İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 106'sı tutuklu 401 sanığın yargılanmasına geçtiğimiz hafta başlandı. İmamoğlu için 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Dava İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’ten tam bir yıl sonra başladı. 9 Mart’ta. Yani İmamoğlu bir yıl, hakim karşısına çıkmadan cezaevinde yattı. Bu yetmezmiş gibi binlerce sayfalık bir iddianame ile, “Suç Örgütü” kurmakla suçlanıyor. Tüm bu süreç boyunca iktidar ve iktidara bağlı medya, suçlamaların tamamını gerçekmiş gibi sundu.
Sonuçta yargılama başladı ama nasıl? İmamoğlu (ve diğer sanıklar) zaten hapis yattıkları Silivri Cezaevi’nde kurulan bir salonda yargılanıyor. Duruşmaları izlemek, her gün Silivri’ye gitmeyi göze alanlar için bile zor. Ve şunu da hatırlatmak gerekir ki duruşmalar haftalarca sürecek. Yani avukatlar, sanık yakınları ve gazeteciler her gün kilometrelerce yol gidip geri gelecekler.
Mesele bununla da bitmiyor. Salona sınırlı sayıda gazeteci alınıyor ve gazeteciler sanıkların, tanıkların, avukatların, mahkeme heyetinin diyeceklerini güç bela duyacakları kör bir noktaya yerleştirildi.
Önemli bir mesele daha. Duruşmalar, hukuk sistemine göre aleni olarak yapılmak zorunda. Yani her vatandaş ilgili olsun ya da olmasın, her duruşmayı izleyebilir. Ancak burada bırakın vatandaşları, sanık yakınları için bile bir kısıtlama söz konusu. Son alınan karara göre tutuklu sanıkların birinci veya ikinci derece yakınlarından yalnızca bir kişi salona girebilecek.
Bütün bunların yanısıra mahkeme heyeti her tür tartışmada duruşmayı erteleyiveriyor. Sanıkların yakınlarına el sallaması bile mesele edildi, mahkeme heyeti darbe dönemi yargılamalarını hatırlatan bir tutum izledi.
Darbe dönemi demişken... İmamoğlu tutuklandığından bu yana CHP yönetimi bu yargı operasyonunu siyasi bir darbe olarak nitelemişti. Ben de bu sütunda defalarca bu saptamanın durumu tarif ettiğini yazmıştım. CHP Genel Başkanı Özgür Özel İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra oluşan tepkileri ve toplumsal hareketliliği dikkate alarak “Darbeyi püskürttük” demişti ancak iktidarın bu yargılama sürecini aylara belki de yıllara yayarak bahsettiğimiz toplumsal hareketliliği sönümlendirmek ve İmamoğlu etrafında oluşan toplumsal desteğin altını olabildiğince yontmak istediği ortada.
Bu süreçte MHP Lideri Bahçeli’nin “Duruşmalar TRT’den yayınlansın” çıkışı dikkat çekiciydi. Ancak AKP ve Erdoğan bu çıkışı ciddiye almadı. Bununla da kalmayarak davanın (ya da darbenin diyelim) hukuki açıdan uygulayıcısı İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’i Adalet Bakanı yapıverdi.
Peki günün sonunda önümüzde nasıl bir tablo var? Darbe dönemlerini aratmayacak bir yargılama yapılıyor. Erdoğan ilk seçimdeki en önemli rakibi İmamoğlu’nun önünü kesmek için her yola başvuruyor. İddianame “Öyle duydum” “Öyle hatırlıyorum” gibi ifadelere dayalı.
Davanın nasıl ilerlediği açısından çarpıcı bir örnek verelim. Tutuklu isimlerden İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe'nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan, Gökçe'ye yöneltilen suçlamaların dayandırıldığı MASAK raporlarının kendisine verilmediğini söylemişti.
TRT Haber ise söz konusu ifadeyi yalanlayarak MASAK raporunun bir CD içerisinde avukata iletildiğini öne sürdü.
Gökçe şu açıklamayı yaptı:
“TRT'nin paylaşımı gerçeğe aykırı. TRT’nin sözünü ettiği CD’nin içinde, İlbak Holding, Eyüp Subaşı, Murat Kapki gibi isimlerle ilgili raporlar yer alıyor. Raporlarda, malvarlığıma ilişkin bir inceleme yer almıyor. Zaten kamu görevlisi olduğum için düzenli olarak mal beyanı sunuyorum.”
O zaman TRT ile bitirelim. Bir kanun çıksın ve TRT duruşmaları canlı yayınlasın. Milyonlarca insanın ne olup bittiğini görmeye hakkı var.


