Asıl güvenlik sorunu olan

Bilindiği gibi, evrensel hukukun öznesi insandır.
Evrensel hukuk normları, insanlığın bir kısmı, diğer hiçbir kısmını insanlıktan çıkaramasın, devletler, yurttaş olsun olmasın bireylere bir daha insanlık dışı muamele yapamasın diye düzenlenmiş, yürürlüğe konmuştur.
Türkiye, evrensel hukuk normlarının ve sözleşmelerin tarafıdır ve üstelik Anayasa’da devletin bir hukuk devleti olduğu yazılıdır.
Ama ne yazık ki ilkeleri insan hakları rejimince belirlenmiş ancak uygulaması tek adamın insafına bırakılmış bu sistemde, iktidar ‘biz’i kurarken öteki olarak tanımladığını dışarı atıyor. Dışarı attığı bireylere yönelik şiddeti de meşrulaştırma amacını taşıyan nefret dilini yaygınlaştırıyor ve bu çok tehlikeli girişimi giderek artan ölçüde yaygınlaştırıyor.
Yurttaş olup olmadığına bakmaksızın egemenlik alanındaki insanların haklarını ihlal ediyor, insanların bir kısmını geçici ya da sınırlı haklarla tanımlıyor yani insandışılaştırıyor.
İnsan olmak, varlığını sürdürme gücünün asla elinden alınamayacağı bir varoluştur. Kendi varlığını sürdürme gücü elinden alındığında ortadan kalkan bir varlıktır sözünü ettiğimiz.
Değer taşıyıcısı ve değer üreticisi, eşitleriyle birlikte kendisini kuran, oluşturan, biçimlendiren, yapan bir tür olarak insandır söz konusu olan. Son zamanlarda operasyon adı altında yapılanlar ve yürütülenler insanın varoluşunu ortadan kaldırıyor.
Çünkü biliyoruz ki her türlü yasadan önce ve her türlü yasadan bağımsız olarak önce insan vardı, önce hak vardı. Evrensel hukuk, her türlü yasanın içermesi gereken dokunulamaz, insan olmak bakımından sahip olunan niteliklerin tasnifidir bir bakıma.
Bir yandan Anayasaya hukuk devleti olduğunuzu yazıyor, insan hakları evrensel hukuku adını verdiğiniz koca bir külliyatı yürürlüğe sokuyor, uluslararası sözleşmeleri imzalıyorsunuz ama öte yandan yurttaşlarınızın bir kısmının insan olmaktan kaynaklanan haklarını sürekli ihlal ediyor, varoluşlarına saldırıyorsunuz.
Üstelik bu saldırıları, aslında başta gelen görevi insanı ve haklarını savunmak olan yargı uygulayıcıları eliyle yapıyorsunuz, insana, onun varoluşuna saldırıyorsunuz.
Son günlerde kafanızdaki ‘biz’in dışına atmak istediğiniz bir kesimi, “ailem güvende” adı altında ‘güvenlik sorunu’ olarak tanımlayıp hukuka, yürürlükteki yasa ve yasal düzenlemelere tamamen aykırı biçimde bir gece evlerini basıp gözaltına alıyor, tutukluyorsunuz.
Üstelik ceza hukukunda böyle bir suç tipi olmadığı, suç olarak tanımlanmadığı halde dışarı atmak istediklerinizin varlıksal özelliklerini topluma suçmuş gibi sunuyorsunuz.
‘Ailem güvende” ve ‘adli işlem’ adı altında yürüttüğünüz operasyonlar ile kullandığınız ‘güvenlik’, ‘adli işlem’ gibi tanımlarda bir yandan adaletsizliği görünmez kılıyor öte yandan da ‘bizden değil’ mesajı vererek toplumun yeni düşmanla nasıl ilişki kuracağını da belirliyorsunuz.
LGBTİ+ kimliğini ve hak savunuculuğunu kriminalize ediyor, güvenlik sorunu olarak sunuyorsunuz.
Evet gerçekten bir güvenlik sorunumuz vardır ve bu sorun çok ciddidir.
Bu güvenlik sorununun adı da “hukuki güvenlik” sorunudur.
Hukuki güvenlik ilkesi, kanunların açık, net, öngörülebilir ve istikrarlı olması, keyfi uygulamalara yer verilmemesi ve adil yargılanma hakkının korunmasını içermektedir.
Hukuk devleti, bireylerin temel haklarının korunmasını güvence altına alan ve hukuki güvenliğin sağlanmasını zorunlu kılan bir yönetim anlayışıdır.
Hukuk devletinde devlet ve bütün kurumları, özellikle yargı eliyle hem kendi koyduğu kurallara uymak hem de bireylerin hak ve özgürlüklerini korumakla yükümlüdür.
Hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede neyin ‘suç’ sayılacağını asla önceden bilemezsiniz ve her an kapınız çalınabilir.
Ülkenin en önemli ve başta gelen güvenlik sorunu hukuki güvenlik sorunudur.
Hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir.


