Ağustos ortasında iki haber yan yana düştü. İlki, bir katliamın faaliyet raporu gibi sunulan bilançosuydu. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, seksen bir il genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 96,5'inin toplandığını açıklıyordu. İçişleri ile Tarım ve Orman bakanlıklarının hazırladığı rapor daha da ayrıntılıydı. 15 Mart 2025'te başlatılan uygulamayla 1 milyon 158 bin 593 köpek sokaklardan alınmış, Adana'dan Van'a yirmi ilde tespit edilen köpeklerin tamamı barınaklara ve doğal yaşam alanı denen tesislere yerleştirilmiş, sahipsiz köpeklerle ilgili CİMER başvuruları iki yılda yüzde 87 azalmıştı. İkinci haber daha küçüktü. Macrocenter mağazalarının kapılarına birer not asıldı. Sevimli dostlarımızı çok seviyoruz diye başlayan not, 5996 sayılı Kanun ve Gıda Hijyeni Yönetmeliği gereğince kedi ve köpeklerin mağazalara alınmayacağını bildiriyor, anlayış için teşekkür ediyordu. İki haberi yan yana koyunca bir harita beliriyor. Sokakları boşaltılmış, kapıları kapanmakta olan bir şehrin haritası.
Yüzde 96,5 bir oran, kelimenin tam anlamıyla bir ilerleme çubuğu. Bakan Çiftçi süreci hayvanları sokağın insafından kurtarmak diye anlatıyor; sokaklar güvensiz, açlık var, hastalık var diyor. Toplamanın başarı ölçütü ise şikâyetlerin azalması. Bir milyonu aşkın canlının yaşam alanından koparılması, kayda bir vatandaş memnuniyeti verisi olarak geçiyor. Hayvan hakları savunucuları aynı günlerde, yasanın ikinci yılında yaptıkları açıklamalarla başka bir kaydı tutuyor. Erzincan'dan Silivri'ye uzanan bir coğrafyada hayvanların zehirlendiğini, diri diri gömüldüğünü, barınaklarda öldüğünü, bu tesislerin birçok hayvan için yaşam alanı değil ölüm noktası haline geldiğini söylüyorlar. İki kayıt arasındaki uçurumu devletin kendi raporu da sessizce doğruluyor. Aynı raporda, Hayvanları Koruma Kanunu'na aykırı işlem ve ihmalleri saptanan, yedisi belediye başkanı olmak üzere 66 kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verildiği yazıyor. Kurtarma diye anlatılan sürecin dosyasında, kurtarıcılar hakkında açılmış soruşturmalar duruyor.
Bu köşenin ilk yazısından beri döndüğümüz soru burada yeniden karşımıza çıkıyor. Resmî kayıt yalnızca kendi grameriyle söylenebileni duyar. 1 milyon 158 bin 593 sayısının hiçbir hanesinde hayvanların biricik varlığı, kimliği, taşıdığı ve harekete geçirdiği duygular yok. Tekillik yok, kitleselleştirilmiş bir popülasyon var. Kimin hangi kaldırımı ev bellediği, hangi kapının önünde ısındığı, kaç adla çağrıldığı, o kayıtta hiç olmamış sayılıyor.
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı’ya göre, köpeksizleştirmenin bir de takvimi var. Doğum kontrolü için yüzde 70 oranında kısırlaştırma gerektiğini, oysa yılda en fazla 350 bin köpeğin kısırlaştırılabildiğini söylemişti. Tercih edilen yol ise, bu hayvanların bakımı değil, onları ortadan kaldırma oldu.
Kamusal metrekare daralıyor
Şimdi ikinci habere dönelim. Macrocenter'ın kapısına asılan notun ilginç yanı, gerekçe gösterdiği mevzuatta böyle bir hükmün bulunmaması. 5996 sayılı Kanun'da gıda satan işletmelere evcil hayvan girişini doğrudan yasaklayan bir madde yok; Gıda Hijyeni Yönetmeliği de böyle bir ibare içermiyor. Not, henüz var olmayan bir zorunluluğa atıf yapıyor. Zorunluluk yolda gerçi. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın, evcil hayvanların gıda işletmelerinin kapalı ve açık alanlarına, bahçe ve teraslar dahil, girişini tümüyle yasaklayacak bir taslak üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. Taslak yasalaşırsa işletmelerin hayvan dostu olma inisiyatifi de ortadan kalkacak; kapıya not asmak bir tercih olmaktan çıkıp bir yükümlülüğe dönüşecek.
