26 Eylül Avrupa Diller Günü

Avrupa’nın iki temel kurumu Avrupa Konseyi ile Avrupa Komisyonu’nun ortak girişimiyle 2001 yılında oluşturuldu. Sayfasında özetle şunlar yazıyor:
“Girişimle Avrupa Konseyi’nin 46 üye memleketinde yaşayan yaklaşık 700 milyon kişinin, örgün eğitim kapsamında ve her yaşta yeni dilleri keşfetmeye ve öğrenmeye teşvik edilmesi amaçlanıyor. Paradigma, dilsel çeşitliliğin kültürlerarası anlayışı geliştirmede güçlü bir araç ve Avrupa’nın zengin kültürel mirasının temel bir unsuru olduğu.
Çokdillilik sayesinde öğrenciler, çeşitlilikle olumlu biçimde etkileşim kurabilmeleri için ihtiyaç duydukları dilsel, kültürel ve eleştirel becerilerle donatılır. Bu durum, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün otoriter rejimler, popülist söylemler, sosyal medya ve yapay zekâdaki hızlı gelişmeler tarafından sorgulandığı günümüzde özellikle önem taşımaktadır.
Yapay zekânın dil öğrenimini destekleyebileceği ve diller arası iletişimi birçok yönden kolaylaştırabileceği açıktır. Ancak yapay zekâ, çokdilli yeterliliğin ve insanlar arası doğrudan iletişimin yerini alamaz. Başka bir deyişle, yapay zekânın gelişmesi dil öğrenimine olan ihtiyacı azaltmamaktadır. Tam tersine, ancak birden fazla dilde bütünleşik bir yeterlilik geliştirerek, yapay zekâyı dil sınırları ötesinde güvenli ve bilinçli bir şekilde kullanmamızı sağlayan eleştirel farkındalığı kazanabiliriz.
İngilizcenin küresel bir ortak iletişim dili (lingua franca) olarak oynadığı rol, bazı Avrupa toplumlarında ona yabancı dilden ziyade ikinci dil statüsü kazandırmış, İngilizce yeterliliği de temel bir eğitim becerisi olarak görülmeye başlanmıştır. Ancak ikinci/yabancı dil eğitimini yalnızca İngilizce ile sınırlandırmak, Avrupa kimliğinin özüne aykırıdır.”
***
Avrupa’nın siyasî tecrübesi şunu gösteriyor: Eğer resmî dilin dışında kalan dilleri konuşan unsurlar kendilerini ifade etme, dil ve kültürlerini geliştirme olanaklarından yoksun iseler siyasî gerilim hâsıl oluyor. Dil hakkı siyasî malzeme oluyor; çare ve çözümler derhal başka yollarla aranmaya başlanılıyor.
Aksine eğer dil ve kültürleri devletin, kamunun koruması altındaysa ve bu sayede dillerini geliştirme olanaklarına sahipseler kendilerini o memlekette güvende ve tam anlamıyla yurttaş olduklarını hissediyorlar. Aidiyet ve eşit vatandaşlık dediğimiz.
Toplumsal barış ortamının temellerinden biri farklı kimliklerin titizce gözetilmeleri. Tüm farklı kimlikler ortak bir gelecek için ancak böyle olursa birlikte çalışabiliyorlar. İşte bu yüzden kıtanın temel yapılarının kurucuları dil ve kültürlerin reddedilmesinden ötürü kıtanın istikrar ve güvenliğini tehlikeye atacak her türlü eğilimi önlemeyi hedef belirlemişler. Bugünkü yabancı ve Müslüman düşmanlığı bu hedefi ve ardındaki iddiayı bir kez daha teste tabi tutuyor.
Diğer kaygı, insanlığın kültür mirasının korunması, gözetilmesi ve bir daha geri gelmeyecek şekilde yitirilmesinin engellenmesi. Zira dilbilimciler her dilin biricik olduğunu, her birinin dünyayı farklı bir algılama biçimini ifade ettiğini ve bir dilin kaybolmasının muazzam miktarda bilgi ve görgünün nihaî olarak kaybedilmesi anlamına geldiğini söylüyorlar. Dil zenginlik demek, insanlığın ortak zenginliği demek.
Dünyamızda aşağı yukarı 6000 dil var ve bunların sadece yarısı 2100 yılında ayakta kalacak. Avrupa’da ise 123 dil sayılıyor, bunlardan 47’si yok olma tehdidi ile karşı karşıya.
Dilbilimciler iki ve daha çok dilli kişilerin tek dil konuşanlara kıyasla daha yüksek entelektüel yeteneğe sahip olduklarını, zira farklı kelimeleri depolamak, hafızada tutmak ve ayrıştırmak için beyinlerini daha fazla kullandıklarını söylüyor.
Çokdillilerin, aynı şekilde, daha geniş bir öğrenme kapasitesi var ve bu sayede yeniliklere, değişime genellikle olumsuz hatta kimi zaman saldırganca tepki gösteren tekdilli insanlardan daha kolay uyum sağlarlar, diyor dilbilimciler.
Nasıl yabancı dil öğreniyorsak aynı toprağı paylaştığımız insanların dilini öğrenmenin hem onları daha kolay idrak edeceğimizden yararlı olduğu hem de kişisel zenginlik anlamına geldiğini yadsımak mümkün mü?
Hani bölgede denir ya “bizim delimiz bile iki dil bilir” diye. Kurucu tek dilden daha kuru ve kurutucu ne olabilir acaba? Memleketteki asırlık uygulama şimdi Suriye’ye bulaştırılmış durumda, bakalım zorla becerebilecekler mi?



