BASKIN ORAN

Baskın Oran

İÇLİ DIŞLI

Bartın maden faciası “kader”e, yani Allah’a fatura edildi

İktidar, kimi suçladığının tabii ki farkında. Ama suçu birilerine atmak lazım ki üzerinden gitsin. Kime atsa, “senin önlem alman lazımdı” diyecek. En sağlamı, “kader” diyerek Allah’a atmak. Nasıl olsa kendisini dinin sözcüsü ilan etmiş bir Diyanet var arkasında

Ateş düştüğü yeri yakar” diye bir atasözü var. En azından 2017’den 2020’ye kadarki tüm Sayıştay raporlarında yapılan çok net uyarılara  rağmen hiçbir önlem almayan AKP-MHP iktidarı yüzünden can veren madenciler ve aileleri yandı kavruldu.

Ama bir atasözü daha var: “Şerden hayır doğar”. Buna bi de olaydan sonra söyledikleri ve yaptıkları eklenince AKP-MHP iktidarına da çok fena atladı ateş:

***

1) İktidar, sorumluluğu üzerinden atmak için, “kaderdir” deyip doğrudan Allah’a havale etti. Başta da CB Erdoğan:

Biz kader planına inanmış insanlarız. Bunun ne dünü ne bugünü ne yarını hiçbir zaman olmayacaktır, bunlar her zaman olacaktır bunu da bilmemiz lazım.” Yani ilerideki felaketlere de kapının açık olduğunu söylüyordu.

Ama daha önemlisi, bilmiyorum dikkatinizi çekti mi, bunları söylerken başa şunu eklemişti: “Birileri dalgasını geçebilir ama önemli değil. 

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya da cumhurbaşkanına layık bir memur olduğunu gösterdi: “Sabır ve dua ile bu durumu aşacağımıza inanıyoruz.”  Kim gibi gösterdi, TBMM’ye kanunen düzenli biçimde vermesi gereken hesabı geçen hafta vermeyi reddeden Merkez Bankası memuru gibi. 

Öyle bi durumdu ki, iktidarın rezaleti tevil için başvurduğu yollar da ek tepkilere yol açtı. 15 Ekim’de cenazede konuşan CB Erdoğan başarılarını şöyle ifade etmişti: "Rabbime hamdediyorum, dün akşamdan bu yana 24 saati bulmadan neticeye varmış olmamız bizleri bu noktada rahatlattı. Çünkü Soma'da biliyorsunuz çok uzun sürdü. Ama burada 24 saati bile bulmadan 41 şehidimize hamdolsun ulaştık.” 

Çok çok ilginç, çünkü iktidar ortağı D. Bahçeli şöyle demekteydi: “Amasra’yı konuşurken Soma felaketini hatırlatmak maksatlıdır, hastalıklı bir yaklaşımdır.” 

Olayları maytaba alma meraklısı Mustafa Tiğrek arkadaşım bunu şöyle yorumluyor: “He ya, Adana Karpuzu varken Soma hatırlatılır mı!” Fakat ben bu kadar esprili olamadığım için tarihleri açıp baktım, CB Erdoğan’ın konuşması 15 Ekim’de, D. Bahçeli’ninki 18 Ekim’de. Her talebine derhal lebbeyk dediği Erdoğan’ı zor duruma düşürmek için söylememiştir tabii ki; bunu sadece “sosyal medyadan” yazan “teröristler” için söylemiştir. Hemen ardından ekliyor da zaten: “Sosyal medyadan provokasyona heves edenler hem alçak hem de ahlaksızdır.”

Çok normal, çünkü CB Erdoğan burada bir provokasyonu değil, bir başarıyı dile getirmekte: Madenci cenazelerine eskisinden daha erken ulaşmış olma başarısını.


***

2) “Kader”in böyle yorumlanıvermesine AKP’den artık bu sefer ciddi tepkiler geldi.

Tam, hiç kimse sorumluluğun kime fatura edildiğini adlı adınca söyleyemiyor diyordum ki, patlak verdi. AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay Yeni Şafak’ta yazdı: “O’nun bir kaderi vardır elbet, ama bu inancımız bundan sonraki tedbirleri alma konusunda bizde en ufak bir rehavete sevk ediyorsa, hiç kimsenin sorumluluğu Allah’a atmaya hakkının olmadığını bilmek gerekiyor.” 

