ABD ve İsrail’in İran saldırısı: Dertleri demokrasi değil
Bilhassa son on yılda İsrail’in askeri teknoloji alanında kendisine karşıt rejimlerin ve bölgesindeki ülkelerin çok önüne geçmesi sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada dengeleri alt üst etti.
Bir milat arayacak olursak belki 2020’yi zikredebiliriz. Yani ABD'nin, İran’ın en önemli komutanlarından Kasım Süleymani'nin bulunduğu konvoya Bağdat Havalimanı'nı terk ederken gerçekleştirdiği hava saldırısı ve bu saldırı sonucunda Süleymani’nin öldürülmesi.
Hatırlanacak olursa BM'nin yargısız ya da tartışmalı infazlar üzerine çalışan özel raportörü Agnes Callamard, o tarihte, ABD'nin, saldırının uluslararası hukuka göre meşru sayılabilmesi için yeterli delili sunamadığı savunmuştu.
BM’nin rapor ve uyarılarını ABD umursamadığı gibi İsrail’de Netanyahu rejiminin de gemi azıya almasıyla bu tür saldırılar arttı. Bu cümleden bir diğer kritik gelişme olarak da Hamas Siyasi Büro Şefi Haniye’nin Tahran’da öldürülmesini sayabiliriz.
Haniyeh, hatırlanacağı gibi 2024 yılında İran'ın başkenti Tahran'da İsrail saldırısı sonucu kişisel korumasıyla birlikte suikasta uğradı. Haniyeh, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın göreve başlama törenine katılmıştı. Sonrasında askeri yönetim altındaki bir misafirhanedeki konaklama yerindeyken öldürüldü.
Bütün bunlar bize İsrail ve ABD’nin, İsrail rejimine düşman gördükleri herkesi istedikleri yerde, koltuklarından hiç kalkmadan, bir füze saldırısıyla öldürebilecek teknolojiye sahip olduklarını gösteriyordu.
Bu saldırının öncesinde ise Hamas’a bağlı tugaylar İsrail’e yönelik bir saldırı başlatmış, Netanyahu Hükümeti buna Gazze’ye yönelik bir soykırım ile karşılık vermiş, on binlerce insan hayatını kaybetmiş, Gazze yerle bir olmuş, dünya da olup biteni seyretmişti. Bu soykırıma Trump yönetiminin verdiği destek şüphesiz unutulmayacaktır.
Şimdi ABD ve İsrail uzun yıllardır kafalarına koyduklarını hayata geçirmek üzere İran’a yönelik bir saldırı başlattılar. İran dini Lideri Hamaney ve birçok üst düzey İranlı komutan ya da yönetici, füze saldırıları ile öldürüldü.
Bu saldırı ABD ile İran arasında nükleer görüşmeler sürerken cereyan etti. Yani önce İsrail sonra da ABD diplomatik görüşmelerin tam ortasında, savaş ilan etme gibi bir usulü bile hiçe sayarak füzelerin düğmesine bastı. İran bu saldırılara karşılık veriyor ve bölgedeki ABD üslerini ve İsrail’i vurmaya çalışıyor ancak güçler arasındaki dengesizlik ortada. Hamaney, eşi ve çocuğuyla yaşadığı konutta öldürüldü.
ABD ve İsrail uzun süredir İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağını savunuyor ve bunu önlemek için tüm yollara başvuracaklarını ilan etmekten geri durmuyordu.
İran ise bilindiği gibi İsrail’in bölgedeki baş düşmanı. İsrail’in bölgede yaklaşık 70 yıldır sürdürdüğü genişleme ve işgal politikalarına Arap dünyası karşı gelse de bu ülkeler ABD ile iyi geçinmeye hep özen gösterdiler. İran ise gerek ABD, gerekse İsrail’i karşısına almaktan hiç çekinmedi.
Beri yandan İran’ın, Kasım Süleymani suikasti karşısındaki çaresizliği ile birlikte, sadece kendi halkına zulmetme gücüne sahip bir rejimden ibaret olduğu da ortaya çıkmıştı. Geçen yılki İsrail’in füze saldırılarına evet yanıt verdiler ancak bu yanıt, kapasitelerinin sınırını de esasen ortaya koymuş oldu.
Genel manzaraya baktığımızda İsrail, yukarıda da bahsettiğimiz gibi soykırım yoluna dahi başvurarak etrafında muhalif, düşman ya da rakip bırakmama konusunda kararlı. Bu düşmanları büyük ölçüde işgal ve katliamlar yoluyla, yani kendi elleriyle yarattığını kendisi ve tüm dünya, (ve elbette ABD) bilse bile.
ABD ve İsrail’in elde ettiği bu ileri teknoloji, Rusya’nın Ukrayna işgaliyle batağa saplanması göz önüne alındığında daha da ürkütücü bir hal alıyor. ABD ve İsrail’i durduracak, dengeleyecek bir güç yok. Bir başka emperyalist ve otoriter rejim olan Rusya’dan medet umduğumuzdan ya da umacağımızdan değil, ancak dünya siyaset dengeleri son tahlilde tamamen yok olmuş durumda. Tahterevallinin bir ucunda ABD ve İsrail oturuyor tüm ağırlığıyla. Havada olan diğer uçta ise neredeyse tüm ülkeler. Venezuela lideri Maduro’nun haydutça bir operasyonla ülkesinden alınıp ABD’ye götürülmesinin üzerinden daha kaç ay geçti ki?
ABD bu operasyonu İran’da rejim değişikliği amacı ile gerçekleştirdiği iddiasında. Yani ABD İran’a füzelerle demokrasi getirecek. ABD’nin bilhassa da Trump’ın böyle bir derdi olmadığını herhalde 10 yaşındaki çocuklar bile biliyor. Evet Tahran, kendi vatandaşlarına eziyet etmekte gayet mahir, ülkede rejimden yaka silkmiş milyonlar var, ama bir ülkeye ABD işgali ya da füzeleriyle demokrasi geldiğini görmedik.
Girdiğimiz yeni dönemin içinde yepyeni bir döneme daha giriyoruz. Teknolojik silahlanma bildiğimiz dünyayı çoktan değiştirdi. Bir odada oturan siyasetçiler fırlattıkları füzelerin nereye düştüğünü ekrandan seyrediyor, bu fotoğrafları servis ediyor, sonra çıkıp kimsenin inanmadığı cümlelerle basın açıklamaları yapıyor. BM gibi uluslararası güçler artık birer figüran bile değil.
Bu arada Gazze, İran’da çocuklar ölüyor. ABD ve İsrail’in son saldırısında İran'da 115'i kız çocuğu olmak üzere en az 200 kişi öldürüldü. Bir odadan fırlatılan füzelerle.
Savaş her zaman berbat bir şeydi. Artık daha da berbat.

