‘Zadig yortusunu maalesef evde kutlayacağız’

Türkiye Ermenileri Patriği II. Sahak Maşalyan koronavirüs nedeniyle yürütülen cemaat içi dayanışma çalışmaları ve kiliselerin izleyeceği yol hakkında sorularımızı yanıtladı. Maşalyan 12 Nisan Pazar günü kutlanacak olan Paskalya Yortusu’nun evde kutlanacağını söyledi.

Çok soru var ama şöyle başlayalım isterseniz. Dzağgazart önemli bir ritüelimiz. İnsanlar zeytin dallarını içinde bulunduğumuz şartlarda herhalde alamayacak? 

Efendimiz İsa Mesih’in Yeruşalim kentine görkemli girişinin bayramı olan Dzağga-zart (Ermenice, çiçeklerle donatılmış anlamında) halkımızın sevdiği ve rağbet ettiği bayramlardan biridir. Ölümünün üzerinden 4 gün geçen Lazar’ın, Mesih tarafından diriltmesinin haberi; Paskalya dolayısıyla kenti doldurmuş hacı kafilelerine ulaştığında, büyük bir heyecan dalgası yaratmıştı.  İsa kente girdiğinde bu kalabalıklar O’nu coşkuyla, bir kral gibi, çiçeklerle, hurma ağacı ve zeytin dallarıyla karşıladılar. Bizler, bu karşılamanın sembolizmi haline gelen zeytin dallarını alıyor ve evlerimize taşıyoruz. 
Maalesef bu yıl sağlık sorunları nedeniyle zeytin dallarını dağıtamayacağız. Hem virüs taşıma riski var hem de 65 yaş üstü ve de yalnız yaşayan üyelerimize ulaşması için aracılar gerekiyor ki, bu da virüsün taşınması konusunda başka bir risk. Salgına karşı alınan acil önlemler çerçevesinde durumu değerlendirdiğimizde, bu geleneğin bu şekilde uygulanmasının, bu şartlarda mantıklı olmadığını görüyoruz.

Korona, Ermeni toplumunu ciddi oranda sarstı diyebilir miyiz? Bu sarsıntıyı azaltmak, insanların moralini yükseltmek adına neler yapılabilir? 

Tüm dünyada olduğu gibi cemaatimizde de Korona’dan farklı etkilenmeler söz konusu. Belki en kırılgan kesim, evlerine kapanmak zorunda kalan 65 yaş üstü cemaat üyelerimiz. Bu durum şahsen beni çok üzüyor. Her birine tek tek ulaşmak, hâl hatır sormak ve onları cesaretlendirmek isterim. Fiziksel olarak hepsi için bu arzumu yerine getirmem doğal olarak imkansız. 
O yüzden hızlı, verimli ve samimi bir iletişim kampanyası başlatmayı uygun gördüm. Ki bu fikrimi takiben bu hafta dünyada da örneklerini gördüğümüz çalışmalar, bu çabanın ne kadar yerinde olduğunu bize bir kez daha gösterdi.  Çoğunluğu kadınlardan oluşan yaklaşık 20 kişilik gönüllü ekibimiz, hem  kendi tanıdıklarını, hem de tanıdıklarından ve kiliselerimizden elde ettikleri isim ve iletişim bilgileriyle, 65 yaş üstü cemaat üyelerimizi arıyor.
Patriklerinin selamlarını iletiyor, nasıl olduklarını, ihtiyaçlarını soruyor ve istiyorlarsa onları sık sık arayabilecekleri bildiriyorlar. Şimdiye kadar çok olumlu geri bildirimler aldık. Bu profesyonel bir danışmanlık değil. Bu alana girmemeleri konusunda gönüllülerimizi özellikle uyardık. Sadece insani bir dokunuşla onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyoruz. Profesyonel yardım isteyenlere de kapımız açık. Kiliselere başvuru olursa onları yetkin din adamlarına ve psikologlara yönlendirebiliriz. 
Bu arada online kilise hizmetlerine hız verdik. Patrikhane kendi canlı yayın sistemini kurdu. Kiliselerimizdeki ayinlerimiz teknoloji sayesinde cemaat üyelerimize ulaşıyor. Değerli din görevlilerimiz, gündem dahilinde veya merak edilen konularda düzenli yayınlanan özel programlarla izleyicilerine ulaşıyor. Luys TV de bu anlamda çok yararlı hizmetler sunuyor. Bu dönem Efendimiz İsa Mesih’in o ünlü deyişini bir kez daha kanıtladı: “İnsan sadece ekmekle yaşamaz, ama Tanrı’nın ağzından çıkan sözlerle de yaşar.” 