Daha ilginci: Milli Eğitim eski bakanı Hüseyin Çelik, cumhurbaşkanının adını vermeden, tepkisini “Çarpık kader anlayışına Mehmet Akif’in diyecekleri var” diyerek dile getirdi. Milli Şair’in (1873-1936) Mütevekkil (kaderine boyun eğen kişi) şiirini hatırlattı :

“Kadermiş” öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru;

Belanı istedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.

“Çalış” dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun,

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

(…) Ne saygısızlık bu!

Hüda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüda;

Utanmadan da “Tevekkül” diyor bu cür’ete, ha?!

***

3) İktidar için ortam iyiyken duyulmayan veya yeterince duyulmayan veya unutulan rezaletlerin tekrar gündeme gelmesine yol açtı.

Şu andaki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdürü Kazım Eroğlu bu konuda iyi bir örnek. Daha önce pek duymamıştık: 2013’te Kozlu ocağında 8 işçinin ölümü üzerine mahkeme kendisine önce ayrı ayrı 4 yıl hapis veriyor, sonra duruşmadaki “iyi hal”ini gözeterek 3 yıl 4 aya indiriyor, sonra 24.300 TL paraya çeviriyor, sonra bunu 24 ay takside bağlıyor. Eroğlu taksitleri bitmeden TTK’ye genel müdür atandığından, yükselen genel müdür maaşından ödüyor cezayı .

Yetkin Report’un yazdığına göre  Gn. Md. Eroğlu yukarıda bahsettiğim Sayıştay raporlarını gündeme getirenleri yeni Sansür Yasası uyarınca “dezenformasyon yapmakla” suçluyor bi de. Demek ki kendinden emin; 2013 Kozlu olayı sayesinde cezasızlık kültürünün ne olduğunu öğrenmiş.

Cezasızlık kültürü deyince, bi de ceza yerine ödüllendirme kültürü var. Şimdi Bartın vesilesiyle hatırlıyoruz: 301 madenci yitirdiğimiz Mayıs 2014 Soma faciasının ertesi günü, Erdoğan’ın eski özel kalem müdürü Yusuf Yerkel madenci Erdal Kocabıyık’ı yerde tekmelemiş, bu madenciye Başbakanlık aracına zarar vermekten 543 TL ceza kesilmiş ve hakkında 1 ila 6 yıl hapis istemiyle dava açılmıştı

Yusuf Erkel’i sorarsanız, “Ayağım incindi” diyerek 7 gün işgöremezlik raporu almış , herhangi bir soruşturmaya da uğramamıştı. Şu anda ülkemizin ticaret ataşesi sıfatıyla Frankfurt’ta hizmet vermekte. Basının yazdığına göre oradaki ev kirası ve çocuklarının masrafları da devlet tarafından karşılanıyor. . Ne gibi, kaybettiğimiz Bartın madencilerinin çocuklarının okul masraflarının MEB tarafından karşılanacağına ilişkin haberlerdeki gibi

Hatırlamak deyince, yine M. Tiğrek hatırlatıyor, Mayıs 2010’da Çalışma Bakanı Ömer Dinçer de “Güzel öldülerdemişti . Çünkü madenciler acı çekmemişlerdi; Zonguldak Karadon maden ocağı patlamasında 30 madenci pat diye ölmüştü. 

***

Şerden hayr’ın bir ucu da muhalefete dayanıyor: Ne kadar eften püften olduğu görüldü. Kılıçdaroğlu “Şimdi 41 kardeşimiz şehit oldu” demekle idare ederken, M. Akşener milliyetçi mukaddesatçılığını şöyle dile getirdi: “Şehitlerimizi inşallah Allah peygamber efendimize komşu kılsın, onların şefaatlerinden ailelerini faydalandırsın.” 

***

İktidar, kimi suçladığının tabii ki farkında. Ama suçu birilerine atmak lazım ki üzerinden gitsin. Kime atsa, “senin önlem alman lazımdı” diyecek. 

En sağlamı, “kader” diyerek Allah’a atmak. Nasıl olsa kendisini dinin sözcüsü ilan etmiş bir Diyanet var arkasında, Sansür Kanunu için ânında “Müslüman, gerek gerçek hayatta gerekse dijital mecralarda gıybet etmez, laf taşımaz” diye hutbe yayınlayan , yeni bütçede günde 98 milyon TL tahsisatı kapan Diyanet. 

Not: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı (CİMER) bir “Dezenformasyon Bülteni” yayınladı: “Sayıştay raporlarındaki uyarı ve öneriler dikkate alınmadı’ iddiası doğru değildir. Bu raporlardaki öneriler dikkate alınmış, hatta mevzuatın gerektirdiğinden fazla tedbir alınmıştırdedi. .