“İnsan alt türü” söyleminin de çok tehlikeli, birçok soykırımın toplumsal mayasını oluşturan bir söylem olduğunu bilmek gerekir. İnsanları bu şekilde alt tür-üst tür diye sınıflandırmanın en lanetli örneklerinden biri Nazilerin Nietzsche’den aldıkları ve Yahudi soykırımının ideolojik ve söylemsel dayanaklarından biri haline getirdikleri “übermensch” yani “insan üstü” kavramıdır çünkü bir “üst” tanımladığınız anda otomatik olarak bir de “alt” tanımlamış olursunuz veya tersi. Velhasıl, insanlar arasında tür bazında sınıflamaya atıfta bulunan söylemler, söyleyenin anlık niyetinden bağımsız olarak ırkçılığın değirmenine su taşır.
Geçtiğimiz hafta sonu profesör unvanını taşıyan bir kardiyolog, sosyal medyada hepsi de neredeyse aynı kişi olacak şekilde esmer, kalın kaşlı, büyük burunlu, kalın dudaklı beş insan figürünün olduğu ve üzerinde “Hırtlar Vadisi” yazan bir görsel eşliğinde, “Sokak hayvanlarını yok etmek için harcadığınız enerjiyi, şu insan alt türlerini islah etmek için harcasanız ya!..” diyen bir mesaj attı. (Bu kişinin ismini konumuz açısından gerçekten tali bir mesele olduğu için zikretmiyorum. Bizim için burada önemli olan tavır, söylem ve pozisyon. Kişinin kendisinden ziyade bunlara bakmaya çalışacağım.) Bu mesajıyla Kürtleri kastederek ırkçılık yaptığını düşünenler, kendisine ciddi bir tepki gösterince bu paylaşımıyla belli Kürtleri değil “bir kadının arabasına saldıran, Minguzziyi bıçaklayan [geçtiğimiz Ocak 2025’te Kadıköy’de sokakta bıçaklanarak öldürülen 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’yi kastediyor], sokaklarda kadınları taciz edip, ellerinde sopalarla mağara insanı adaletini yaşatan ve toplumu rahatsız eden üçüncü sınıf insanları” kastettiğini söyledi. Bu vesileyle bu hafta ırkçılık üzerine bir-iki kelam edelim.
Ama ırkçılık meselesine girmeden önce belli bir ırksal veya etnik grubu kastetmediğini kabul etsek bile kişinin hekim kimliğini göz önüne alınca tıp etiği açısından sorunlu bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Şöyle ki, bahsettiği kişiler toplum düzenini bozan kişiler, hatta suçlular olsa bile bir hekimin “insan alt türü” tabirini kullanması bazı soru işaretleri doğuruyor. Mesela, yarın bu kişiler, hasta olarak karşısına gelse “insan alt türü” oldukları için onları ret mi edecek? Deontolojik açıdan bir hekim için insan, sadece insandır ve hepsi eşittir; üst türü-alt türü olmaz. Bunu da en çok bir hekimin özümsemiş olması beklenir. Bir hekim, icabında bir idamlık mahkûmu bile tedavi edip iyileştirmek durumunda kalabilir.
Gelelim ırkçılık meselesine ve söz konusu paylaşımın belli bir grubu kastedip kastetmediğine. Kişinin o paylaşımı yaparken kafasının içinden geçenleri bilmemiz tabii ki mümkün değil. Bizim yapabileceğimiz bildiklerimize bakarak yorum yapmak, soru sormaktır. Mesela, söz konusu görseldeki bütün kişilerin aynı fiziksel özelliklere sahip olması bir tesadüf müdür? Görseldeki o kişilerin o fiziksel özelliklere sahip olacağı hangi yolla belirlenmiştir? Paylaşımı yapan kişi bunu umursamamış mıdır ya da umursayacak kadar bilinçli değil midir? Zira sonuçta, sizin kastınız ne olursa olsun, çeşitli toplumlarda belli fenotipik özelliklerin belli ırksal veya etnik grupları önyargılı biçimde de olsa tanımlamak için öteden beri kullanıldığı malumdur. Örneğin, açın 1930’larda, 40’larda Türkiye’de yayınlanmış antisemit dergilere bakın, orada Yahudi tiplemesi hep aynı şekilde tasvir edilir. Benzer şekilde, Türkiye’de 3-5 sene yaşayan herkes yukarıda saydığımız fiziksel özellikler toplamının hangi grubu tasvir etmekte kullanıldığını bilir. Uzun lafın kısası, niyetiniz ve siz ırkçı olmasanız bile eyleminizin, işinizin sonucu veya sözünüzün vardığı yer ırkçı olabilir.
Aynı şekilde, “insan alt türü” söyleminin de çok tehlikeli, birçok soykırımın toplumsal mayasını oluşturan bir söylem olduğunu bilmek gerekir. Kitlesel kıyımların ilk adımı neredeyse her zaman kurbanları insan kategorisinden çıkarmak veya “tam insan” kategorisinden düşürmektir. İnsanları bu şekilde alt tür-üst tür diye sınıflandırmanın en lanetli örneklerinden biri Nazilerin Nietzsche’den aldıkları ve Yahudi soykırımının ideolojik ve söylemsel dayanaklarından biri haline getirdikleri “übermensch” yani “insan üstü” kavramıdır çünkü bir “üst” tanımladığınız anda otomatik olarak bir de “alt” tanımlamış olursunuz veya tersi. Velhasıl, insanlar arasında tür bazında sınıflamaya atıfta bulunan söylemler, söyleyenin anlık niyetinden bağımsız olarak ırkçılığın değirmenine su taşır.
Bir noktayı netleştirelim: burada sorun günlük hayatta diğerlerini taciz edenlere, suç işleyenlere tepki göstermek veya onların cezalandırılmasını istemek değil elbette; sorun bu kişileri bir etnik grupla özdeşleştirme. Bu, toplumumuzda çok yaygın bir tavır. Tepki gösterirken de siyasi-etik sınırları bilmekte ve uymakta fayda var.
Sonuç olarak, bu örnekten yola çıkarak ırkçılık hakkında birkaç tespit yapmak gerekirse şunlar söylenebilir. Hem halkımızda hem de okumuş-yazmışlarımız arasında bir kişinin düşünüp taşınarak bilinçli bir kararla ırkçı olduğuna dair yaygın ama yanlış bir kanaat vardır. Bu şekil olanlar da vardır ama azdır; çok az kişi bir düşünce biçimi olarak ırkçılığı sahiplenir, kendisinin ırkçı olduğunu açıkça söyler. Bunların dışındaki ekseriyeti oluşturanlar ırkçı bir eylemde bulundukları veya bir söz söyledikleri zaman bunu kabul etmezler. Irkçılık nüfuz eden ve nüfuz edilen bir haldir, bir durumdur. Irkçılık karbonmonoksit gazı gibidir, ortama yayılıp sizi zehirler ama fark etmezsiniz. Özellikle kitleler düzeyinde ırkçılık entelektüel faaliyet neticesinde varılan bir düşünceden ziyade otomatikman edinilen, bir duygu ve önyargılar kalıbıdır. Dahası, bir kişinin ırkçı bir tavır göstermesi için fikirsel manada mutlaka kararlı, tutarlı, “sağlam” bir ırkçı olması gerekmez.
Velhasıl, ırkçı olmadan da ırkçılık yapılabilir.