Geçtiğimiz günlerde patrikhanenin resmi internet sitesinde dua zinciri için açıklanan bir liste vardı. Nasıl bir uygulama bu? 

Koronavirüsün etkisi yoğunlaştıkça insanlar daha çok morale ihtiyaç duyuyorlar. İnançlı insanların günlük pratiği olan duaya, hastaları da dahil ederek bir dua zinciri oluşturduk. Her akşam 21.00’de dünyada, ülkemizde ve cemaatimizdeki hastalarımız için duaya koyuluyoruz. Dua edilmesini arzulayan hasta yakınları isimler bildirebilirler. Her şerde bir hayır vardır derler. Bu salgın da insanlığın empati yeteneğini artıracaktır mutlaka. Bu dua zinciri bu empatinin tezahürlerinden sadece biri. Sabır, geliştirmek zorunda olduğumuz bir başka erdem. Gece sonsuza dek sürmez. Şafağı bekleyelim. Bahar sadece ağaçları değil, bizim de umutlarımızı çiçeklendirsin. Bu zamanı daha verimli bir gelecek için nadasa bırakılan bir tarla gibi düşünelim. Yılların yorgunluğu çıksın. Hep yapmayı düşlediğimiz ama zaman bulamadığımız hayallerimizi gerçekleştirelim. 

Merkezi Masa iş anlamında zor durumda olanlar için bir çalışma yapacak mı? 

Merkezi Masa olarak çalışmalarını başlattığımız oluşum, yapısı ve sorumluluk alanları çerçevesinde “Ermeni Vakıflar Birliği İdare Heyeti” ismini alarak çalışmalarına, salgın şartlarına uygun şekilde hız kesmeden devam ediyor. Salgınla beraber, bu İdare Heyeti’nin doğal sorumluluğundaki kriz masasını oluşturarak hemen harekete geçtik.
Ermeni cemaatinin yerleşim olarak yoğun olarak yaşadığı yedi semt kiliseleri bir başvuru merkezine dönüştü. Kilise yönetimleri, fakir kolları ve hayırseverler, semtlerdeki ihtiyaç sahiplerine ulaştı ve özellikle erzak ihtiyacı olanlara önemli yardımlarda bulundular.   Bazı semtlerin kilise bütçeleri oldukça kısıtlı olduğundan diğer semtlerin kilise ve vakıfları ile hayırsever ve gönüllüler ortaklaşa bir çalışma sürdürüyorlar. Patrikhanemiz ve din adamlarımız da bu yardım ağına hem organizasyon hem de maddi anlamında mümkün olan desteği vermektedir. 
Bu dönem ister istemez Patrikhane ve Ermeni Vakıflar Birliğinin örgütlenme becerilerini test edecek zorlu bir sınava dönüşüyor. Eğer herkesin elini taşın altına koyması gereken bir an varsa, şimdi tam zamanıdır.

Ermenistanlıların durumu daha da zorlaştı. Onlarla ilgili ne gibi çalışmalar yapılıyor? 

