Batı’nın İslam’la imtihanı
İslam öcüsü, tuhaf bir tesadüfle Sovyetlerin çökmesi ve Demir Perdenin açılmasıyla eşzamanlı ortaya çıkar Batı’da. Bu tesadüf o zamanlar “Ötekisi olmadan kendi olamayan Batı” diye yorumlanmıştı. Zamanla ve hızla öcü dev bir heyulaya dönüştü. 11 Eylül 2001, Kuveyt ve Irak işgalleri, İslam Devleti, Avrupa’da ses getiren kitlesel cinayetler ve şimdi Filistin Soykırımıyla ipin ucu tamamen kaçtı.
Artık bugün, özellikle Avrupa, sabahtan akşama din savaşı veriyor. Kitle iletişim araçlarında İslam dininden bir biçimde söz etmeyen haber bülteni neredeyse yok. Siyaset erbabı, solun bir kısmı dâhil, savaşa taraf.
Tepki, ilk bakışta öne çıkan envaı çeşit küfür kıyametle sınırlı değil. Pek çok Avrupalı hükümet ve medya için Filistin Soykırımı ve bölgede esen savaş kasırgaları, faşist İsrail hükümetinin demesiyle Batı medeniyetini İslam’a karşı koruyan bir gereklilik. Soykırım kurbanlarının haber değeri yok, buna mukabil İsrail daimî gündem maddesi.
Onyıllardır yeni bir dil oluştu: İslamcılık, İslamlaştırma, ayrılıkçılık, cemaatçilik, selefîlik, Müslüman Kardeşlerden türetilen kardeşçilik (frérisme), büyük ikame (great replacement), şeriatçılık, istilâcılık ve daha niceleri.
Mücadele cephesinde ise ırksal ve dinî kimlik hatta mahrem temelli, savunmacı, korunmacı, saldırgan ve genellikle dayanaksız, islamofobi başlığı altında toplanabilecek bir dolu anlatı mevcut. Din-sonrası Avrupa toplumlarının kendi dinleri gibi İslam’ı da kavramaları zor. Üstelik Avrupa dışı bir inanç ve esas Ortadoğulu bir inanç olması, islamofobiyi araçsallaştırıyor, siyasî malzeme mertebesine çıkartıyor.
Duyan, nerede hangi taş kaldırılsa altından Müslüman çıkıyor sanır. Oysa nüfus hepi topu 46 milyon, toplam Avrupa nüfusunun yüzde altısı! En kalabalık Fransa’da 6 milyon, ardından Almanya’da 5 milyon ve 4 milyonu Britanya’da yaşıyor. 46 milyona Avrupa’nın “yerlisi” Balkan Müslümanları da dâhil.
Kaldı ki bizim mahallenin gayet iyi bildiği ama Avrupa’nın bir türlü idrak etmek istemediği “tek bir İslam” yok. Nitekim Avrupalının gördüğü ve görmek istediği İslam’la alakası olmayan milyonlar var. Ama kamusal görünürlüğü olan Müslümanın asla ve kat’a topluma ayak uyduramayacağı saplantısı söz ve eylemi tamamen belirler kuvvette. Hem inançlı hem yurttaş olunamayacağı saplantısının dayanağı ise bugünün gerçekleriyle bir alakası olmayan laiklik okuması.
***
Nedir Avrupa’nın (ve Batı’nın) İslam’la derdi? Onyıllardır bu konunun nasıl da dallanıp budaklanacağına dair erken uyarılarda bulunan Nilüfer Göle’ye sordum. El cevap: “Sağ milliyetçi hareketler, Müslümanların Avrupa’daki varlığına karşı siyaset ürettikçe popülerlik kazanıyorlar. Artık siyasî söylemi belirleyen, Müslümanların uyum sorunları değil; aksine onların görünürlük kazanmış olmaları. Dolayısıyla artık kendilerinden beklenen asimile olmaları, yani dinî ve kültürel farklılıklarını silmeleri.
Hatırlayalım: 1989 yılı, bugünkü dönemin bir girizgâhı niteliğindeydi. Fransa’da ilk kez okullarda başörtüsü meselesi tartışılmaya başlanmıştı. Ve o günden bu yana toplumun gündeminden düşmedi. Aynı yıl İngiltere’de, Şeytan Ayetleri’nin yazarı Salman Rüştü’ye karşı Ayetullah Humeynî tarafından çıkarılan ölüm fetvası büyük şok yaratmıştı. Yine o dönemde Müslümanların gündelik yaşamda dinlerine uygun yaşama arzularının yanı sıra İslam adına uygulanan şiddeti meşrulaştırılma çabaları söz konusuydu. Bu iki olgunun birbirine karıştırılmaması gerektiğinin altı o dönemde özellikle çizilmişti; ancak zaman içinde bu ayrım giderek unutuldu gitti. Şiddet sarmalı sürerken Müslümanların dinî vecibelerini Avrupa koşullarında hayata geçirme pratikleri yasaklanmaya başlandı.
Yaklaşık onbeş yıl önce Avrupa çapında yürüttüğüm araştırmada, kamusal alanda Müslümanların görünürlüğünü ve bu nedenle ortaya çıkan kültürel ihtilafları incelemiştim. Bu ihtilaflar başörtüsü, helal tüketim, cami inşası ve dinin temsili konularında yoğunlaşıyordu. Söz konusu talepler, sıradan Müslümanların gündelik yaşamlarında Avrupa toplumuna dâhil olma arzularını ortaya koyuyordu. Ancak onların kamusal alanda görünürlük kazanmaları Avrupa kamuoylarında ısrarla şiddet tınılı İslamcılıkla özdeşleştiriliyor ve bu doğrultuda bir dizi yasaklayıcı yasa çıkıyordu”.
Yakın tarihe ve bugüne bakılınca Avrupa’nın imtihanı geçemediğini söylemek abartı değil.
***
Temennim 2026’nın 2025’i aratmaması…

