafyan. İlginç bir şekilde hem desteğini hem de kösteğini yaşadığımız pek çok yaşanmışlık var. ‘Muş Türküleri’ başlıklı konserin ardından coşkusunu yatıştıramamış, yaklaşık 60 kişiden oluşan kadroyu ertesi günü Patrikhane’ye davet etmişti. Buna karşılık tasarladığımız bir projeye de son dakikada çivi koymuş, etkinliğin iptaline yol açmıştı.
Bütün bunlar sadece o anları yaşamış olanların aklında kalmayıp, paylaşılmayı hak eden yaşanmışlıklar. 40 günlük yasın ardından yeni bir patrik seçimine gidilecek süreçte bu yazılar kararlarımıza da yön verecek. Bilinmesinde yarar var.

Kategoriler

Toplum


Yazar Hakkında