AİHM ve AYM kararları için elinizi tutan mı var?
MHP Lideri Bahçeli’nin “Öcalan gelsin DEM Parti grubunda konuşsun, örgütün lağvedildiğini açıklasın, umut hakkından faydalansın” çıkışıyla başlayan süreçte önemli bir eşik geçildi. TBMM’deki partilerin katılımıyla oluşan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” aylar süren toplantıların ardından raporunu tamamladı ve rapor oylanarak kabul edildi.
DEM Parti’nin itirazları oldu ve rapora şerhle onay verdi. Bu itirazlar sayfalarımızda yer alıyor zaten. EMEP ve TİP ise rapora hayır oyu verdi.
EMEP’in gerekçesi raporun “antidemokratik hazırlanması, Kürt sorunu ve temel haklara yer vermemesi, iktidarın siyasi yaklaşımını yansıtması ve barış ile demokratikleşme için somut, güven verici adımlar içermemesi.”
TİP’in gerekçesi ise “Raporun Kürt meselesini açıkça tanımaması, güvenlikçi yaklaşımı sürdürmesi, somut demokratik çözüm ve güven artırıcı adımlar içermemesi, hukuksuzluklara değinmemesi ve samimi bir barış iradesi göstermemesi.”
Raporda Bahçeli’nin bahsettiği Öcalan için “umut hakkı” yer almadı ancak şu ifadelere yer verildi: “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli, ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.”
MHP’li Feti Yıldız böyle bir formülün ipuçlarını zaten vermişti. Bu ifadeler olumlu elbette ancak ister istemez insanın aklına şunlar geliyor: AYM ve AİHM’nin Osman Kavala, Can Atalay, Selahattin Demirtaş hakkında kararları zaten var. Ve bu kararları uygulamak için yargının da hükümetin de elini tutan yok.
Ayrıca şunu da hatırlatmak gerekir ki AYM TİP milletvekili Can Atalay hakkında hak ihlali kararı verdiğinde Anayasa Mahkemesi üyelerine en sert tepki MHP’den gelmişti. Yargıtay da zaten hukuk dışına çıkarak AYM kararını uygulamadı.
Rapor şimdi TBMM’ye gidecek çünkü komisyonun yasa hazırlama yetkisi yok. TBMM’de ilgili komisyonlar bu öneriler üzerine belli ki yasa taslakları hazırlayacak ve bu taslaklar TBMM’de oylanacak.
AKP ve MHP rapora sahip çıktığına göre, DEM Parti de şerh koyarak da olsa raporu onayladığına göre bu yasaların tartışmalar eşliğinde olsa bile TBMM’den geçeceğini varsayabiliriz.
Peki bütün bunlar gerçekleştiğinde “Kürt meselesi” çözülmüş mü olacak? İktidarın iddiası bu. Biz de öyle olmasını umalım. Ancak bu tür meselelerin sadece “hukuki” adımlarla çözülmediğini bilerek. Her şeyden önce yeni bir dil, yeni bir söylem gerekiyor. AKP-MHP cenahı ise işler biraz istediği gibi gitmediğinde (Suriye-SDG örneğinde olduğu gibi) hemen eski düşmanca dile sarılıyor.
Tüm bunlar olurken Öcalan’ın ne diyeceği ya da dediği de önemli elbette. DEM Parti heyeti geçtiğimiz günlerde İmralı’da Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Öcalan, raporla ilgili "'Terörü tasfiye' mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder" demekle birlikte “Bütün çalışmalarımızı Demokratik Cumhuriyet esprisi ile yürütüyoruz. Kürtlerin entegrasyonu, Cumhuriyet'in en temel ayaklarından biri olacaktır" ifadelerini kullandı.
Öcalan ayrıca "Demokratik bütünleşmenin ruhuna uygun olan, bir yerel demokrasinin varlığı ve kurumsallaşmasıdır. Suriye için de önerdiğimiz budur" dedi. Örnek olarak da “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na işaret etti.
Öcalan’ın önerileri süreçte ne derece karşılık bulacak bilemiyoruz. DEM Parti ve Öcalan’ın bütün bu adımların “Terörü tasfiye” olarak tanımlanmasına itirazları da kayda geçmiş durumda ancak baştan beri belirttiğimiz gibi “süreç” AKP ve MHP’nin arzu ettiği tonda ilerliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da zaten raporun kabul edilmesinden sonra şunları söyledi:
“Yol haritası niteliğindeki bu raporu önemli bir kazanım olarak görüyorum. Silah bıraktığını ilan eden terör örgütünün tamamen tasfiyesi noktasında bazı adımlar atılacak. Böylece önce terörsüz Türkiye'yi, inşallah ardından da terörsüz bölgeyi coğrafyamızda kuvveden fiile çıkaracağız."
Bu süreci daha çok tartışacağız belli ki ancak şu noktayı tekrarlamakta beis yok: Daha eşit, daha özgür, daha demokratik, insan haklarına saygılı bir ülke için gerek AİHM, gerekse Anayasa Mahkemesi kararları açısından elimizde yeterli içtihat var. Bunları uygulamak Kürt meselesi de dahil olmak üzere bugün bile mümkün.