Bu hat maalesef yeni değil. Geçen yıl Köfteci Yusuf şubelerine hayvan almamaya başladı, uygulama ülke geneline yayıldı. Bu köşede daha önce yazdığım Moda İskelesi yasağında olduğu gibi her karar kendi başına küçük, yerel, teknik görünüyor. Bir işletme politikası, bir hijyen tedbiri, bir yönetmelik taslağı gibi algılanır. Toplandığında ise başka bir şey çıkıyor ortaya. İskele, restoran, kafe, market, teras, bahçe fark etmiyor. Hayvanlarla birlikte olabileceğimiz kamusal metrekare, kapı kapı daralıyor.
İki haberi ise aynı işleyiş birleştiriyor. Sokak hayvan sokaktan kaldırıldı, sahipli hayvan kapıdan içeri alınmıyor. Sahipli ve sahipsiz ayrımı bir koruma vaadi taşıyordu; kayıtlı olan, birinin üstüne yazılı olan hayvanın güvende olacağı varsayılıyordu. Oysa mekân sorusunda bu yalandan vaat de ortadan kalkıyor. Tasmalı, aşılı, çipli bir köpek de artık iskeleye, restorana, markete giremiyor; taslak yasalaşırsa bahçeye, terasa da giremeyecek. Sokaktaki hayvan barınağa kapatıldı; sahipli hayvana kalan mekân ise adım adım eve doğru geriliyor. Kentin hayvanlar için meşru saydığı yer, önce zor kullanılarak, sonra düzenlemeyle tek bir haneye iniyor. Kapalı kapıların ardına hapsediliyor hayvan, eve ya da barınağa, çok fark etmiyor. Ve köpekten bahsediyoruz. Belki de insana, insanın ritmine, hareketliliğe, etkileşime en açık olan canlıları tecrit etmeye kalkıyoruz.
Tanıklığı sürdürmek, en büyük gücümüz
Ne yaşıyoruz biz? Hayvanlara reva görülen bu sondan geriye ne kalıyor? Hayatta kalan sokak köpeklerinin yüzde üç buçuğu ve bizler. Tanıklığımız farklı biçimlerde devam ediyor. Hayvan hakları savunucuları yasanın iptali için kampanyayı sürdürüyor. Bakanlık taslağına karşı başlatılan imza kampanyası, toptan yasak yerine hijyen kriterlerinin netleştirilmesini ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini talep ediyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü'nde öğrenciler, kampüste yaşayan köpekler ve kediler için nöbet tutuyor. Nöbet, bir yerin boşaltılmasına gövdeyle itiraz etmenin, orada birinin yaşadığını hatırlatmanın, kaydın silmeye çalıştığını ayakta tutmanın adı. Dört Ayaklı Şehir’in farklı illerde risk altındaki hayvanları kurtarma, iyileştirme ve yuvalandırma çalışması Can Yoldaşını Yaşat kampanyası büyüyor, hayvanları yaşatmaya yönelik tek tek insanların çabası da. Şiddet sistematik ve kitlesel olduğunda bu ihtimamın pratiklerinin şiddeti dönüştürmesi kolay değil ama mümkün. Yeter ki olan bitene tanık olmaya, hayvanlara arkamızı dönmemeye devam edelim. Bu kararlılık, şu an elimizdeki en büyük güç. Şehrin haritası daraltılabilir; ama o haritada kimlerin yaşadığını hatırlayanlar durdukça, kapıların hepsi kapanmış sayılmaz. O kapıları açık tutacak şey de, hayvanlarla bağımız diye düşünüyorum.
Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.




