Agos’un 30. yılını kutluyoruz. Bunun içinde hemen hemen on beş sene boyunca köşe yazılarıyla katkıda bulunmaya çalışmak benim için de hayatımın önemli bir işi ve bir gurur vesilesi oldu. Bunun için köşe yazmam teklifinde bulunarak bunu sağlayan eski genel yayın yönetmeni Rober Koptaş’a ve görevi ondan sonra devralan Yetvart Danzikyan’a, Dink ailesine ve tabii ki siz okuyuculara bu vesileyle teşekkür ederim. Bundan da öte, başta Agos’u kuran Hrant Dink ve arkadaşlarına ve 30 sene boyunca en zor zamanlarda dahi bayrağı yere düşürmeden bugünlere kadar getiren, çorbada en ufak bir tuzu bulunan herkese hepimizin bir teşekkür borcu var; çünkü Agos ve onun için ödenen bedeller olmasaydı, belki birçoğumuz farkında değil ama bugün birçok şeyi bu kadar rahat konuşuyor olamazdık.
Türkiye şartlarında özgürlük zaten zor bir konu, Agos ilk günden beri o zorluklar içinde söz söyleyebilme, sesini duyurabilme imkân ve alanlarını arttırdı ve bunu sadece Türkiye Ermeni toplumu için yapmadı çünkü Agos ilk günden beri özgürlük davasının tek ve bir bütün olduğunun farkında olan bir mecra oldu. Devlet tarafından hakim etnik grup olarak tanımlanan grubun dışında kalan herhangi bir grubun tek başına özgür olması mümkün olmadığı gibi, anlamlı da değil. Agos, bu bilinçle toplumda ikinci sınıf görülen, şu veya bu kimliğinden veya sınıfından dolayı baskı altında tutulan, marjinalize edilen, hakkı yenen bütün grupların sesi olmaya çalıştı, hâlâ da çalışıyor.
Türkiye Ermeni toplumu için de önemli bir kilometre taşı oldu Agos. Türkiye’de, hadi öncesini bir kenara bırakalım, cumhuriyet tarihi boyunca Ermenilerin diğer azınlıklarla birlikte karşılaştığı sorunlar, maruz kaldığı baskı, Ermeni kimliğinin hakaret unsuru olarak kullanılmış olması malum. Bütün bunlar eşitlik ilkesini bozarak Ermenilerin gerçek vatandaşlar olmasını engelledi. Fakat, vatandaş olma vasfını yıpratan bir başka durum da bu haksızlıklar karşısında hakkını savunamamaktır çünkü vatandaş denilen kişi, tanımı gereği kamusal alanda fikrini söyleyebilen, kendince doğruları açıkça savunabilen kişidir. Ermeniler ve diğer azınlıklar kuşaklar boyunca bunu yapamadılar. Dolayısıyla vatandaşlığa çifte darbe söz konusuydu: bir, eşitliği bozup hakları çiğneyerek; iki, bunlara itiraz edilmesinin önünü kapatarak, bu çabaları kriminalize ederek. Agos, haksızlıkları sonlandıracak yetkiye sahip değil ama bu haksızlıkları, baskıları dile getirerek Türkiye Ermenilerinin vatandaş olabilmesi yolunda büyük katkıda bulundu. Bir de tabii işin kolektif veya toplumsal onur kısmı var çünkü sana yapılan haksızlık karşısında itiraz edememek seni küçük düşürür. Bir bakıma Agos, Türkiye Ermeni toplumunun onurunu da ayakta tuttu.
Agos’un başka bir önemli işlevi de Ermeni toplumuyla geniş Türkiye toplumu arasında bir köprü veya iletişim aracı olma vasfıdır. Mâlum olduğu üzere insan tanımadığından, bilmediğinden daha fazla endişe duyar. Türkiye Ermenileri geniş toplumu tabii ki tanıyordu ama tersi hiçbir zaman doğru olmadı. Yani, Türkiye’de Ermeni sözcüğü olumsuz anlamda sık sık kullanılırken Ermenileri şahsen veya kitabi olarak tanıyan, dilini, kültürünü, adetlerini, tarihini gerçekten bilen çok az kişi vardı. Bugün belki bu sayı hâlâ olması gerektiği kadar yüksek değil ama Agos, yaptığı haberlerle, yayınlarla Ermenilerle toplumun geri kalanı arasındaki aşinalığı arttırdı, dolayısıyla husumeti, gerginliği azalttı.
Geride bıraktığımız 30 sene boyunca Agos’un yanlışı, eksiği olmamış mıdır? Tabii ki olmuştur. Aksi, eşyanın tabiatına aykırı olurdu ama Agos olmasaydı, farkında olalım olmayalım, kaybımız büyük olurdu. Agos’un var olmaya devam etmesi hâlâ önemli çünkü Türkiye’de özgürlük hâlâ zor ve buna el verecek mecralara hâlâ ihtiyacımız var.


