Avrupa sağının aşırı sağla imtihanı
Üstelik yüz sene önce aynı imtihandan Almanya orta mektebinde fena halde çakmasına rağmen… Öylesine ders alınmamış ki o dönemlerin ölümcül siyasî tercihleri külliyen tekrarlanıyor.
Bir dolu neden var ama en derinde, aşırı sağla ittifakın, hakiki ile farklı olana duyulan garezin siyasete dönüştürülebilmesi için meşru olduğu inadı var, hem de bir defadan bir şey olmaz dercesine. Sağ siyaset yüz sene öncesinin ölümcül tercihlerini unutmuş olsa bile Batı’da epeydir katlanarak süren aşırısağlaşmayı ve sonuçlarını nasıl göremez?
Yalnız bu defa sağın (ve sosyaldemokrat solun) aşırı sağ lehine istifası ve ikame edilmeye razı olması ulus-devletlerle sınırlı değil. Birbirini besleyen dört dinamik söz konusu: Batı memleketleri çapında mimetik bir aşırısağlaşma; aşırı sağı düzenli şekilde destekleyen iki ağır sıklet Amerika ve Rusya; bunların desteğine iştahlı, hızla gürbüzleşen beşinci kol neferi aşırı sağ partiler; toplumlar seviyesinde olağanlaşan aşırı sağ.
Bu dört dinamiği yapay zekâ, zıvanadan çıkmış iletişim/etkileme olanakları ve beşeriyet tarihinde benzersiz bir servet ve güç birikmesi ile okuyunca kıyameti beklemeye ihtiyaç kalmıyor. Ta ortasındayız.
Gidişat Avrupa’ya mahsus değil elbette, bu ölüm dansı her yerde, ne var ki kıta, bütün eksik, yanlış ve günahına rağmen yerkürede demokrasiye sahip çıkılmaya çalışılan son memleketlerin yoğun olarak bulunduğu coğrafya. O yüzden Avrupa’daki savrulmalar gayet kritik, hele ABD kutbundan muhtemelen ebediyen yoksun kalacak bir kıta için.
Sözü edilen tanılar elbette bir köşe yazısıyla toparlanabilecek boyutta değil; maalesef üzerlerine daha çok yazacak, konuşacağız. Bu haftalık bazı çarpıcı verileri sıralayalım.
Avrupa’da sağın aşırı sağa elini verip kolunu kaptırmadığı memleket pek yok. Alalım son dünya savaşı öncesi ve esnasında ulusal siyasetinde faşizme yüz vermemiş olmakla övünen Britanya’yı. Muhafazakâr Parti, Brexit’le peydahlanmış faşist Reform partisine teslim olmuş halde. İktidardaki “sol” İşçi Partisi ise sağ politikalarıyla Reform’a sanki bile bile çanak tutuyor. Öyle ki gözlemciler Reform’un gelecek hükümeti kurmasına kesin gözüyle bakıyor.
Geçelim anakaraya, Fransa sağı genel itibariyle ya doğrudan ya dolaylı, aşırı sağ ile pek çok hayatî kamusal meselede yan yana durmaktan artık çekinmiyor. Faşist Millî Birlik Mecliste en büyük grup. Marttaki yerel seçimler gelecek sene yapılacak cumhurbaşkanlığı ve vekil seçimlerinin akıbeti konusunda ilk somut işareti verecek. Partinin adayları, katiyen bu makamı doldurabilecek çapta olmasalar da yoklamalarda ısrarla birinci çıkıyorlar.
Diğer Avrupa ülkelerinde, aralarında ince ayrımlar olsa da durum kabaca şu: İtalya’da kavga çoktan kaybedildi, aşırı sağ iktidarda. Macaristan’da da öyle ancak faşizm bir zaman sonra bezdirdiği için aşırı sağ iki aya gidebilir. Almanya’da Nazi Partisi özelliklerini haiz oluşum AfD sürekli oyunu artırıyor. Belçika’da aşırı sağ hükümetin başını çekiyor; Bulgaristan, Çekya, Finlandiya, Hırvatistan, İsveç ve Slovakya’da diğer sağ partilerle hükümet ortağı, vakitlerinin gelmesini bekliyorlar. Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya’da hükümette değiller, ne var ki siyasî denklemlerde söz sahibiler.
Bu partilerin ortak özellikleri yapmak değil yıkmak. Denge denetleme başta tüm ulusal kurumlar ve Avrupa Birliği ile kan davaları var. Bu bağlamda, farklı hesaplarla AB’yi yok etmek üzere kolları sıvamış Amerika ve Rusya ile gayet uyuşuyorlar. Büyük abilerden akan kaynak, olanak az buz değil.
Gelelim aşırı sağa razı kalabalıklara. Ayın sonunu getirmekte zorlanan her Avrupalının (veya dünyalının) faşizme razı olabileceği diye bir kural olmasa da insanlar şimdilik bu yolda. Ahalinin ne Trump tehlikesini ne Çin’in önü alınamaz ekonomik rekabetçi üstünlüğünü ne iklim faciasını ne rekor üzerine rekor kıran küresel silahlanmanın sonuçlarını ne Avrupa’nın sosyal devletinin ancak vasıflı göçmen kabulüyle sürdürülebilir olduğunu inceleyip durumunu bu çerçevede değerlendirecek mecali var. Böyle olunca da günah keçileri hep olduğu gibi ellerinin altındakiler, aşırı sağın da ekmek teknesi olan “kendileri gibi olmayanlar”!
Soru şu: “krizde keskin ve kolaycı çarelere yönelerek özgürlük ve basiretten çarçabuk vazgeçmemizin hikmeti nedir?” Kriz eşittir korku, eşittir güvenlik talebi, eşittir radikal hikâye ve kuvvetli lider, eşittir akıldan feragat…
Sonu hiç iyi bitmeyecek küresel film yeni başlıyor.

