Bir takvim rastlantısı olarak bu yıl aynen 30 yıl önce olduğu gibi Agos’un kuruluş tarihi ve Paskalya Bayramı aynı haftaya, 5 Nisan tarihine denk geliyor. Paskalya, Hıristiyan inancına göre İsa Mesih’in ölümünün üçüncü gününde dirildiğine inanılarak, o güne atıfla tesis edilmiş bir bayram. Paskalya’nın en önemli mesajlarından biri İsa’nın ölümüyle ölümü yendiğidir. Agos âlemi için ise aynı benzetmeyi Hrant Dink şahsında yapmak hiç de yadırgatıcı olmasa gerek. Nitekim bu gazetenin kurucusu da ölümüyle ölümsüzleşen bir figür oldu birçok insan için.
Anımsayalım, 2015’te 1915 kurbanları da Ermeni Kilisesi kararıyla ‘azizler’ olarak tanımlanmış ve bir anlamda ölümsüz kılınmışlardı.
İşin aslı Agos’un yayın hayatına başlaması Cumhuriyet tarihi boyunca üzerine ölü toprağı serpilmiş olan bir toplumun yeniden hayat bulmasıydı. Hayat bulmaktan kasıt görünür olmak, duyulur hâle gelmek, fark edilmek ise, Türkiye Ermeni toplumu geçen onyıllardaki kimi girişimlerin de hakkını teslim ederek söyleyelim, en güçlü ifadesini Agos sayfalarında Hrant Dink’in imzasını taşıyan sütunlarda buldu. O güne kadar yaşanan, kalecisi savunması olmayan bir takıma gol atmaktan ibaretti. Ulusal basın hiçbir etik kuralı dinlemeden, her Asala eyleminden sonra, topyekûn Ermenileri kast ederek, “Köpekler” diye manşet atabilmekteydi. Patrikhane dışında bir temsil ortamı olmayan toplum Agos’la bu hakaretlere en uygun üslupla, daha da önemlisi Türkçeyle cevap verme imkânı buldu. Tarihin ve yaşamın öğrettiği pratikle biliyoruz, dik duruşun bir bedeli vardır ve bu bedel 19 Ocak 2007 tarihinde ödendi.
Türkiye’de ve her yerde aklı bulandırılmış 17 yaşında bir katil bulmak hiç de zor değildir. İnsanoğlunun zaaflarından biridir bu. Genel tabloya bakacak olursak kimisi ‘Allahuekber’ nidalarıyla kafa keser kimisi ise sadece İsrail’de olduğu Filistinlilere uygulanmak üzere tasarlanmış ölüm cezası yasalaşınca mecliste şampanya patlatır. Tarih boyunca sömürge topraklarında Hıristiyanlık adına da az zulüm yapılmadı Bunca kötülüğün arasında Agos, 30 yıldır Hrant’ın itiraz sesini canlı tutmaya çalışıyor. Bunun dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Nitekim en dostane muhabbetlerde bile üçüncü şahıslara “Tehlikeli adam” diye tanıştırılıyoruz. Neyse ki söz konusu üçüncü şahıs “Merak etme ben de tehlikeliyim, arkadaşından bana bir zarar gelmez” demeyi biliyor.
Özgür basının ve gazeteciliğin gitgide zorlaşan şartlarda görevini yaptığı günümüzde Agos’un tabii ki söyleyecek sözü var. Bu söz, bütün toplumun duyurmaya çalıştığı bir çığlık adeta.
Agos öncesinde göze batmama, görünmeme, fark edilmeme üzerine kurgulanan duruşun güvenli bir ortam sağlayamadığı gayet açık. Görünmez olmak yerine tam tersine itirazı yükseltmek, haklı talebi dillendirmek ve bunun için mücadele etmek şiarıyla Agos, üstlendiği misyonu nefesi yettiğince, gücü el verdikçe, bayrak yarışı gibi elden ele aktararak sürdürecektir. Bu bir vaat değil, içilen bir ant olarak okunmalıdır.


