Ani’ye otostopla nasıl gittik, başımıza neler geldi?

Türlü maceralarla, bazen kamyon kasalarında koyunlar arasında, bazen büyük şirketlerin servis araçlarıyla, otostopla ve bazen de yürüyerek Kars’a kadar geldik. Her nedense Ara’nın “Bölge komutanına uğrayın” uyarısını kulak arkası etmiştik. Otellerden en perişanına kaydolduk. Ama Kars, bizi daha varmadan kaydetmişti!

Pangaltı Mıhitaryan okulu, 1962-63 yılları. Uzun bir süreden beri düşlediğim ilk Doğu Anadolu gezisine çıkıyoruz. Üstelik iki arkadaşımı da ayarttım. Niyetimiz Kars ve Ani’ye kadar uzanmak.

Anneme ve babama, “Kınalıada’ya gidiyoruz iki hafta arkadaşlarda kalıp deniz sefası yapacağız” dedim.

Edebiyat hocam Nesrin Kurtoğlu ve Psikoloji hocam Onnik Fıçıcıyan çılgın maceralarımın çılgın olmadığına inananlardan. Çok az paramız var. THA’da (Türk Haberler Ajansı) hafta sonları çalışıyor, moral veren bir cep harçlığı alıyorum. Fotoğraflarım az çok para getiriyor. Arkadaşlarımda o da yok. Memleketi boydan boya aşmak için otostop tek çözüm. Şaka değil 1400 kilometre. “Kumanya ve konaklamayı cepten idare ederiz” diyoruz.

Düşündüğüm her şeyi benden önce yapmış olan tek kişi Ara Güler. 

-Ne dersin abi tek parça dönebilir miyiz?

-Elbette dönersiniz ama üçünüzün de adı faul!

-Sen nasıl çözüyordun?

-Bende faul yoktu ki. ‘Ara’ adı, aramaktan geliyor! Soyadım zaten sağlam. Üstelik cebimde de devletin verdiği kapı gibi basın kartı vardı.

Israrla uyardı: “Özellikle doğuda mutlaka askeri birliklere uğrayıp komutana bir ‘merhaba’ deyip nereye gideceğinizi söyleyin!”

Kartımda Can Devletoğlu yazıyor ama...

İsim faulünü TMTF (Türkiye Milli Talebe Federasyonu) ve TMGT’den (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) ağabey arkadaşlarım Harun Karadeniz ve Osman Arolat çözdüler. Can Devletoğlu adına TMTF kartı verdiler. Ali Özgentürk, Maden-İş gazetesini çıkartıyordu, foto muhabiri kimliği verdi. THA patronu Kadri Kayabal, “Biz sahte isimle hüviyet veremeyiz ama arkandayız başına bir şey gelirse haberimiz olsun” dedi. İstanbul Teknik Üniversitesi öğrenci kolları lideri Mehmet Ali Yılmaz, “Hiç korkma biz her yerdeyiz!” dedi.

O dönemde benim yaşta bu kadar büyük cesareti ve desteği olan sanırım çok az genç vardı.

Ara Güler’in uyarısını kulak ardı ediyoruz

Türlü maceralarla, bazen kamyon kasalarında koyunlar arasında, bazen büyük şirketlerin servis araçlarıyla, otostopla ve bazen de yürüyerek Kars’a kadar geldik. Her nedense Ara’nın, “Bölge komutanına uğrayın” uyarısını kulak arkası etmiştik. Otellerden en perişanına kaydolduk. Ama Kars, bizi daha varmadan kaydetmişti! İlk gördüğümüz lokanta/kahveye girdik.

Hoşbeş mutat soruları, daha derin sorular izledi. Neden fotoğraf makinelerimiz vardı? Diğer arkadaşlarımın isimleri neden bir garipti? Ne işimiz vardı oralarda? Anadolu’da ikinci gezimdi ama o ana kadar kimse böyle sorular sormamıştı. “KORKU” yavaş yavaş bedenimde yer ediyordu.

-Yemek alabilir miyiz?

“Köfte var” dedi kahveci.

