Bir devlet bunu neden yapar?
Geçtiğimiz hafta Agos’ta İşhan Erdinç’in azınlık okullarına öğrenci kısıtlamasıyla ilgili haberini görmüşsünüzdür. Özetlemek gerekirse, 2012 yılında çıkarılan bir yönetmelikle yabancı uyruklu öğrencilerin özel okullarda asil değil ama misafir öğrenci statüsünde eğitim görmelerine müsaade edilmişti. Bu öğrencilere diploma değil aldıkları notları gösteren bir belge verilebiliyordu. Bu düzenlemeye istinaden de Ermenistan veya Suriye uyruklu Ermeni çocukları Türkiye’deki Ermeni okullarında derslere girebiliyorlardı. Aslında bu düzenlemenin kendisi yetersiz, mağduriyetlere yol açan bir düzenlemeydi zira dediğimiz gibi öğrenciler diploma alamıyorlardı. Aynı öğrencilere devlet okullarına devam etmeleri halinde diploma verilirken Ermeni okullarına devamla diploma hakkı kazanamamaları hem bir eğitim hakkı ihlali hem de bir çelişkiydi. Kaldı ki, devlet okullarının Ermenistan’dan veya Suriye’den (veya ileride ortaya çıkabilecek farklı bir durumla farklı bir ülkeden) gelen Ermeni öğrencilere kendi anadillerinde eğitim verme imkânı haliyle yoktu, hâlâ da yok. Dolayısıyla, bu çocukların Ermeni okullarında resmen okuyup, resmi diploma almaları akla ve vicdana en uygun çözümdü.
Gelgelelim, bu yönde bir iyileştirme beklenirken var olandan da geriye gidilerek bu çocukların misafir öğrenci statüsü de ellerinden alınıyor ve Ermeni okullarına devam olanakları ortadan kaldırılarak devlet okullarına devamları mecburi kılınıyor. (Bu, yalnız Ermeni okulları için geçerli bir düzenleme olmayacak muhtemelen. Rum ve Yahudi okulları da dahil olacak.)
Şimdi elimizdeki soru şu: bir devlet neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyar; neden bu çocukların aynı dili konuşan akranlarıyla birlikte eğitim almasını engellemek ister?
Bu soruyu cevaplamak için kısa bir arka plan bilgisi vermekte fayda var. Türkiye’deki Ermeni (ve diğer azınlık) okulları 2007 tarih ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında, yani özel okullar, yabancı okullar ve hatta özel sürücü kursları gibi ilgisiz alakasız kurumlarla aynı kanun bünyesinde ele alınır. Bunun kendisi aslında gerçekle uyumlu olmayan bir durumdur çünkü Ermeni ve diğer azınlık okulları bu tanımlardan hiçbirine uymazlar. Kâr amacı güden özel şahısların açtığı okullar değillerdir; yabancı uyrukluların açtığı okullar da değillerdir, sürücü kursu hiç değillerdir! Bu okulların, fiili kimlikleriyle uyumlu, onları oldukları gibi tanımlayan farklı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Fakat, özel okul sayılmalarına rağmen istedikleri her öğrenciyi de kaydedemezler çünkü söz konusu kanunun 2. ve 5. maddelerinde bu okullarda yalnız o azınlığa mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çocuklarının okuyabileceği hükme bağlanmıştır. Bu yazıda konumuz o değil ama “azınlık grubuna mensupluk”, bunun nasıl tanımlanacağı ve tespit edileceği öteden beri bir sorun teşkil eder. Bugün konumuz olan yabancı uyruklu öğrencilerin okullara kabul edilmeme sorununun kökü de bu kanunun zikrettiğimiz maddeleridir. 2012’deki yönetmelik bu kısıtlamaya bir esneklik getirmişti.
Bu arka plan bilgisinden sonra sorumuza geri dönecek olursak, neden devlet yabancı uyruklu Ermeni öğrencilerin Türkiye’deki Ermeni okullarında eğitim almasını ve hatta bulunmasını istemez? Bunlar, Türkiye devletinin yasaları, müfredatı çerçevesinde, devletin denetimi altında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının devam ettiği okullar neticede. Bu okullara vatandaşlar için sakıncalı değil de yabancı uyruklular için mi sakıncalı? Eğer bakış buysa…
Lafı hiç eğip bükmeden söyleyelim: ilk günden beri Türkiye’de devletin amacı Türk-Müslüman diğer azınlıkların yanı sıra Ermenilerin sayısını mümkün olduğunca azaltmak, hatta bitirmek; Ermeni kimliğini çözmek, zayıflatmak, eritmek oldu. Okulları kontrol ve baskı altında tutmak bu politikanın tabii ki en önemli parçasıydı. Nitekim, bu politika uygulayıcıları açısından başarılı da oldu. Nüfusa paralel olarak Ermeni okullarındaki öğrenci sayısı da düzenli biçimde azaldı ve halen de azalıyor.
Dolayısıyla, bu okullara dışarıdan gelecek bir öğrenci takviyesi, küçük de olsa yeni bir enerji devletin istemeyeceği bir şeydir. Başka bir deyişle, amaç öğrenci sayısını azaltmakken sayıyı arttıracak bir adım atılması devlet politikasıyla çelişir. Nicelikle ilgili bu durumun yanı sıra, Ermenistanlı öğrenciler Ermeni kimliğine de niteliksel bir katkıyı, bir etkileşimi de beraberinde getirmiştir. Yani, İşhan Erdinç söz konusu haberinde “Ermenistanlı öğrencilerin 14 yıldır Ermeni okullarında eğitim görmesi, Türkiyeli Ermeniler ile Ermenistanlı öğrenciler arasında diyalog kurulmasına da olanak sağlıyor”, derken bilerek veya bilmeyerek tam da devletin neden misafir öğrenci uygulamasını sonlandırma kararı aldığını işaret etmiş oluyordu.
Aradan 14 sene geçtikten sonra bunu söylemek her ne kadar hukuken ve vicdanen kabul edilemez olsa da yetkililerin ‘O düzenleme aslında sizin okulunuzu kapsamıyor’, sözünün son derece samimi ve gerçek olduğunu düşünüyorum. Bu, muhtemelen gözden kaçırdıkları bir haldi, bugün fark ettiler. Fark etmelerini sağlayan da sanırım MAZLUM-DER’in öğrencilerin hak ihlallerinin ortadan kaldırılıp asil öğrenci statüsüyle diploma alabilmeleri için yaptığı iyi niyetli girişim oldu.
Gerekçelerin bunlar olmadığını iddia edenler, akla, mantığa ve vicdana uygun başka gerekçeler söyleyebilirler mi?