Onlar da erzak yardımından faydalanıyorlar. Örneğin Kumkapı Ana Kilise’miz gerekli yardımları sağlıyor. Diğer semtler de talep eden Hayastanlı kardeşlerimize yardımlarını esirgemiyorlar. Bazı kardeşlerimizin Ermenistan’a dönmek istediklerini biliyoruz. Eğer Ermenistan devleti onlar için ülkeye dönme çağrısı yapar ve diplomatik anlamda çıkışlarını sağlayabilirse biz de elimizden geleni yaparız. Başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde ucuz iş gücü ve sigorta güvenceleri olmadan, zor şartlarda yaşam savaşı veren ve ekonomik anlamda en kırılgan kesimlerden biri olan Ermenistanlılar için bu sürecin uzaması, başta kira ödemelerinde zorlanmaları ve iş alanlarının daralması demektir ki, bu da ekonomik cehennemin kapılarını açacak. Bizler elbette elimizden geleni yapabildiğimiz sürece desteğimizi sürdüreceğiz. Gücümüzün yetmediği durumlarda da devlet desteğine başvuracağız.  Tanrı onlara merhamet etsin. Bize de cömert olma cesaretini lütfetsin. 
Önümüzdeki haftalar ve aylarda insanlığımız test edilecek. Erzak yardımının ötesine geçmek, kurumsal ve şahsi anlamda maddi ve manevi destek verebilmek için şartlarımızı zorlamamız gereken zamanlara eriştik. 

Zadig Yortusu’yla ilgili alınan bir karar var mı, yoksa gelişmelere göre mi karar verilecek? 

Zadig Yortusu’nun yazgısı da maalesef Dzağgazart bayramı gibi olacak. Evlerimizde kutlayacağız. Garip bir rastlantı... İlk Zadig, 3500 yıl önce Mısır diyarında köle olan İsrailoğulları tarafından esaretten kurtuldukları gece, evlerinde sıkı sıkıya kapatılmış kapıların ardında, korkuyla ama umutla kurtuluşu bekleyen aileler tarafından kutlandı. Hristiyanların ilk Zadiği de İsa ve on iki öğrencisi tarafından Yukarı Odada kutlandı. Yani Zadiği evlerimizde kutlamamız dünyanın sonu değil. Tam tersine yeni bir çağın açılışı ve Tanrı’nın insanlık tarihinde başlatacağı yeni bir kurtuluş ve özgürleşme döneminin başlangıcı olacak.


“Kiliseler için devletle uyumlu hareket etmeliydik”

Kiliseler ayinlere daha önceden kapatılsaydı koronavirüsün yayılmaması açısından daha sağlıklı olur muydu? Bu yönde eleştiriler var zira. 

Bazı kişiler bir ülkede yaşadığımızı ve bu ülkenin devlet merkezli bir sağlık politikası olduğunu, vatandaşlar ve kurumlar olarak onunla uyumlu hareket etmek zorunda olduğumuzu unutuyorlar. Devletin camilerle ve ibadethanelerle ilgili toplu ibadete kapatma tasarrufu olmadan bizim buna yeltenmemiz, halkı yersiz paniğe sevk etmek olarak algılanacaktı. Tarihi bugünden geriye doğru okumak çok kolay. Ama bu tuhaf korona tarihini hepimiz gün be gün yaşamak zorundayız. Hiç yürünmemiş bir yolda bu virüsle mücadelede insanlık, yolları döşeyerek ilerliyor.  Cemaatimizde korona salgının nedenini kiliselerin bir hafta geç kapatılması olarak görmek isteyenlere Kapalıçarşı’nın etkisini hatırlatmak gerekli. Niçin bu kişiler aynı duyarlılıkla, Kapalıçarşı ve diğer işyerleri daha önce kapatılmadı diye sormuyorlar? Bence cevap aynı. Neyle karşı karşıya olduğumuzu yavaş yavaş öğreniyoruz.

Kategoriler

Toplum


Yazar Hakkında

1992 İstanbul doğumlu. Agos Gazetesi Toplum Editörü. Ermeni toplumu gündemi, sosyal etkinlikleri ve yaşamı üzerine haberler yapıyor.