O ana kadar soru sormayan, şahin bakışlı, kasketlisi, büyük bir ciddiyetle kendini tanıttı:

-Ben muhtarım. Her şey benden sorulur. Önce bana tekmil vermeniz gerekir. Sınıra gitmek için geldiniz değil mi?

-Amacımız memleketimizi tanımak.

-Orası yasak bölge gidemezsiniz...

“Niyetiniz kiliselere gitmek değil mi?” dedi birisi.

“Çakal çok olur oralarda haberiniz olsun! Zaten kimse de sizi götürmez” dedi bir diğeri.

Köftelerde kıymadan çok sinek var

Bu sırada kurtarıcı köfteler geldi. Geldi ama kıymadan çok sinek var etin içinde. Arkadaşlarım sinekleri ayırmaya çalışıyorlar ama hangi birini ayırırsın? İri kara sinekler kolay. Ya küçükler? Çoktan ete karışmış, koyun etinden çok sinek eti olmuş!

Kahvede göz hapsindeyiz. Sanırım ne yapacağımızı merak ediyorlar. Yaşıma göre olgundum ama hiç böyle bir kumpasla karşılaşmamıştım. “Nasıl olsa pişmiştir dokunmaz” dedim. Bozuntuya vermeden önümdeki çeyrek ekmeğe katık yapıp köfteleri bitirdim. Bastırması için iki şişe de gazoz içtim. İki şişe de yanıma aldım. Dört de şişe parası kattı kahveci Sinekli Köfte faturasına!

Sinekleri ayıran arkadaşım iki lokma atmıştı ağzına ama çıkar çıkmaz kapının önünde boşalttı midesini. Diğeri sokakta kuru ekmek yiyordu. Kahvedekiler bizi izliyordu…

Askerle temas kurunca

Askeri bir cip geçiyordu, durdurdum.

-Bizi komutana götürür müsün?

Pek alışılagelen bir soru değildi ama eliyle arkayı işaret etti. Teğmen Ankara, Keçiörenliydi. Yol boyunca çocukluğumda babamdan sık sık işittiğim Etlik ve Keçiören bağları sohbeti yaptık. Sanırım giriştiğimiz macerayı çok sevmişti, cesaretimize de hayran olmuştu. Yol boyunca tekrarladı durdu. “İstanbul’dan beş parasız geldiniz ha…Vay canına be!”

Bölge Piyade Tugayı Komutanı genç ve güler yüzlü bir askerdi. Yol maceralarımızı duydukça o da hayretler içinde kaldı. “Oteli falan boş verin. Misafirimizsiniz. Yarın da sizi sınıra götürürüm kiliseleri görürsünüz. Arpaçay inanılmaz güzeldir” dedi.

O gece muhteşem bir ziyafet çektiler bize. Öteki komutanlar da katıldı sohbete. Yemekte sinekli köfteyi anlattım. Hiçbir şey söylemediler. Kaşlar çatılmış, komutanın yüz şekli değişmişti.
Ertesi sabah komutan, “Ben de geliyorum” dedi.

İki askeri cip kahvenin önünde durunca herkes ayaklandı. “Misafirlerim var bize köfte yap” dedi komutan. Muhtar bir telaş kasaba koştu. Köfteler 15 dakikada masadaydı. Komutan kahveciye kendi önündeki köfteleri işaret etti.

-Bunları misafirlerime paylaştır. Bana dün onlara çıkardıklarından getir. Kendine de bir tabak al, benimle paylaş..

Kahvecinin yüzü önce mor, sonra bembeyaz kesildi. Sinekli köfteler ortada yoktu. Komutan bir şey yemedi. Bizi bekledi. Çıkarken kahvedekilere, “Misafirlerimizi sınıra kiliselere götürüyorum, oraları gezdireceğim sizinle daha sonra görüşeceğiz” dedi.

O gün Arpaçay boyunda Ani harabelerinde muhteşem bir gezi yaptık. Gözetleme kulelerinden karşı sınırı bile gözetledik.

Komutan, Ara Güler’in anlatmak istediği asker farkını hareketleriyle çok güzel anlatmıştı.

Daha sonra yaptığım tüm gezilerimde bunu gördüm ve yaşadım.

 

Kategoriler

Güncel



Yazar Hakkında