“Aşugh” Sayat Nova hakkında az bilinen gerçekler

Ermeni halk müziği deyince ilk akla gelen isimlerden biri şüphesiz, Sayat Nova. 280 yıl öncesinden günümüze kadar ulaşan eserlerinin 2026'da bile genç nesiller tarafından modernize edilmesi, sanatının ölümsüzlüğünün en büyük göstergesi. Ancak Sayat Nova, yalnızca Ermeniler için en bilinen ve sevilen ‘Aşugh’ (aşık) sıfatının sınırını özellikle yaşadığı dönemde aştığını kanıtlanmış bir aşık. Doğduğu ve yaşadığı coğrafyada Gürcü, Türk ve İran halkların sanatına olan ilgisi, yaşamı sonrası bıraktığı eserler, hayatına yönelik sayısız araştırma ve yer yer sahiplenme tartışmaları, ona uluslar üstü bir sanatçı olma kimliğini kazandırdı. Sayat Nova’yı çağdaşı olan ozan ve aşıklardan ayıran temel özellikler, şiirlerinde kullandığı makaronik (iki veya daha fazla dilin harmanlandığı) formdaki eserleri, olağanüstü armoni duygusu, kafiye kullanımdaki ustalığı, güçlü ritim anlayışı ve en önemlisi şiirlerindeki açık ve içten anlatımıdır.
Sayat Nova araştırmaları (Sayatnovagutyun) sürecinde kendinden önceki bilimsel olmayan çalışmalara yenilerini eklemeyen birçok akademisyenin yanılgılarını, zaman zaman hükümetlerin politik yönlendirmesine kurban gitme hikayesi bu yazıya sığmayacak ancak bunlar hayata geçecek bir projenin ‘spoiler’ı olarak şimdilik bekleyedursun. Bu yazının amacı, Sayat Nova’nın bıraktığı edebi mirasa, yüreğinden taşan sevgiyi şarkılarında dâhiyane dil kullanımı penceresinden bakmak.
Bu manzarayı iyi anlamak için Sayat Nova'nın hayatına kısaca değinmek gerekir. Gerçek adıyla Harutyun Sayatyan, Haziran 1712'de Tiflis’in Sanahin köyünde Havlabar’lı Sara ile Adana Halepli Makhtesi (Hacı) Garabet’in çocuğu olarak dünyaya geldi. Gürcistan Kralı II. İrakli (Erekle) döneminde XIII. Girogi’ye bağlı bir serfti. Sınırlı eğitiminden sonra dokuma atölyelerinde çıraklık yaparak meslek edindi. Lori bölgesinde İgihat köyünden Şahverdi’nin kızı Marmar ile evlendi ve Melikset, Ohan, Sara ve Maryam adında dört çocuğu oldu.
O dönem halkın sosyalleşmek için toplanırken aşıkların hünerlerini sergilediği “meclis” adı verilen meydanlarda veya kapalı alanlarda Sayat Nova, beste ve şiirlerini enstrüman icra yeteneğiyle birleştirerek kısa sürede tanındı ve selefi Naghaş Hovnatan gibi Gürcü Kralı II. İrakli'nin saray müzisyeni ve eğlendiricisi olarak çalıştı. Bu buluşmanın temelinde Tiflis'e baskın yapan Lezginler tarafından kaçırılan Sayat Nova'yı 20 yaşından beri tanıyan Kral II. İrakli'nin fidye karşılığında kurtarması ve 1742'de sarayına davet etmesi yatar. Ancak bu dostluk, kralın gözdesi olması nedeniyle entrikaların hedefi haline gelen Sayat Nova’nın saray hayatının zorluklarına dayanamayıp dokumacılık için serbest çalışmaya dönmesi yüzünden zedelenmeye, akabinde ise nüktedan şiirlerinin sarayın ileri gelenlerine küfüre varan ifadeler kullanması sebebiyle kralı gücendirmesinde neden olur.
Önce 1752'de saraydan aforoz, birkaç yıl sonra affedilerek göreve iade edilir ancak 1759 yılında saraydan sürgün gelir. Bu olayın tarihi belgesi, küçük oğlu Ohan’ın sözlerine dayanır. Sayat Nova ise pişmanlığını Gürcüce yazdığı şiirinin “Bütün bunlar kendi aklım yüzümden oldu" dizesinde dile getirir. Bu sürgünün sebebi Wikipedia da dahil hatalı işlenir ve Anna Botanişvili ile gerçekte var olmayan bir aşk ilişkisi denir. Ancak çok sayıda güçlü kanıt böyle bir yasak ilişkinin yaşanmadığını gösterir.
Bu tarihsel detaylara daha fazla girmeden Sayat Nova’nın mutlak mirası olan ve günümüze ulaşan “Daftar/Dedrak”ın (defter) sayfalarını açalım. Kendi el yazısıyla hazırladığı şiir defteri, Hovannes Tumanyan tarafından satın alındı ve Ermenistan'da Yeğişe Çarents Edebiyat ve Sanat Müzesinde muhafaza ediliyor. Defteri ilk inceleyen ve tercüme çalışmalarına başlayan kişi Kevork Ahverdiyan idi. Defterde 108 adet tam, 8 adet yarım kalmış şiir bulunur. Ancak defteri eşsiz kılan Sayat Nova’nın biri hariç tümü Ermenice olan şiirleri Gürcü alfabesiyle yazmış olmasıdır. İstisna olan şiirinde ise hem Ermenice hem Gürcü harfleri kullanmıştır. Türkçe şiirleri ise Lori-Borçalı Türkçesi’nin Ayrımlu lehçesinde ve büyük çoğunluğu Ermeni, kalanı Gürcü alfabesi kullanılarak yazılmış. Daftardaki şiirlerin 47'si Ermenice kalanı Türkçedir. Bununla birlikte günümüze ulaşan toplam 230 eserin 121'i Türkçe, 68'i Ermenice, 35'i Gürcüce ve 6'sı Rusçadır. Türkçe şiirlerinin Ermeniceden fazla olması şaşırtıcı gelebilir ancak bunun sebebi o dönem coğrafyasında ‘aşugh’ geleneğinin ortak dili Azeri Türkçesi olmasıdır. Sayat Nova, Fars-Arap harflerini tanısa da duyarak öğrendiği bu Türkçe lehçesini şiirlerinde hakim olduğu Ermeni harflerini kullanarak kaleme almıştır. Daftarda tarihlenen ilk şiir 1742 yılına, son şiir ise 1759 yılına aittir. Sayat Nova bu defteri bizzat sarayın divan katibi Iovane Pentlelant'a (Hovannes Pentelents) teslim etmiştir. Pentelents, defterin 140. sayfasına kendi Gürcü el yazısıyla “Defterde bulunan bütün şiirler Sayat Nova’nın kendi kaleminden çıkmıştır” yazar. Sayat Nova'nın dehasının göstergesi yalnızca farklı alfabeleri kullanmak değil, özellikle Ermenice şiirlerinde farklı dilleri harmanlayabilmesindedir. Öyle ki 5 dili (Ermenice, Gürcüce, Türkçe, Farsça, Arapça) birden kullandığı bir şiiri de mevcuttur.
Bu noktada sayısız kez yorumlanan parçalardan birer örnek vermek gerekirse


Daftarda Türkçe şiirlerin Ermeniceden fazla olduğunu hatırlayarak özel bir dörtlüğe göz atalım. Sayat Nova araştırmacılarının çözemediği ve Sayat Nova’nın “Es noğdasız e” (bu noktasızdır) şeklinde aldığı nota istinaden bir enigma/şifreli yazı olarak literatüre geçen ve Ermenice harflerle yazılmış dörtlük şu şekildedir:
Gögda odag köl maraldur maral
Orhuda arvardur dargahda mah mah
Adlu ala pırsa handamu halal
Saraur saruma harada mah mah
Bazı kelimelerin anlamsız olduğu dörtlüğün en güçlü açıklaması ise şu şekilde:
Gökyüzü, masum geyiklerin yaşadığı yerdir;
Orada Yüce Tanrı ay ışıklarıyla aydınlanan görkemli sarayında bulunmaktadır.
Adıyla anılan dürüst ve hayırsever insanlar, içtenlikle Tanrı'ya kulluk etmeye layık olan kimselerdir.
Böyle insanlar ise Tanrı'nın nur yüzlü Peygamberinden ilâhî hikmete ulaşabilme hakkını istemektedirler.
Bu deşifrasyonun nasıl yapıldığını okuyucunun araştırmacı ruhuna bırakmakla birlikte bu dörtlüğün Sayat Novanın İran tasavvuf (sûfilik) geleneğinin bir takipçisi olduğunun güçlü bir kanıtı olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bestelerini yaptığı yaylı çalgısı "kamança"sından övgüyle bahsettiği şiirini 1759'da kaleme alan Sayat Nova’nın melodilerinin zamandan bağımsız olduğunu, günümüzde genç neslin hala eserlerini yorumlamasından anlayabiliriz. Çoğunlukla 6/8'lik ritim yapısına sahip parçaların bazılarını serbest ölçülü bölümler ve bunu takip eden hareketli kısımlarla harmanlayan Sayat Nova, dinleyici müzikal anlamda da kendine çeker.
Sayat Nova, saraydan kovulmasının ardından yine sanılanın aksine manastıra sürgün edilmedi. Gençliğinde kiliseye katip/okuyucu (Tbir) olarak hizmet eden biri olarak eleştirdiği saray yaşamından uzaklaştırıldıktan sonra 1759'da Ermeni Apostolik Kilisesine ruhani Stepanos adıyla rahip olarak atandı. 1768'de ise Hakhpat Manastırında keşiş olarak hayatına ailesi ile birlikte ancak daha kısıtlı görüşerek devam etti. Zamanın çoğunu kilisede geçirdiği için eşi Marmar’ın duyduğu özlemi "daftar"a kendi yazdığı “Keşke Tanrı, bu kara günlerde Der Stepanos'u bana bir an önce ulaştırsaydı. Bu defteri bana okusaydı; yalvarışlarım cevapsız kalmasaydı ve ben de ona hizmet edebilseydim” notundan öğreniyoruz. Din adamlığı süresince hiçbir eser üretmemiş olması, tüm eserlerini 83 yıllık yaşamının yalnızca yarısı kadar bir zamanda üretmesi üzücü olsa da, bıraktığı mirasın günümüze ulaşmış ve gelecek nesillere aktarılıyor olması onu, ölümsüzlüğün sırrını bulan bir ozan yapıyor. Yalnızca Ermenilerin değil, Gürcülerin ve Azerbaycan Türklerinin de sahip çıktığı bu kıymetli halk sanatçısına selam olsun.



